BirDevrinSonu
Üye
-
- Katılım
- Ocak 10, 2010
-
- Mesajlar
- 38,600
-
- Tepkime puanı
- 3,180
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Napıcan ?
Çocuğumuzun sorduğu sorulara yapılan açıklamalarımızda somut, net ve mümkün olduğunca az sözcükle oluşturulan ifadeler kullanılmalıdır.
Mesela okul öncesi dönemde ve ilk çocukluk yıllarında sevgiyi tanımlayamayan ve kelime olarak ne demek istediğini anlayamayan çocuk duygusal olarak sevgiyi hisseder ve yaşar. Ona göre sevgi, anne-babasının onunla oyun oynaması, ona yemek yedirmesi, temel ihtiyaçlarını karşılaması, okşaması, merhamet göstermesi, öpmesi, sarılması, dokunmasıdır. “Seni seviyorum” sözcüğünü bu temel ihtiyaçlarından biri karşılandıktan sonra zikretmek çocuğun zihninde bağlantı kurmasını ve anlamasını sağlayacaktır.
Her çocuk öğrenme hızında ve alanında farklılık gösterir. Bunu anne babanın iyi bir gözlemle ve içgüdüsel tarifleriyle anlama yeteneğine sahiptir. Çocuğa asla istemediği bilgiyi gelişim döneminin üzerindeyse itelememek lazımdır. Evet, bu bir “iteleme” işine dönüşür ve öğrenmenin keyfini yaşayamaz ve merak duygusu körelir.
Çocukların hayret duyguları soyut veya somut gelişim dönemlerinde öğrenmenin oluşabilmesi için önemli bir etkendir. Bu nedenle bu duyguların öldürülmemesi için çocukların geçiştirilmemesi veya bilgi bombardımanına tutulmaması gerekir.
Mesela yeşil bulut çizmek isteyen çocuğa “aaa, hiç yeşil bulut olur mu?” gibi bir yönlendirme olmamalıdır. Yahut “neden yağmur yağar” diye soran çocuğa “Sen çok terlediğinde vücudunda neler oluyor?” diye başka bir soru sorup, çocuğun cevabını kendinin bulmasını sağlayacağı yönlendirmeler de yapılabilir. Bunu yaparken ise çocuğun kavrayabileceği kelimeler ve cümleler seçilmeye özen gösterilmelidir.
Şu da vakadır ki, ilk defa gökkuşağı gören bir çocuğa “Anne bak Allah gökyüzünü rengârenk boyamış” dediğinde “Tabi öyle evladım ama şimdi bilimsel olarak onun açıklaması var deyip” bir yığın bilgiyi ona yük etmenin, heyecanını öldürmenin gerçekten anlamı yoktur.
Aşk emek ister. Aşkımıza göstereceğimiz hassas dokunuşlar ebediyen devam edecektir. Minik prens veya prensesimizin soyut kavramlara karşı ilgisi, özellikle hangi kavramlardan nasıl bahsedilmesi gerektiği üzerinde detaylı olarak duracağız. Emeğimizin zayi olmaması, sevgimizin zarar vericiliğe dönüşmemesi için çocuğumuzu hiç belirsizlikle baş başa bırakmayalım. Ellerinden hep tuttuğumuzu ve sadece yönlendirici olduğumuzu, sorularıyla ruhumuzu neşelendirdiğinden hep emin olsun miniğimiz… Zira ancak çocuklar sorularına cevap aldıklarında rahatlar ve güvende hissederler. Aynı zamanda da, soru sormak, sorgulamak ve bu yolla hayatı ve dünyayı keşfetmek yolunda cesaret ve destek bulurlar.
Mesela okul öncesi dönemde ve ilk çocukluk yıllarında sevgiyi tanımlayamayan ve kelime olarak ne demek istediğini anlayamayan çocuk duygusal olarak sevgiyi hisseder ve yaşar. Ona göre sevgi, anne-babasının onunla oyun oynaması, ona yemek yedirmesi, temel ihtiyaçlarını karşılaması, okşaması, merhamet göstermesi, öpmesi, sarılması, dokunmasıdır. “Seni seviyorum” sözcüğünü bu temel ihtiyaçlarından biri karşılandıktan sonra zikretmek çocuğun zihninde bağlantı kurmasını ve anlamasını sağlayacaktır.
Her çocuk öğrenme hızında ve alanında farklılık gösterir. Bunu anne babanın iyi bir gözlemle ve içgüdüsel tarifleriyle anlama yeteneğine sahiptir. Çocuğa asla istemediği bilgiyi gelişim döneminin üzerindeyse itelememek lazımdır. Evet, bu bir “iteleme” işine dönüşür ve öğrenmenin keyfini yaşayamaz ve merak duygusu körelir.
Çocukların hayret duyguları soyut veya somut gelişim dönemlerinde öğrenmenin oluşabilmesi için önemli bir etkendir. Bu nedenle bu duyguların öldürülmemesi için çocukların geçiştirilmemesi veya bilgi bombardımanına tutulmaması gerekir.
Mesela yeşil bulut çizmek isteyen çocuğa “aaa, hiç yeşil bulut olur mu?” gibi bir yönlendirme olmamalıdır. Yahut “neden yağmur yağar” diye soran çocuğa “Sen çok terlediğinde vücudunda neler oluyor?” diye başka bir soru sorup, çocuğun cevabını kendinin bulmasını sağlayacağı yönlendirmeler de yapılabilir. Bunu yaparken ise çocuğun kavrayabileceği kelimeler ve cümleler seçilmeye özen gösterilmelidir.
Şu da vakadır ki, ilk defa gökkuşağı gören bir çocuğa “Anne bak Allah gökyüzünü rengârenk boyamış” dediğinde “Tabi öyle evladım ama şimdi bilimsel olarak onun açıklaması var deyip” bir yığın bilgiyi ona yük etmenin, heyecanını öldürmenin gerçekten anlamı yoktur.
Aşk emek ister. Aşkımıza göstereceğimiz hassas dokunuşlar ebediyen devam edecektir. Minik prens veya prensesimizin soyut kavramlara karşı ilgisi, özellikle hangi kavramlardan nasıl bahsedilmesi gerektiği üzerinde detaylı olarak duracağız. Emeğimizin zayi olmaması, sevgimizin zarar vericiliğe dönüşmemesi için çocuğumuzu hiç belirsizlikle baş başa bırakmayalım. Ellerinden hep tuttuğumuzu ve sadece yönlendirici olduğumuzu, sorularıyla ruhumuzu neşelendirdiğinden hep emin olsun miniğimiz… Zira ancak çocuklar sorularına cevap aldıklarında rahatlar ve güvende hissederler. Aynı zamanda da, soru sormak, sorgulamak ve bu yolla hayatı ve dünyayı keşfetmek yolunda cesaret ve destek bulurlar.