Cinsiyetsizlik projesi...

Konu sahibi son olarak 22 gün önce görüldü
Bu proje, Siyonizm’in en sinsi projelerinden birisidir. Çünkü bu proje ABD Büyükelçiliği, Avrupa Birliği, Ford Vakfı, Rockefeller Vakfı, Soros Vakfı gibi uluslararası Siyonist kuruluşlar tarafından desteklenmektedir.

“Yeniden yazmaya var mısın?” sloganıyla kadın erkek rollerinin yeniden yazılmasını hedefleyen, 2 yıl boyunca pilot uygulama olarak 10 ilde, 40 okulda yürütülmüş, 57.000 öğrenciye ulaşmış bu proje, British Council ve AB tarafından finanse edilen, Batı kaynaklı, tam bir ekini ve nesli bozma, kadını kadınlıktan, erkeği de erkeklikten çıkararak fıtrata müdahale etme projesidir.

Bu projenin savunucularına göre aile demek şiddet demektir. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliği savunucuları aileyi, kadına ve çocuğa şiddetin üretildiği tehlikeli bir mekân olarak gösterip, özellikle aile ve şiddet kavramlarının birlikte kullanıldığı reklâmlar, görseller, paneller ve tanıtımlarla evliliği ve yuva kurmayı gençlere büyük bir risk ve tehlike olarak sunmaktadırlar. Bu algı, manipülasyon ve çarpıtmalarla yapılmak istenen ya aile kurulmasının önüne geçmek ya da zihinsel alt yapıyı oluşturarak kurulan ailelerin en kısa süre de yıkılmasını sağlamaktır.

Bu proje bir toplumsal cinnet projesidir. Çünkü bu toplumsal cinnet projesinin uygulandığı ülkelerden İsveç’te 2011 yılında evliliklerin yaklaşık yarısı boşanmayla sonuçlanmış, her yıl yaklaşık 150 bin kadın da şiddete maruz kalmıştır. İzlanda’da toplumun yüzde 32’si ya hiç evlenmemiş ya da boşanmıştır. 1960’da evlilik dışı doğum oranı yüzde 25 iken 2011’de doğan çocukların yüzde 65’i evlilik dışıdır. Kadınların yüzde 42’si herhangi bir erkekten şiddete maruz kalmıştır. Aynı projenin uygulandığı Norveç’in başkenti Oslo’da insanların yaklaşık yüzde 50’si tek başına yaşamaktadır.

Bu proje anneliği, eşliği ve ev hanımlığını yok etmek üzere tasarlanmış bir projedir. Çünkü projenin savunucuları, eşitlik ve özgürlük gibi algılarla ev hanımlığını ve anneliği tahammül edilmesi güç bir durum ve kadının özgürlük alanını kısıtlayan, geleneklerin ve dinin kadının sırtına yüklediği bir angarya gibi sunmaktadırlar.

Evlenmeden (sperm bankaları), doğurmadan (yapay rahim) ve emzirmeden (süt bankaları) mümkün olabilecek bir “anneliğin” imkânları var edilmeye çalışılmaktadır. Hatta bugün yumurta bankalarının da devreye girmesiyle “erkek” ve “kadına” ihtiyaç duyulmadan çocuk üretimi çalışmaları yapılmaktadır.

Bu proje, iffet ve namus kavramlarını kökünden kazımaya yönelik bir projedir. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliği savunucuları namus kavramını ataerkil bir kavram olarak ele almaktadır. Buna göre namus kavramı kadının erkek tarafından kontrol edilmesini sağlayan; ayrımcılık ve şiddet üreten bir kavram olarak ifade edilmektedir. Bu yüzden kadın hareketlerinin talepleriyle TCK’dan edep, ırz, namus, hayâ gibi kavramlar çıkarılmıştır.

Bu proje, bir fıtrata müdahale projesidir. Çünkü bu projenin savunucuları biyolojik cinsiyetten farklı olarak LGBTİ gibi sapkınlıkları da toplumun nazarında farklı cinsel yönelimler olarak sıradanlaştırarak, normalleştirerek ve makul hale getirerek topluma sunmaktadırlar
(alıntı)
 
Sırf dini değerler olmasın da batıdan gelen her şeye yüreğinde yer verenler ibneliklerini de keşke başka ülkede yaşasalar da o iğrençliklerini bizim çocuklarımızdan uzak tutsalar...
 
  • Beğen
Tepkiler: 0
Evet, çoçuklariminda ibne olmasini isterdim.
Evet kürt solunun geldiği son noktayı da görmüş olduk (temsil ettiğin düşünce gereği) :)
Kusura bakma da Allah böylesi istekleri olanı helak ediyor. Ülke ve toprakla ödüllendirmiyor :))
 
İnsanın hetero ya da homo doğduğuna inanmıyorum. Yani insan ya hetero ya da homodur gibi ikili kıskaçlardan kaçınmak gerektiğini düşünüyorum. Bir erkek ya da kadın olarak “ben sadece erkeklere/kadınlara ilgi duyuyorum” demek bana göre bir saçmalık. Neyine ilgi duyuyorsun? Çünkü henüz cinsiyetlerin bir kurgu olduğunu bile sorunsallaştırmamıştır. (Ne demek kadın ya da erkek? Penisin varlığı ve yokluğu, doğurganlık özelliğine bağlı kalçanın omza kıyasla genişliği, tarih ve kültür içerisinde ekonomide işbölümüne bağlı olarak fiziksel kuvvetler, değerler, yargılar, toplumsal cinsiyet.) Öte yandan ilgiyi salt cinsel organların varlığına/yokluğuna indirgemek gibi bir hataya düşmüştür.

Bir çocuğum yok, şayet olsaydı da heteroyum ya da homoyum dediğinde buna dair bir tepkim olmazdı, sadece herkese anlatabileceğim gibi ona da cinselliğin her yerde olduğunu, her şeyin cinsel olduğunu, bir kediyi okşarken de, biriyle sevişirken de, bir kitabı okurken de aynı libidoyla hareket ettiğimizi ama tarzlarının farklı olduğunu, cinsiyeti illa varsayacaksak da bireyin sayısız cinsiyeti olabileceğini (Deleuze birey sayısı kadar cinsiyetin olabildiğini öne sürüyordu) arzu akışlarımızı bize kudret ve neşe katacak şekilde sağlamamız gerektiğini, herhangi bir kurumsal, ahlaki sınırı pek umursamamak gerektiğini ve arzuların organizasyonuna bağlı toplumsal düzenlerde bu sınır ve duvarlar sürekli karşımıza çıktığında da bu duvarlarda delikler, çatlaklar açıp aktığımız oranda yaşadığımızı hissettiğimizi anlatırdım sevgili şüh. hanım...
 
Bu durumu farklı kılıflara büründürerek demogoji yapmaya gerek yok. Bunu ortaya atanların ulaşmak istedikleri sonuçları iyi okumak lazım. Yaratılışı bozmaya yönelik bu tür şeyler İsrailde oluyor mu? Veya siyonizmin temsilcisi İsrail neden erkek çocuklarını ibne olarak değil de eline silah vererek İslam düşmanı bir asker olarak yetiştiriyor. Ve kendi yüce hedefleri doğrultusunda saf milletleri kullanıyor. Neden arzı mevud, neden kıyamet savaşları, neden ahlaki yozlaşma? Bu sorulara bir Yahudi gözüyle bakıp, cvplar bulabildiğin zaman anlarsın bu kadar basit ve normal olmadığını...)
 
Geri