Cinsel problemler Aşk önünde engel olur mu ?

Konu sahibi son olarak 1 gün önce görüldü
Yaşanan cinsel sorunlar ilişkide hissedilen aşkın bitmesine sebep olacak derecede büyük müdür ?
 
İki cinsi birbirine yaklaştıran, aralarındaki cinsel çekimdir.
Bu çekim sonucu birbirlerine daha yakın olmayı arzularlar ve bedenen birleşirler. Buna "cinsellik" denir.
Cinsel problemler denildiğinde aklıma temel olarak ereksiyon problemi, erken boşalma ve vajinismus geliyor; üçünün de temelinde stres ve korkular mevcut.
Eğer iki taraf da bu korkularıyla evlenmeden önce yüzleşmemiş, nedenlerini bulamamış ve korkularını atlatmamışsa, aşkın yaşanmasında yani cinsellikte sıkıntılar oluşur.
Yaşanamayan aşk söner, kişiler birbirinden soğur ve ayrılırlar.
 
Aşkı tamamen soyutluyorum
İlişkilerde, evlilikte etkiler elbet.
 
İlişki,flört ya da evlilik demek daha doğru ya.
Aşk çok ayrı çok farklı bir dünya bana göre.
Konuya gelirsek problem elbette olur,hele evlilikte.
Genel olarak toplum yadırgamasına maruz kalmadan sevişebilmek için evlenir insanlar zaten.Bir nevi yaşanılan kültüre saygı. Evlilik eşittir cinsellik neredeyse bu durumun kutlanması da düğün oluyor.
İşte efendim kafamız uydu da, ruh ikiziyiz de bilmem ne de geçiniz.
Seks mevzu seks, gayet doğal utanmayın bu kadar.
İmza atmadan ruh ikizi olamiyorsunuz sanki.
 
İlişki flört ve evlilik desek zaten yüzde 99 engel olur diyecek aşkı sordum. Aşkı ne olarak görüyoruz? Mesela simeranya aşkın meyvesi olarak cinselliği belirtmiş. Herkesin aşk görüşüne göre verebileceği bir cevabı olabilir.
 
Ekşi'de bu soruya cevap olabilecek bir entrye denk gelmiştim.Alıntılamıştım tekrar edeyim.
Sonuna kadar okuyun;bence beğeneceksiniz.

quente beyden alıntı (eksisozluk)

ben 19 o da 17 yaşındaydı.
aynı mahallede yaşıyorduk.
çok uzun süre sadece bakıştık.
okuldan çıkıp evine gittiği yolda beklerdim onu.
yalnız, sap gibi beklemeye utanırdım.
yanıma hep bir arkadaşımı alırdım.

okuldan çıkıp beklediğim yerde yanımdan geçmesi 2-3 dakika sürerdi.
tabi o da hiç yalnız olmazdı.
yanımdan geçerken başını kaldırır gözlerimin içine bakardı.
bu en fazla 2 saniye sürerdi.
işte ben bu iki saniyenin gelmesi için 23 saat, 59 dakika, 58 saniye beklerdim...
ama bilirdim o iki saniyede onun da kalbinin yerinden çıktığını...
sonra uzun uzun ardından bakardım.

aylar geçmişti, hiç konuşma fırsatı bulamamıştık.
ancak başkasıyla konuştuğunda sesini duyardım.
sonra, arkadaşlarla haber falan yollamaya başladık birbirimize.
yazılı küçük notlar.
cep telefonu, whatsapp, face daha yoktu...

bana yazdığı ilk notu hatırlıyorum.
'yarın benim için keten pantolonunu ve mavi gömleğini giyer misin?'
emri olurdu, başımın üstüne, giymez miydim?

ufak ufak konuşmaya başlamıştık.
hatta küçük buluşmalar.
bursa'da kuytu köşelerdeki çay bahçelerinin en kuytu köşelerinde...
bunların birinde bir iki kere eline dokundum.
ateş basmıştı her yerimi.
o da kızarmıştı.

'en çok neyimi seviyorsun' diye sorduğunda,
'yeşil gözlerini' dedim.
çok bozuldu.
'benim gözlerim mavi' dedi.
utandım, oldum olası yeşil ve maviyi hep karıştırmışımdır.

sarı saçlı, mavi gözlü, narin yapılı, sanki bu dünyaya
ait değilmiş kadar güzeldi.
konservatuara da gidiyordu çok güzel şarkı söylediğini söylemişlerdi.
ben hiç duymamıştım.

bazen, keşke bu kadar güzel olmasaydı diye düşünürdüm.
biraz kusuru falan olsaydı keşke.
varmış zaten, sadece o an bilmiyormuşuz.

2 yıl falan geçti aradan.
herkesin dört gözle beklediği yaz mevsimi bizim kabusumuzdu.
çünkü yaz geldiğinde aylarca görüşemezdik.
dedim ya cep telefonu falan da yok.

okullar tatil olduğunda onlar ailece yazlığa gider
ben de bir kadın ayakkabıcısı dükkanında tezgahtarlık yapardım.
böyle günlerden birinde çalıştığım dükkana geldi.
hem de yalnız.
elim ayağıma karıştı.
bana dedi ki,
'akşama bilmem kim ablanın doğum günü var, sen de gelir misin?'
'sen istersen gelirim tabi' dedim.
meali;
'gelirim tabi, koşa koşa gelirim, öyle hızlı koşarım ki ayaklarım götüme çarpar'

bilmem kim ablanın ailesiyle onun ailesi çok sık görüşürlerdi.
bilmem kim abla beni, bizi bilir, sokakta karşılaştığımızda,
hınzırca 'kim olduğunu biliyorum' bakışı atardı bana.

akşam eve geldiğimde hemen duş aldım.
keten pantolonumu, mavi gömleğimi anneme ütülettim.
o seviyor diye yaz kış onları giyebilirdim.
tıraş oldum, yüzüme eyüp sabri tuncer limon kolonyası sürdüm.
saçlarımı taradım.
sonra aklıma babamın çam kokulu pino parfümü geldi.
kolonya sürdüğüm yerleri yeniden yıkadım, onu sürdüm.

bilmem kim ablanın evine gittim.
utangaç bir tavırla bir kenara iliştim.
bilmem kim abla bizden 7-8 yaş büyük olduğu için arkadaşları da büyüktü.
ortam, abla ağırlıklıydı.

bir ara hadi bakalım bize bir şarkı söyle dediler sevdiceğime...
o şarkıyı, o an ilk kez duymuştum.

hatırla sevgilim o mesut geceyi

bana sen öğrettin, aşkı sevdayı
ne çabuk unuttun beni sen hercâî
beni mecnûn ettin, sen de olasın
aşkımı inkâr edersen allâh'tan bulasın...

son iki dizeyi gözlerimin içine baka baka söylemişti.
abartmıyorum, hayatımda duyduğum en güzel sesti...

sanırım üçüncü yılımızdı.
artık herkes bizi biliyordu.
bilmiyormuş gibi davranan sadece onun ailesiydi.
fakat hala hiç öpüşmemiştik.

yazın sonbahara döndüğü zamanlardan birinde.
yazlık işimin son günleriydi.
iş bitecek okula dönecektim.
o gün bana uğrayacaktı.
plan yaptım.
bugün onu dudaklarından öpecektim.
şimdi size şaka gibi geliyor biliyorum ama gerçek bu...
3 yıl olmuştu ve biz hala öpüşmemiştik.

akşam üzeri dükkana geldi.
ortam hazırdı, yalnızdım.
içeri girdiğinde bir tuhaftı yüzü.
gözlerinde o bildik ışıltı yoktu.

'quente, ben senden ayrılmak istiyorum' dedi.
dünya başıma yıkıldı...
'neden, ne oldu ki, ne yaptım' dedim.
'quente, benim çocuğum olmayacakmış, haftaya yumurtalıklarımdan ameliyat olacağım' dedi.

dondum kaldım.
ağlamaya başladı.
ağlamaya başladım.

'ben çocuk sevmem ki' dedim.
'olmasın işte, ne güzel, her yer çocuk zaten' dedim.

katıla katıla ağlamaya başladı.
dükkanı içeriden kilitledim, ışıklarını kapadım.
sarıldım, saçlarını okşadım, okşadım.
bir süre öyle kaldık.

ıslak, maviş gözleriyle gözlerimin içine baktı.
'doğru mu söylüyorsun quente' dedi.
'tüm kalbimle doğru söylüyorum' dedim.
doğru söylüyordum.

dudaklarını uzatıp dudaklarımdan öptü beni.
narin bedenine sıkı ama onu incitmekten de korkarak sarıldım.
3. yılımızda ilk defa öpüşmüştük.

ameliyat olduğu gün hastanenin bahçesinde bekledim.
sadece bilmem kim abla ve arkadaşlarından durumu öğrenebiliyordum.
ameliyattan çıktı dediler, sorun yok, başarılı geçmiş.
sabah sekizden beri hastane bahçesindeydim ve gece yarısı olmuştu.
bilmem kim abla odasını dışarıdan tarif etti bana...
'bak şu işte üçüncü kat, soldan ikinci, ışıkları yanan,
perdeleri yarıya kadar açık olan var ya, işte o odada.'

sanki kalkıp pencereden bana bakacakmış gibi saatlerce perdeleri yarı açık odaya baktım.
aradan 3-4 gün geçti.
taburcu oldu evine geldi.
bana yine haber getiriyor arkadaşları iyi, merak etme diye.
ama bir şeyler ters gidiyor, biliyorum, hissediyorum.

sonra dediler ki yeniden hastaneye yattı...
neden?
kimse bilmiyor.
'yine ameliyat olacakmış' dediler.

bilmem kim abla evimize geldi.
morali bozuk.
kan değerlerinde bir şeyler varmış.
tahliller kötüymüş.
elinde katlanmış bir kağıt vardı, bana uzattı.
okudum notu.

'bana bir şey olursa, eğer seni yeniden göremezsem çok üzüleceğim ama
mutlaka bir çocuğun olsun, keşke bunu sana ben verebilseydim,
sen, benim ilk ve tek aşkımsın' yazıyordu.

boğazım düğümlendi derler ya.
boğaz, göz, ağız, burun düğümlenmemiş hiçbir şey kalmadı bende.
ertesi gün yine ameliyat.
sebebini sonradan öğrendim.
ilk ameliyatta doktor içinde gazlı bez midir nedir bir şeyler unutmuş,
ondan mikrop kapmış falan filan...

ameliyattan çıktı ama bu kez hastaneden çıkamadı.
tabutu, sanki içinde kuş varmış gibi hafifti.
çok kilo verdi, eridi dediler sonradan.

aradan çok uzun yıllar geçti, haliyle o anki yaşadıklarımı şu an kelimelere dökemiyorum.
3 yılda, 3-4 kez elini tuttuğum, 1 kez öptüğüm sarı saçlım, mavi gözlüm, ilk aşkım...

sevgililerim oldu, evlendim, boşandım, bir oğlum var.
bunların hepsini biliyorsundur zaten ama
ilişkimizin saflığını her ilişkimde arıyorum.
tam buldum derken bulamadığımın,
asla da bulamayacağımın farkına varıyorum.

huzur içinde uyu...
 
Blutv’de 7yüz diye bir dizi var hah işte onun 7. (Son) Bölümü de bu konuya benzer bir hikayeyi işliyor tavsiye ederim
 
Evlenmeden olmaz da bir cinsel problem olarak varsayabilir miyiz?
 
Malumatım yok bu konuda..
 
Cinsel problemler yarım kalan aşklara engel değildir. Ekşi'den alıntı yapılan hikayede de yarım kalan bir aşk söz konusu zaten.
Eğer o aşk yarım kalmasaydı, çiftler evlenseydi ve cinsel problemler ortaya çıksaydı , bence ortada aşk da kalmazdı.
Çünkü cinsellik olmayan aşk, sözleşmeli arkadaşlıktan öteye geçemez.
Günümüzde dahi cinsellik nedeniyle birçok evlilik son buluyor.
 
Arkadaşlar vermeyecekseniz oyalamayın bi' sürü bekleyen var.

Ay pardon konuları karıştırdım bilmiyorum bu kano hakkında bi' şey diyemem herkesin kendi cinselliği, kimse kimsenin cinselliğine cinselleşmemelidir, evet memelidir...​
 
sen hiç aşkla seviştin mi
diye sormuşlar şaire
ben hep şiir yazdım demiş
 
Geri