Chiron

S
  • Kullanıcı Simurg
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
Kaç kere daha geleceksin dünyaya?
Kaç tane daha senden bir sen daha olacak?
Kaç kere daha bir saniye öncesini yaşayacaksın?
Kaç tane daha hayal kırıklığı yaşayacaksın?
Kaç kere daha yıkılacak,Kaç tane daha parçalara ayrılacaksın?
Anlaman için ?
 
Bazen tek ihtiyacımız uzun bir tren yolculuğudur.
Başımızı cama yaslayıp,yollarla beraber dertlerimizin akıp gitmesidir...
Öyle olmasa dahi,öyle olduğunu varsaymamız...
Öyle anlar olur ki; 160 sınırlarınsa dolaşsa da IQ'muz,envai türden ve kuvvete muhtemel çok çok iyi çok çok samimi insanla dolup taşsa da dört bir yanımız,söküp atamayız beynimizdeki ve de kalbimizdeki bazı şeyleri...
Uzaklar,uzun yolculuklar,sağlıklı ve kaçınılmaması gereken bir yalnızlık...
İyi gelir,deneyin arada.
 
İnsanların iğrenç birer yaratık olma konusunda potansiyel bir sınırın olmadığını fark ettikçe soğursun onlardan...
Öylesine koyu , öylesine derin , öylesine merhametsizce soğursun...
Esmeyi unutan rüzgar,yağmayı unutan yağmur, burnunuzu yalayarak uyandırmayı unutan kediniz/köpeğiniz, sınır durumlar hariç insan teması içeren olaylardan daha çok dert olmaya başlar size.
Sorgulamaya,anlamaya,empati kumaya,sevmeye,kızmaya üşenirsiniz...
'İçinden gelmemek' eylemini beyninizden DNA dizilimlerinize kadar hissedersiniz...
Özetle hayattaki temel güdünüzün (mutluluk/ideal her neyse) tatmin olması için insan teması içeren bir amaç edinmenizin zorunlu olmadığını fark ettiyseniz, çok fazla şey fark etmişsinizdir bu zamana dek.
'Haddinden fazla'.
 
Duymayı arzu ettiklerinizi duymak istersiniz çoğunlukla, duymak istediklerinizin çoğu zaman zaafınız olduğunu bilmeden umarsınız bunu...
İhanete uğruyorsanız,zaafınız 'Seni seviyorum' ise, bunu işittikten sonra şüphe kanallarınız körelir ve huzurla başınızı yastığınıza koyarak gününüzü noktalarsınız.
Zaaflar... iyiden iyiye tanınması gereken meretler...
Sevilmeyi istemek, bunu ballı sözlerle işitmeyi istemek sevimli bir arzu değil esasında.
İlla tatlışlık mı katmak istiyorsunuz? bunun zaaf olduğunu bilip,sizi gerçekten sevenlerin de zaaflarınızla işlerinin olmayacağını unutmayın öyleyse.
Arzular,şehvetler,tutkular akıldan ırak kalmadıkça daha az tehlike arz ediyor.
 
Şu staj işini hallettim nihayet...
Ramazanın ilk gün portrelerinde yine insanlığın unutulduğu,müslüman olmanın sadece namaz kılmaktan ve oruç tutmaktan ibaret sayıldığı kareler vardı bolca.
Yüzyıllardır beyinler ya öldürüldü ya da şu zamanlarda olduğu gibi gölgede bırakıldı.Şekilcilikse evrile evrile popilik tahtından inmedi bir an bile.
Kediler diyorum,iyi ki varlar.
Yarım saatlik bir mırlama terapisi gün içindeki tüm tahammül zorlanmalarınızı rejenere edebilir...
 
Şaka maka bitiyor bu yıl da Chiron,bir bakmışım ki varsa ömür veda vakti de gelip çatmıştır.
Sabah sıcaktan bayılıp akşam fırtınaya tutulmaya kadar özleyeceğim bu şehri sanırım.
Nalçacılar'ı sevdim bu arada.
 
Bir kadın bir imam tarafından tacize uğrasa ve bunu ifşa etse bu durum ona kuvvete muhtemel 'şirret kadın' temalı sosyal statü kaybı olarak geri döner.
Çoğun beyin,normal nöron akışının olması gerektiği şekilde 'Kadın çok ağır konuşuyor ama bunun ispatlı,geçerli bir nedeni olabilir mi?' şeklinde düşünmez. Toplumsal rol repliği gereği 'İmama nasıl böyle konuşur?' şeklinde düşünür.
Toplumsal roller ne olduğunuzdan çoğu zaman daha mühimdir.
Pek çok kültürde imamlık,rahibelik gibi toplumsal şovalyelik statüsünde bir role sahip olmak, kendini ispat etmek için ekstra bir eyleme ihtiyaç duyulmasına mani olur.
Keza statünüz playboyluk ya da fahişelik ise, kaç tane yetimi ya da sokak hayvanını doyurduğunuzun da bir önemi olmayacaktır.
Rolünüz O.puluktur,size o biçilmiştir.
Toplum diyesi Allah vurmuştur bir kere,statünüzün gereklilikleri harici sergilediğiniz her eylem beyhude bir çabadır.
Şüphesiz ki çoğu insan saf karakteri sorgulamadan, hayatlarını maske-rol ekseninde hiç etmek gibi bir beyinsizlik delaleti ve hıyaneti içerisindedirler.

İçin daraldı değil mi?
Havalar ısındı,kapının önüne bir kap su koy.
Hayat daha iç genişletici olmaya başlayacak.​
 
Bir insan çölde su bulmuşçasına diline en çok neyi doluyorsa, genelde en çok o konuda zayıf,o konuda yaralı ya da o konuda yetersizdir.
Biri sizi sürekli sevdiğini söylüyorsa kuvvete muhtemel sevmiyordur,umrunda da değilsinizdir.
Biri sürekli mizah saçıp gülüyorsa içeride bir şeyler fazlasıyla ters gidiyordur; ruhunda kabuk bağlamayı bilmeyen yaralar vardır.
Biri sürekli saldırgan bir halde ise ciddi seviyede korku ve kaygı içerisindedir.

Gibi gibi ve gibi... demem o ki: Görüyor olmanız ve iştiyor olmanız yeterli değil salt doğru için.
En başta hissetmeniz gerekiyor karşınızdakini...
 
Bir insana ne kadar az anlam yüklerseniz bir o kadar güçlü hisseder,bir o kadar az hayal kırıklığına uğrarsınız.
 
Nasıl bir insansın sen Behiye teyze...
İTU mimarlık mezunu, Hobi olsun diye (?!) Boğaziçi Üniversitesi Felsefe bölümünde okuyan,maddi gücü yüksek bir kadın.
İlgimi çeken kısmın sonunu yazdım ilk esasında,severim devrik tabirleri.
Onu iki elinde büyük ketçap kovalarıyla Şile sahilinde görebilirsiniz.
Kovanın birinde salam dilimleri,diğerinde sakatat olur genelde.
Bazen de beşer kiloluk sularla görürsünüz kan ter içinde.
Kedileri köpekleri besliyordur,istisnasız her gün.
Üstü başı batar genelde.
Cami avlulusuna kedi yuvaları yapmış,yalıtımına kadar her şeyini tasarlamış.
Rahatsız olanlar olmuş,sesleri çıkmasın diye cami tuvaletlerini yıkıyor bazen gönüllü olarak.
Acayip tatlı bir gülüşü var.
Geçen bana Martı getirdi: ' Murat oğlum,sahilde izliyorum onu doğru düzgün uçamıyor,önüne attıklarımı da yutamıyor bir baksan' dedi, ben de baktım.
Mantarı varmış boğazında,ufak bir ilaç önerdim.
Ellerini kanata kanata (bkz.martı gagası) iyileşene kadar elleriyle ilacını içirdi,yemeğini yedirdi.
Bir kaç kez üzerine kusarken gördüm.Tepkisi şu: 'Oyy çocuğumun midesi mi bulanmış'.
İyileşti o martı.
Elinde bir balıkçı ağıyla dolaşır.
Yaralı hayvanları daha kolay yakalıyormuş,martı konusundaki yardımım için bana da hediye etti.
Son derece eğitimli,maddi gücü yüksek ve dibine kadar da "İNSAN"
Zerre kadar bir yukarıdan bakma,hakir görme,her hangi bir nedenle alay etme huyları yok.
Çocuklara,yaşlılara yaptığı yardımları saymıyorum bile.
Bir gemi dolusu hazine bulmuşçasına izliyorum kendisini elinde kovalarla her gördüğümde.
Elli dört yaşında,yalnız,bir çocuğu bir yakını kimsesi yok.
Yüzünden eksik etmediği gülümsemesinin ardında bir dünya hayal kırıklıkları var sanki.Hayat hikayesini o kadar çok merak ediyorum ki...
Bu dünyaya o kadar fazlasın ki Behiye teyze,hep mutlu ol hep...​
 
Herkes taze meyveyi alır lezzetine doyar,çürükse bir kenara atar; tazesinin de,çürüğünün de dişe değene kadarki macerası kimin umrunda?
 
'Hayatta her şeye hazırlıklı olmak lazım' sözüne iştirak edecek kadar hazırlanma süresi tanıyor mu ki hayat?
Hangisine,hangi birine,hangi ihtimale hazırlanacaksın?
Peki bir deli cesaretiyle; ölümü,kaybı,terk edilişleri düşünmeden nefes almak nereye kadar?
Düşünsen de, düşünmesen de olmuyor; yetmiyor hayatı anlamlandırmaya...
 
Geri