Child of Light

Konu sahibi son olarak 4314 gün önce görüldü
İçerik
Bir büyüme hikayesi Aurora'nın ki, sessiz bir şiir, sevgi dolu bir resim

Grafik
Ubisoft görsellik olarak tablolardan tablo sunuyor bize. O kadar güzel ve incelikle işlenmiş bir görsel anlayış var ki insanın her sahnede duraklayıp uzun uzun bakası geliyor

Ses
Aurora'nın kanatlarından, çıplak ayaklarının altındaki yaprak hışırtısına kadar ses kurgusu muhteşem. Müzikler ise piyano ağırlıklı, uzun süre akılda kalacak cinsten melodiler.

Oynanabilirlik
Azıcık ayarı kaçsa tüm o sıra tabanlı savaşların büyük bir kargaşaya kaçma ihtimali varmış ama. Sadece iki tuşla bu kadar çok şey yapabilmek oldukça güzel.

Eğlence
Müzikleri, sesleri ve kafiyelerle anlatılan hikayesiyle , eğlenceli savaş sistemiyle her oyun severi mutlu edecek bir yapım

Oynama İsteği
Delicesine oynamak, Aurora'nın hikayesini sonlandırmak isteyeceksiniz. 10 saatlik oynanış süresi sonunda muhtemelen tekrar oynama gereği kalmayacak ama.

30 yaşındayım artık ve bazen Cemal Süreya'nın dizelerinde olduğu gibi geçmişe iç geçirmiyorum değil.
“Çocuk olsam yeniden,
Bir tek düştüğüm için acısa içim,
Ve Kalbim;
çok koştuğum zaman çarpsa sadece”

Gerçi kimse bilmese, itiraf etmese de şaire inat birçok birey için en zoru da çocukluktur muhtemelen. Canınız sadece düştüğünüz için değil, masumiyetinize yüklenen o ağır, kaldırılması güç yüklerden siz bilmeden, farkında olmadan acır. Bir oyun yazısına böyle başlamak ne garip geliyor bazen bana, sonuçta eğlenmek, mutlu olmak için oynuyoruz oyunları ama işin içine şiir, sanat ve “ruh” dediğimiz uçsuz bucaksız şeyin karışımı girince insan ister istemez oyun ve sanat çizgisinin izini kaybediyor.

Ubisoft bir süredir ekran görüntüleriyle, yapım aşaması videolarıyla heyecanımızı artırdıktan sonra nihayet bu muhteşem yolculuğa çıkmamızın zamanı geldiğini düşünüyor ve işte karşımızda oynanabilir bir şiir, gezilebilir bir tablo ve yaşanabilir bir müzik seçkisiyle karşımızda Child of Light duruyor.

i1.jpg


Ne diyordum, çocukluk sanıldığından daha zor ama her daim masumdur ya işte, Child of Light'ta çocukluğa, masumiyete, iyiliğe, karanlığa, dayanışmaya, düşmanlığa, erişkinliğe ve oradan yetişkinliğe dair çocuk aklının yetmediğini sandığınız herşey var. Sene 1895, Avusturya'dayız. Dük'ün kızı Aurora, babasının başka bir kadınla evlendiği bir gün uykuya dalar ve bir daha asla uyanmaz, ta ki karanlık kraliçenin çaldığı güneş, ay ve yıldızların bulunmadığı Lemuria adlı fantastik bir diyarda gözlerini açana kadar. Bu dakikadan sonra Aurora yanındaki su damlacığı şeklinde perimsi yaratığın da (aslında bir ateş böceği ama ben pek benzetemedim) yardımıyla birlikte eve dönmenin yolunu arayacak, eve dönüş yolunun ise kötü kalpli kraliçenin çaldığı güneşi, ayı ve yıldızları yerine koymadan açılmayacağını anlayacaktır. Aslında tüm sevgisi kızına ait olan babanın birgün başka bir kadınla evlenmesi ve tüm ilginin sevgili kızından yeni gelen kadına çevrilmesi Child of Light'ın ana temasını açıklıyor. Güneş, ay ve yıldızlar sembolik olarak babanın kızına olan sevgisini temsil ediyor bir bakıma.


Bu güzel, kızıl saçlı, hafif şımarık prensesimizin adı Aurora. Latincede Şafak anlamına geliyor. Lemuria'nın karanlık dünyasına ışık getirebilecek bir prenses için muhteşem bir isim. Bu arada Aurora Uyuyan Güzel masalının bazı versiyonlarında ana kahramanın ismi olarak kullanılmış. Ubisoft dersine gerçekten çok iyi çalışmış ve ana kahramanıyla Lemuria arasında harika bir bağ kurmuş.

Beyaz uykusunu sevdiğim çocuk
Alnında geceden arta kalan düş
Ve dudaklarında ıslak bahçelerin
Anılarında kalan gülüş
Uyu sıcak yıldızlar altında


Lemuria'da gözlerimizi açtıktan sonra el çizimi grafiklerin bizi karşıladığı dünyaya adımımızı atıyoruz artık. Ubisoft daha önce Rayman Origins'te kullandığı grafik motorunu kullanıyor. Yapımcı şirket hem Avrupa kültürüne dayanan bir dünya yaratmış, hem de görsel yanıyla Studio Ghibli'nin tarzına çok yakın bir Japon esintisi katmış. Oyun görsel olarak her saniye içinize işlemeyi başarıyor. Sadece Aurora'nın hareketlerine, duruşuna, ayaklarının altından kayan yapraklara, saçının sert rüzgarda özgür ruhunu yansıtırcasına dalgalanışına vuruluyorsunuz. Aurora oyunun bir yerinden sonra uçma özelliği kazanıyor, arsız rüzgarlarda elini gözlerinin önüne tutmasını, narin bedeninin inatçı ruhuyla birleşip rüzgara karşı durmaya çalışmasını, peri kanatlarının kuşların bile bazen sustuğu bir anda birbirlerine vurmasını görüp, duyup da etkilenmemek için ruhunuzun tamamen uçup gitmiş, erken ölümü tatmış olması lazım. Bu ince işçilik sadece Aurora'da görülmüyor elbette, siz Lemuria'da gezinirken arka planda uyuyan bir devin göz yaşları devasa nehirler oluşturuyor, kuş sürüleri sonbahar yapraklarıyla gün batımının kucakladığı bulutlar arasından bambaşka diyarlara uçuyor, kötü kalpli bir cadının sakinlerini kargaya çevirdiği hayalet kasabada mısır tarlalarındaki yalnız koçanların ışıltısı sonbahar bitmese dedirtiyor. Buraya Child of Light'ın sunduğu görsellik hakkında sayfalarca şey yazabilirim dostlar, ama dursam iyi olacak.

i3.jpg


Biraz da oyunu anlat diyorsunuz farkındayım ama oyunun sanatsal kısmı beni o denli etkiledi ki oynanışı, mekanikleri falan bir tarafa bırakıp sadece oyunun atmosferine bırakmak istiyorum kendimi. Atmosfer konusunda son yılların en güzel, en tatlı, en “hisli” oyunu sanırım bu yapıt. Bu hissiyatı sağlayan müzikler konusunda da üst seviye yakalanmış. Kanadalı 24 yaşında tatlı mı tatlı bir hanım olan Béatrice Martin tarafından üstlenilen müzikler özellikle piyano soloları ile atmosferi öyle güzel tamamlıyor ki Ubisoft Montreal'e bir kez daha insan teşekkür ediyor, şükranlarını sunuyor. Buradaki ufak eleştiri belki tema müziğinin biraz fazla kullanılması olabilir (illa kulp takmak istiyorsanız eğer) ama oyunumuz zaten çok da uzun olmadığından ve bu tema müziği kendinize sabah kahve koyarken bile mırıldanacak güzellikte olduğundan bunu bir eksi olarak saymıyorum.

yağmur yağıyor üşüyorum
anne ben korkuyorum
gece karanlık
yağmuru getiren melekleri göremiyorum

i4.jpg


Neyse sevgili okur, artık oyunumuz nasıl oynanıyor bir bakalım isterseniz yoksa kendimi kapı dışarı edilmiş bulabilirim. Child of Light birkaç oyunun çocuğu sayılabilir aslında. Side scrolling dediğimiz yana doğru ilerleme bakımından herhangi bir platform oyunuyla aynı kaderi paylaşıyor zannediyorsunuz başlangıçta ama haritamız aslında tam olarak bir platform oyunu havası veriyor sayılmaz. Çünkü 1 saatlik oyun deneyiminizden sonra uçma yeteneğini alıyorsunuz ve ister istemez zıplama ile herhangi bir işiniz kalmıyor. Her yere uçarak gidiyorsunuz. Tabii arada oldukça fazla engel olabiliyor ama yine de bir platform oyununun verdiği aman oradan düşeceğim, buradan biraz geç atlayayım endişeleri kalmıyor. Savaş sistemimiz ise doğrudan Final Fantasy'den alınmış. Ya da başka bir tabirle herhangi bir J-RPG oyunundan. Hatta oyunun yarısı bu sıra tabanlı savaşlardan ibaret.

Aurora bu engebeli ve zorlu yolda tek başına ilerlemiyor elbette. Hem onun yardımına ihtiyaçları olan hem de Aurora'ya yardımları oldukça fazla dokunacak olan bir dizi yol arkadaşı ediniyor. Child of Light böylece sadece bir karakter üzerine odaklanan tek karakterli bir oyun olmaktan çıkıp adeta bir yol hikayesine dönüşüveriyor. Karakterlerimizin farklı görevleri var elbet, bu görevlere ulaşmaya çalışırken girdiğimiz savaşlarda da doğal olarak farklı rollere bürünüyorlar. Mage, Healer, Tank ve Warrior olarak aşırı tek düze şekilde sınıflandırabileceğim karakterlerin Aurora'yla birlikte bu tek düzeliğeinat farklı bir gelişim ağacı var. Savaşlar boyunca deneyim kazandıkça garip bir şekilde Far Cry 3'ün yetenek ağacına benzettiğim sistem aracılığıyla yeteneklerinizi belirleyeceğiniz yolu seçiyorsunuz. Her karakter için yönelebilecek üç ayrı dal var, ama en mantıklısı her daldan biraz biraz almak yerine iki dalı tamamen sona dayanamak her oyunda olduğu gibi burada da mantıklı (oo gelişim ağacı, alırım bir dal).

i5.jpg


Savaş sistemine başlangıçta alışamayacak, noluyoruz ya diyecek çok adam var, biliyorum. Ama pek de göründüğü kadar karışık değil, hatta sıra tabanlı dediğime de bakmayın oldukça dinamik ve koşullara göre karar vermenizi gerektirecek bir yapısı var. Resimlerde görebileceğiniz gibi savaşlar başladığında aşağıda bir ibre beliriyor. İbre iki parçaya ayrılmış durumda. Wait (bekleme süreci) ve Cast (karar verme süreci). Karakter resimleri bu ibre üzerinde her biri kendine has bir hızla ilerliyor ve her karakter Cast bölümüne geldiğinde artık savunma mı yoksa iyileştirme yapacak, ya da büyü yapıp saldıracak mı ona karar veriyor. Tabii burada işin güzel yanı şu; verdiğiniz kararların gerçekleştirilmesi için belli bir süre geçiyor. Çok etkili büyülerin normal saldırılara göre oldukça uzun bir süreci var (bir iki saniye kadar diyelim), eğer Cast bölümünde düşmanınız sizden önce hareket edip siz saldırınızı henüz yapamadan size vurabilmeyi başarabilirse, hareketiniz yarıda kesiliyor ve bir anda başa dönüyorsunuz. Doğal olarak dikkatli davranmalı, düşmanınızdan önce hareket edemeyeceğinizi anladığınız anda defend komutuyla bu sırayı geçiştirmelisiniz. Savaş sürecinde kendinize yavaşlatma, hızlandırma gibi bufflar veren bir karakteriniz olduğu gibi, ek olarak değişik özelliklere sahip potionları tüketebiliyorsunuz. Açıkçası potionlara sondaki boss savaşları haricinde elimi sürdüğümü hatırlamıyorum. Oyun bu konuda biraz kolay ama sisteme alışık olmayanlar ve Oculi denilen element taşlarına önem vermeyenler için oldukça zor olabiliyor.

Hemen Oculi'nin sözü geçmişken oyunun Crafting sistemine de bakalım. Yan görevlerden alabileceğiniz, sağda solda rasgele karşılacağınız sandıklardan ya da bazı savaşlardan ganimet şeklinde düşen renkli taşlarımıza Oculi diyoruz. Oculileri birleştirdikçe daha büyük taşlar elde ediyor, böylece etkilerini de artırmış oluyoruz. Bu taşlar su, yıldırım, ateş etkisine sahip. Üzerinde kullanıldığı ekipmana göre saldırı ve savunmalarınızı doğrudan etkiliyor, ya da size savaşta işinize yarayacak farklı bonuslar veriyorlar. Yani ateş elementine odaklı bir yaratığa kırmızı oculi ile saldırmak onun sadece sırtını kaşımanız anlamına geliyor, bu yaratığın hakkından tabii ki Su etkili büyüler ve silahlar geliyor. O yüzden savaşlara girişmeden önce ekipte Oculi dağılımını dengeli yapmanız gerekiyor. Aksi takdirde takımın tamamen silinmesi işten bile değil.

Gerçi oyunu bitirdiğimde dahi ölen karakterim olduğunu pek hatırlamıyorum ama bunlar tabii ki Normal seviye için. Oyuna bir de Hard seviyede başlayayım dediğimde işler hafiften çığrından çıkıyor. O yüzden benim size tavsiyem oyunun atmosferini çiçek tarlalarında geziyormuş gibi rahat rahat içinize çekmek için Normal seviyede başlayın. Olur da oyunu tekrar oynamak isterseniz Zor seviyeden devam edersiniz. Oyunu tekrar oynamak için pek bir sebep kalmıyor ama bazı yerlerde gördüğüm kadarıyla bitirdiğiniz yan görevlerin sayısına göre oyunun sonunda ufak tefek değişiklikler oluyormuş. Tabii oyunun hikayesini sonlandırdığınızda serbestçe gezebilme ve keşfetmediğiniz yerleri keşfetme imkanınız var.


Bazılarına oyun kendini tekrar ediyormuş gibi gelebilir, doğrudur, bir zaman sonra aynı şeyleri yaptığınızı hisseder gibi oluyorsunuz, ama onu hissettiğiniz anda zaten oyunun sonu da gelmiş oluyor. Yaya yaya 10 saat gibi bir sürede bitirebileceğiniz bir oyunda tekrarlardan şikayet etmek pek de mantıklı sayılmaz. Kaldı ki bu tekrarlar öyle çok da sıkıcı tekrarlar değil. Çünkü karakterlerinizi sürekli bir gelişim içinde ve her rol yapma oyununda olduğu gibi güçlendikçe savaşlardan daha bir tat alıyorsunuz. Özellikle büyü efektleri, savaşlardaki animasyonlar ve tabii ki Aurora'nın verdiği inanılmaz güzellikteki tepkiler (darbe aldığında düşen tacını yerden alışı, ya da canı sıfırlandığında masum ve içinizi sızlatacak şekilde saçları savrularak yere düşüşü) sayesinde savaşlardan sıkılmak mümkün değil.

Bu oyuna dair en ufak eleştiride bulunmak istemiyorum ama hikaye anlatımını şiire uyduracağız diye bazı kafiyeler oldukça zorlama yapılmış. Özellikle sky ve fly kelimelerini utanmasalar sonsuza dek birbirlerine eşleştirerek kafiye yapacaklarmış. Tabii haklarını da yememek lazım bazı kafiyeler de duruma inanılmaz uyuyor.

Woods darker than night
Shadows lost of light

gibi.

Sonuç itibarıyla Child of Light oynarken beni inanılmaz mutlu eden ve uzun bir süre unutamayacağım bir deneyim oldu. Ubisoft ciddi anlamda kendi J-RPG'sini oluşturmuş. Hem de kolay kolay her oyuna nasip olmayacak bir görsel,işitsel ve yazınsal bütünlükle. Oyunların sanatla bütünleşmesinden azıcık olsun haz alıyorsanız, Child of Light'ı denememeniz için hiçbir sebep yok. Uygun fiyatı, muhteşem atmosferi, inanılmaz çizimleri ve büyüleyici tınılarıyla Child of Light bu senenin en güzel oyunlarından bir tanesi.

İyi şiirler.

Konunun kaynağına ulaşmak için tıklayın.
 
Geri