Charles Baudelaire Şiirleri

F
  • Kullanıcı Fenerbahçe
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Şiirler
Takılar

Çıplaktı sevgili ve bildiğinden gönlümü okşadığını
Yalnız çın çın öten takılarını bırakmıştı üstünde,
Zafer kazanmış havası veriyordu pahalı takıları
Mores kölelerinin taktıkları mutlu günlerinde.

Bu parıltılı metal ve taş dünyasının o dansettiğinde
Çıkardıkları canlı mı canlı ve alaycı gürültüsü,
Kendimden geçiriyor beni, seviyorum delicesine
Sesi ışığa karıştıran nesnelerin görüntüsünü.

Uzanmıştı, okşayıp sevmeye bırakmış kendini,
Keyifle gülümsüyordu divanın üstünden
Derin aş kıma, tatlı aşkıma deniz gibi,
Yalıyarına yükselircesine ona doğru yükselen.

Eğitilmiş kaplan gibi bana dikmişti gözlerini,
Belirsiz ve düşçü bir havayla çalımlar atıyordu
Ve şehvetperestlikle birleşen iç temizliği,
Değişimlerine yeni bir çekicilik katıyordu;

Kolu ve bacağı, baldırı ve kalçaları kaygan
Yağ gibi, kuğununkiler gibiydi kıvrıntıları,
Geçiyordu ışıltılı ve erinçli gözlerimin önünden
Göbeği ve göğüsleri, üzüm bağımın o salkımları;

İlerliyorlardı, kötülük meleklerinden daha tatlı,
Ruhumun için e girdiği dinginliği bozmak için,
Sessiz ve yalnız, üstünde oturduğu
Billur kayasını rahatsız etmek için.

Yeni bir resimde birleştiğini görüyordum sanki
Antiop’un kalçalarıyla büstünü bir tüysüzün
Kalçaları yüksekte kalmış, alçakta beli.
Harikaydı bu yaban ve esmer tene sürülen düzgün!

Yalnız bir yuva gibi, ölmeye boyun eğen
Lamba odayı aydınlatıyordu,
Her seferinde parıldayan bir iç geçirirken
Amber renkli bu teni kan basıyordu!

Charles Baudelaire
 
Yabancı

Söyle, Anlaşılmaz adam, kimi seversin en çok, ananı mı, babanı mı bacını mı, yoksa kardeşini mi?
“Ne anam, ne de babam var, ne bacım, ne de kardeşim.”
“Dostlarını mı? ”
“Anlamına bugüne kadar yabancı kaldığım bir söz kullandınız.”
“Yurdunu mu? ”
“Hangi enlemdedir bilmem.”
“Güzelliği mi? ”
“Tanrısal ve ölümsüz olsaydı, severdim kuşkusuz.”
“Altını mı? ”
“Siz Tanrı’ya nasıl kin beslerseniz, ben de ona öylesine kin beslerim.”
“Peki, neyi seversin öyleyse sen, olağanüstü yabancı? ”
“Bulutları severim... işte şu... şu geçip giden bulutları... eşsiz bulutları! ”

Çeviri: Tahsin Yücel

Charles Baudelaire
 
Yalnızın Şarabı

Seven kadının o garip bakışı var ya,
Sere serpe yıkansın diye güzelliği
Dalgalı ayın titrek göle gönderdiği
Beyaz ışın gibi bize doğru kayar ya;

Bir kumarbazın sonuncu para kesesi;
Çapkıca bir öpücüğü sıska Adeline’in;
Tıpkı uzak sesi gibi insan derdinin,
Sinirlendirici, tatlı bir müzik sesi,

Bütün bunlar değmez, derin şişe, senin
Dindar ozanın susamış yüreği için
Bağrında tuttuğun etkili balsılara;

Umut, gençlik, yaşam boşaltısın içlere,
- Ve onur, hazine bütün dilencilere,
Ki bizi yengin ve eş kılar Tanrılara!

Charles Baudelaire
 
Yokluğun Tadı

Acılı ruh, didinmeye düşkün eskiden,
Umut, ki mahmuzu can katardı çabana,
Artık sürücün olmaz! Utançsız yatsana
Kocamış at, her engele takılıp giden.

Katlan, yürek; ağır uykuna dal şimdiden.

Yenilmiş, bitkin ruh! Koca serseri, sana
Artık ne uğraşıdan tat var, ne sevgiden;
Kalsın flüt iç çekişten, boru ezgiden!
Zevkler, ilişmeyin bir küskün, bezmiş cana!

Canım ilkyazın kokusu gitti yabana!

Zamandır her dakika beni yutup yiyen
Sonsuz kar donmuş bir gövdeyi sararcana;
Yukardan baktığım yeryuvarlağı bana
Bir sığınak göstersin istemem yeniden.

Çığ, götürür müsün düştügünde beni sen?

Charles Baudelaire
 
Yoksulların Ölümü

Ölüm, avutan da –ne çare ki- yaşatan da;
Hayatın sonu; yine de tek ümit, tek güven;
Bizi bir iksir gibi kavrıyan, sarhoş eden;
Karda kışta, boralar, tipiler arasında.

Akşamlara kadar didinmek gücünü veren;
Parıldayan tek ışık, kapkaranlık dünyada;
Dört kitabın yazdığı o koskocaman handa
Mümkün artık doyup, dinlenip uyuyabilmen.

Sihirli parmaklarla, üstüne titreyerek,
Uykuların en güzelini getiren melek;
Yoksulun, çıplağın yatağını yapan elller;

Tılsımlı ambar; tanrıların şerefi, şanı;
Yoksulun dağarcığı ve en eski vatanı;
Bilinmedik göklere açılan tak-ı zafer

Charles Baudelaire
 
Yolculuğa Çağrı

Yavrum, sevgilim, sen
Tadını bir bilsen
Orada yaşamanın birlikte!
Keyfince sevmenin
Ölünceye değin
O sana benzeyen ülkede!
Puslu gökte yer yer
O ıslak güneşler
Senin yaş içinde parlayan
Hayın gözlerince
Bir gizemli ince
Tad verir gönlüme her zaman

Orda her şey süs ve güzellik,
Erinç, haz ve dirlik düzenlik.

Evimizse her yıl
Daha pırıl pırıl
Olan döşentiye bezenir;
Nadir çiçeklerin
Kokusu amberin
Uzak kokusuyla beslenir;
Tavanlar ne zengin,
Aynalar ne derin,
Ne doğulu görkemlilik bu;
Orada her şey, ince,
Kendi öz dilince
Gizleriyle doldurur ruhu.

Orda her şey süs ve güzellik,
Erinç, haz ve dirlik düzenlik.

Bak gemiler suda
Bir derin uykuda,
O gezmeye düşkün gemiler;
Hepsi de en ufak
Arzun için uzak
Ülkelerden çıkıp gelirler.
-Ve gün batımları
Giydirir kırları,
Kanalları, kenti gitgide
Altınla, yakutla;
Uyur şimdi dünya
Sıcak bir aydınlık içinde.

Orada her şey süs ve güzellik
Erinç, haz ve dirlik düzenlik.

Charles Baudelaire
 
Geri