Cennet ve Çeşitli Nimetleri

Konu sahibi son olarak 2617 gün önce görüldü
Cennet ve Çeşitli Nimetleri

Üzüntü ve gamları bilinen o cehennem yurdundan başka bir yurt vardır. Bu ikinci yurdun nimetlerini ve sevincini düşün; zirâ onların birinden uzaklaşan, şüphesiz diğerine yerleşir. Cehennemin dehşetlerini uzunca düşünmek suretiyle kalbinde körkuyu, cennetliklere va'dedilen daimî nimet hakkında uzunca düşünmek sureliyle de ümidi kazanmaya çalış. Nefsini korkunun kamçısıyla sürüp ümidin yularıyla dosdoğru yola çek! Bunun vasıtasıyla büyük mülke nâil olur, elem verici azaptan selim kalırsın!

Cennet ehli ve yüzlerindeki nimet parıltıları hakkında düşün. Onlara miskle mühürlenmiş cennet şarabı içirilir. Kırmızı yakuttan yapılmış minberler üzerinde, beyaz incilerden yapılmış çadırlar içinde otururlar. O çadırlarda yeşil ve nâdide halılar serilidir.

Onlar cennet şarabı ile bal akan nehirler etrafında kurulan tahtlar üzerine yaslanmışlar, etrafları hizmetçilerle kaplıdır. Güzel, ela gözlü hurilerle o cennetler süslenmiştir. Sanki o huriler yakut ve mercan gibidirler. Kocalarından önce onlara ne insan, ne de cin dokunmamıştır. O huriler cennetlerde yürürler. Onlardan biri yürüdüğünde yerlerde sürünen eteklerini yetmiş bin vildan omuzlar. O koltukların üzerinde öyle güzel beyaz ipekliler vardır ki berraklığından gözler kamaşır. İnci ve mercan ile süslenmiş taçlar giyerler. Nazlı cilveli, güzel kokulu, ihtiyarlıktan ve hastalıktan emindirler. Sadece çadırlarında otururlar.

Yakuttan yapılmış köşklerde dururlar.

Kocalarından başkasına bakmazlar. Ela gözlüdürler. Sonra cennet ehli ile o huriler arasında içenler için lezzet verici bembeyaz bir şerbet gezdirilir. Onlara hizmetçiler, vildanlar hizmet ederler. Her türlü kirlerden korunmuş, inciler gibi hizmetçiler! Bütün bunları yaptıklarının karşılığı olarak emin bir yerde, bahçeler, çeşmeler ve nehirler arasında, kudret sahibi bir sultanın katında, dosdoğru bir makamda oldukları halde görürler. Onlar o makamda kerîm olan sultanın cemâline bakarlar. Onların yüzlerinde nimetin nuru parlamaktadır. Onlara ne bir toz, ne de bir zillet isabet eder, onlar şerefli kullardır. Rablerinden gelen çeşitli hediyeler alırlar. Onlar nefislerinin çektiği nimetler içerisinde ebedîdirler. O cennette ne korkar, ne de üzülürler. Onlar felâketlerin gelmesinden emindirler. Onlar o cennette nimetlenir, yemeklerinden yer, nehirlerinden su, cennet şarabı ve bal içerler. O nehirlerin tabanları altından, kumları mercandandır. Onun tabanında kum yerine halis misk vardır. Onun etrafındaki bitkiler za'feran'dır. Kâfur tümsekleri üzerinde oldukları halde nesrin suyu ile dolu bulutlardan yağmurlanırlar! Onlara testiler verilir. Ama ne testiler! Gümüşten yapılmış, dürr, yakut ve mercan ile işlenmiş testiler.

Bir testi ki onda mühürlü rahik bulunur. O rahik tatlı selsebil ile karışıktır. Bir testi ki cevherinin berraklığından parlar.

Cennet şarabının rikkat ve kırmızlığı onun içinde görülür. Onu bir insan yapmamış ki tesviyesinde kusur etsin. Sanatının güzelliğinde eksik bulunsun. O testi öyle bir hizmetçinin elindedir ki o hizmetçinin yüzünün ziyası, parlayan güneşi andırır. Fakat güneşte o suretin halaveti gibi bir halâvet nerede vardır? O yanakların güzelliği, o gözlerin melâhat! nerede? Hayret o kimseye ki sıfatları bu olan birrda inanıyor ve bu yurdun ehlinin ölmeyeceğine ve bu yurda inenlere felâketlerin dokunmayacağına inanıyor da buna rağmen Allah Teâlâ'nın harâb olmasına izin verdiği bir yurda önem veriyor, bu nimetlerin altında olan bir maişet boşuna gidiyor, Allah'a yemin ederim, eğer o cennette ölümden, açlık, susuzluk ve benzer şeylerden emin olmakla beraber bedenlerin selametlerinden başka birşey olmasaydı, bu da dünyayı terketmek için yeterli bir sebep sayılırdı ve geçici bir yurda tercih edilirdi. Cennet, dünyaya nasıl tercih edilmez. Oysa onun ehli emin olan padişahlardır. Sevincin çeşitleri içerisinde nimetlenirler. Onlar ne isterlerse, kendilerine verilir. Hergün arşın sahasında hazır bulunurlar. Allah Teâlâ'nın kerîm yüzüne bakarlar. Allah'a bakmak vasıtasıyla, cennetin diğer nimetlerinde bulunmayan nimetlere mazhar olurlar. Onlar daima nimetlerin çeşitleri arasında yüzerler.

Onlar nimetlerin zevalinden .emindirler.

Ebû Hüreyre Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:

Bir tellâl şöyle bağırır:
Ey cennet ehli! Size, sıhhate kavuşup ebediyyen hasta olmak yoktur, hayata kavuşup ebediyyen ölmemek vardır. Muhakkak ki sizin için gençleşip ebediyyen ihtiyarlamak yoktur, nimetlenme ve ebediyyen rahatlık vardır, İşte bu durum, şu ayetin mânâsıdır: "Göğüslerinden kinden ne varsa hepsini çıkarıp atmışızdır. Altlarından ırmaklar akmaktadır. 'Lütfedip bizi buraya getiren Allah'a hamdolsun, Allah bizi getirmeseydi, biz bunu bulamazdık! Rabbimsin peygamberleri gerçeği getirmişler' dediler.

Onlara 'İşte size cennet, yaptıklarınıza karşılık o size miras verildi' diye seslenildi". (A'râf/43)

Ne zaman cennetin sıfatını bilmek istersen, Kur'ân oku! Allah'ın açıklamasından daha ikna edici açıklama yoktur!
Rabbinin makamından korkan kimseye iki cennet var. (Rahmân/46)


Bu ayetten Rahmân sûresini sonuna kadar oku! Vakıa ve bun-lardan başka sûreleri oku! Eğer cennet sıfatının tafsilatını hadîslerden öğrenmek istiyorsan, özetine muttali olduktan sonra tafsilatını düşün! Önce cennetlerin adedini düşün!

Hz. Peygamber (s.a) 'Rabbinin makamından korkan kimseye iki cennet var!' (Rahmân/46)

ayetinin tefsirinde şöyle buyurmuştur:

İki cennet vardır ki kapları ve içinde bulunan her şey altından yapılmıştır. İki cennet de vardır ki kapları ve içinde bulunan her şey gümüşten yapılmıştır. Cennet ehli ile rableri arasında sadece Adn cennetinde rablerinin yüzündeki kibriya ridası vardır.264

Sonra cennetin kapılarına bak! Onlar da ibadetlerin esasları nisbetinde çokturlar. Nitekim cehennem kapılarının da günahların temelleri adedince olduğu gibi!

Ebû Hüreyre, Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivayet eder:


Kim Allah yolunda, malından bir çift infak ederse, cennetin bütün kapılarından çağrılır. Cennetin sekiz kapısı vardır. Kim namaz ehlinden ise namaz kapısından çağrılır. Kim oruç ehlinden ise, oruç kapısından, sadaka ehlinden ise sadaka kapısından çağrılır. Cihad ehlinden olan bir kimse de cihad kapısından çağırılır.

Bunun üzerine Hz. Ebubekir 'Yemin olsun, bir kimse, hangi kapıdan çağrılırsa, kurtulur. Acaba bütün kapılardan çağrılan bir kimse var mıdır?' diye sordu. Hz. Peygamber 'Evet! Senin onlardan olacağını umarım' dedi.265

Asım b. Zümre, Hz. Ali'den şöyle rivayet ediyor: Hz. Ali (r.a) ateşten bahsetti. Onun dehşetini öyle korkunç bir şekilde anlattı ki şimdi onun anlattıklarını hatırlamıyorum.

Sonra şu ayeti okudu:

Rablerinin (azabından) korunanlar da bölük bölük cennete sevkedildiler. (Zümer/73)

Onlar cennet kapılarından birine vardıklarında orada bir ağaç görürler ki onun kökünden akan iki çeşme fışkırır. O çeşmelerin birine varıp ondan içerler.

İçlerinde bulunan sıkıntı sökülüp atılır.

Sonra ikinci çeşmeye varırlar. Onunla temizlenirler. Sonra onlara berrak nimetler verilir. Bundan sonra tüyleri bile bozulmaz.

Başları kirlenmez. Sanki yağ ile yağlanmışlardır. Sonra cennete varırlar.

Cennetin bekçileri onlara 'Selam size olsun! Ne mutlu size! Ebedî kalıcılar olarak cennete giriniz!' derler. Sonra cennetin vildanları onları karşılar. Onların etraflarında dünya yurdunun çocuklarının, seferden gelen dostlarının etrafında tepişip oynadıkları gibi oynarlar. Onlara 'Sevinin! Allah size şu kadar nimet hazırlamıştır' derler.

Râvî der ki: O vildanlardan bir çocuk, onun ela gözlü hurilerden olan hanımlarının bazısına koşarak o kocanın dünyada çağrıldığı ismini anarak Talan adam geldi' diye müjde verir. O zevce de müjdeciye 'Gözünle gördün mü?' diye sorar. Müjdeci 'Gördüm ve arkamdan geliyor!' der. Sevinç o huriyi o kadar hafifletir ki cennet kapısının eşiğine varıp kocasını karşılar. O kimse konağına vardığında, konağın temellerine baktığında inciden taşlarla tutturulmuş, onun üzerinde kırmızı, yeşil ve sıra renklerden meydana gelen bir köşk inşa edildiğini görür. Sonra başını kaldırıp tavanına baktığında şimşek gibi parlak olduğunu görür. Eğer Allah Teâlâ koruınasa gözü tavanın ışığından kör olur.

Sonra zevcelerinin orada olduğunu görür.

Dizilmiş bardaklar, dizilmiş yastıklar ve serilmiş döşemeler görür. Sonra yastıklara yaslanır ve
'Bizi buna hidayet eden Allah'a hamdolsun! Eğer Allah bizi buna hidayet etmeseydi buna hidayet olmazdık!' der.

Sonra bir tellâl şöyle çağırır:
'Ey cennetlikler! Diri kalacaksınız. Ebediyyen ölmeyeceksiniz. Mukim kalacaksınız! Ebediyyen göçmeyeceksiniz. Sıhhatli kalacaksınız. Ebediyyen hastalanmayacaksınız'.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:


Kıyamet gününde cennet kapısına varırım. Kapının açılmasını isterim, Bekçi 'Sen kimsin' diye sorunca, 'Ben Muhammed'im' diye cevap veririm. Bekçi 'Kapıyı senden önce kimseye açmamam emredildi' der.266

Bunlardan sonra şimdi cennetin köşkleri ve cennetteki yükseklik derecelerinin değişikliğini düşün. Çünkü ahiret derece bakımından daha yüksek ve lütuf bakımından daha yücedir. Nasıl ki insanlar arasında görünür ibadetlerde ve ahlâklarda açık bir değişiklik varsa, mükâfat!andırılacakları hususta da açık bir değişiklik vardır. Eğer sen derecelerin en yücesini istiyorsan, çalış ki kimse senin önüne geçmesin! Allah sana ibadet hususunda yarışmayı emir buyurmuştur:

Rabbinizden bir mağfirete ve genişliği gökle yerin genişliği gibi olup Allah'a ve peygamberlerine iman edenler için hazırlanmış bulunan bir cennete koşuşun. (Hadîd/21)

Ki sonu misktir. İşte yarışanlar bunun için yarışsınlar. (Mutaffifîn/26)


Hayret edilecek nokta şudur: Eğer komşuların bir dirhemin fazlalığı veya bir binanın yüksekliği ile senin önüne geçerlerse, bu sana ağır gelir. Göğsün bununla daralır. Hasedden ötürü hayatın bulanır. Hallerin en güzeli cennette istikrar bulmandır. Orada, bütün dünyanın bile denk olamayacağı ibadetlerle önüne geçen kimseler vardır.

Ebû Said el-Hudrî Hz, Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:

- Cennet ehli, üzerlerindeki köşklerde bulunan kimseleri sizin şarkın veya garbın ufkundaki gördüğünüz yıldız gibi uzak görürler. Bu da aralarındaki değişiklik ve farklılıktan ileri gelir.

- Galiba o peygamberlerin mertebeleridir. Peygamberlerdenbaşkası o mertebelere varamaz.
- Nefsimi kudret elinde tutana yemin olsun, iman eden ve peygamberleri tasdik eden kimselerdir onlar!Yüksek derecelerin ehlini, altlarında bulanlar, sizin gök ufuklarından birinde doğan yıldızı gördüğünüz gibi görürler. Ebubekir ve Ömer onlardandır. Hatta mertebece daha büyüktür. 268

Câbir der ki: Hz. Peygamber bizlere 'Size cennet köşklerinden haber vereyim mi?' diye sorunca, ben 'Evet! Ya Rasûlullah! Allah'ın salât ve selâmı senin üzerine olsun! Anne ve babalarımız sana feda olsun! Haber ver!' dedim. Bunun üzerine şöyle dedi: Cennette, çeşitli cevherlerden yapılmış köşkler vardır. Bu köşklerin içleri dışlarından, dışları da içlerinden görünür. Cennette nimet, lezzet ve sevinçten öylesi vardır ki ne bir göz onu görmüş, ne bir kulak onu işitmiş, ne de bir beşerin kalbine böyle birşey gelmiştir'.

Câbir 'Ey Allah'ın Rasûlü! Bu köşkler kimler içindir?' dedim. Hz. Peygamber 'Halk uyurken geceleri kalkıp namaz kılan bir kimse içindir' dedi.

- Kimin buna gücü yeter?

- Benim ümmetimin gücü yeter ve sizlere bundan haber vereceğim. Kim kardeşine rastladığında ona selâm verir veya selâmına karşılık verirse, bu kimse selâmı yaymıştır. Kim ehline ve
ailesine doyasıya yemek yedirirse, o yemek yedirmiştir. Kim Ramazan ayında oruç tuttuktan sonra her aydan üç gün oruca devam ederse, o da orucu devam ettirmiştir. Kim yatsı ve sabah namazını cemaatla kılarsa o da halk uykuda olduğu halde namaz kılmıştır.

Hz. Peygamber 'uykuda olan halk' ifadesiyle yahudi, hristiyan ve mecusîleri kastetmiştir.
Adn cennetlerinde güzel konutlara koysun! (Sâf/12)

Hz. Peygamber'e bu ayetin mânâsı sorulduğunda şöyle demiştir:


Onlar inciden yapılmış köşklerdir. Herbir köşkte kırmızı yakuttan yapılmış yetmiş yurt vardır. Her yurdun içinde yeşil zümrütten yapılmış yetmiş ev vardır. Her bir evde bir taht vardır. Her bir tahtın üzerinde çeşitli renkli yetmiş yatak vardır. Her yatağın üzerinde ela gözlü hurilerden bir zevce vardır. Her evde yetmiş sofra vardır. Her sofranın üzerinde yetmiş çeşit yemek vardır. Her evde yetmiş cariye vardır. Mü'min bir kimseye her sabah öyle bir kuvvet verilir ki bütün bunlarla görüşebilir.269

264) Buhârî
265) Buhârî, Müslim, İmam Mâlik, Tirmizî, Nesâî ve İbn Hibban
266) Müslim, (Enes'ten)
267) İmam Ahmed, Dârimî
268) Tirmizî, {hasen olarak); İbn Mâce, (Ebû Said'den)
269) Ebû Şeyh, Kitab'ul-Azme
 
Cennetin Duvarları, Toprağı, Ağaç ve Nehirleri

Cennetin sureti hakkında düşün! Sonra cennet sakinlerine gıpta edip ahiret yerine dünyaya kanaat ettiğinden dolayı cennetten mahrum olanın üzüntüsü hakkında düşün!

Ebû Hüreyre, Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

Cennet duvarının bir kerpici gümüşten, bir kerpici altındandır. Toprağı zaferan, çamuru misktendir.270

Hz. Peygamberden cennet toprağı sorulduğunda şöyle buyurmuştur;

Katıksız ve beyaz bir ekmek (gibi) hâlis misktir.271

Ebû Hüreyre, Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:


Kim Allah Teâlâ'nın kendisine âhirette cennet şarabını içirmesini istiyorsa, o kimse dünyada şarap içmeyi terketsin.'Kim Allah'ın kendisine âhirette ipekli giydirmesini istiyorsa, o kimse ipekli giymeyi dünyada terketsin. Cennet nehirleri tepecikler veya misk dağları altından fışkırır. Eğer cennet ehlinden en az hilye giyenin hilyesi, bütün dünyanın hilyesiyle karşılaştırma, âhirette Allah'ın kendisine vereceği hilye dünyanın bütün hilyeleıinden daha üstün olur.272

Ebû Hüreyre, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

Cennette bir ağaç vardır ki bir süvari onun gölgesinde yüz sene yürüdüğü halde, yine de sonuna varamaz. İsterseniz şu ayeti okuyun: Uzamış gölge(ler). (Vâkıa/30)273


Ebû Umame der ki:
Hz. Peygamber'in ashabı 'Allah bizi bedevîler ve bedevilerin meseleleriyle faydalandırır. (Çünkü kalplerine geleni cesaretle sorarlar)'. Bir bedevî Hz. Peygamber'e gelip sordu:

- Allah Teâlâ Kur'an'da eziyet vermeyen bir ağaçtan bahsetmiştir. Acaba cennette sahibine eziyet vermeyen bir ağaç varmıdır?

- O ağaç nedir?

- Sidr (Kiraz) ağacı. Muhakkak ki sidrin dikenleri vardır.

- Fakat Allah Teâlâ buyurmuştur: 'Onlar dikensiz kirazlar!' (Vâkıa/28)
Allah Teâlâ onun dikenini kırar. Her dikenin yerine bir meyve çıkar. Onun her meyvesinin tomurcuğu yetmişiki renk olur.

O renklerin biri diğerine benzemez.

Cüreyr b. Abdullah el-Bücelî şöyle demiştir:
Saffah'a (bir yerin ismi) indik! Baktım ki biri bir ağacın altında uyuyor. Nerdeyse üzerine güneş gelecek. Hizmetkâra dedim ki: 'Şu deriden yapılmış sergiyi götür de üzerine gölge yap!'

Hizmetçi getirip gölge yaptı. O uyandığında baktık ki Selman Fârisî'dir. Ona varıp selâm verdim. Bana dedi ki:

- Ey Cüreyr! Allah için tevazu göster! Çünkü dünyada Allah'a tevazu gösteren bir kimseyi Allah kıyamette yüceltir. Kıyamet günündeki karanlıkların ne olduğunu bilir misin?

- Hayır!

- İnsanların bazısının bazısına zulüm yapmalarıdır. Sonra yerden çok küçük bir çöp alarak dedi ki:

- Ey Cüreyr! Eğer bu çöp gibisini de ararsan cennette bulamazsın!

- Ey Ebû Abdullah! Acaba hurma ve ağaç nerededir?

- Onların kökleri inci ile altın, üstünde de meyveleri vardır.

270) Tirmizî
271) Müslim
272) Taberfinî
273) Müslim, Buhârî
 
Cennet Ehlinin Elbiseleri, Yatakları, Sergileri, Koltukları ve Köşkleri

Allah, iman edip sâlih ameller işleyenleri de altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Orada altından bilezikler ve inciler takınırlar. Orada giysileri de ipektir.(Hacc/23)Bu hususta ayetler çoktur. Bu
hususun hadîslerdeki tafsilatı ise şöyledir:
Ebû Hüreyre, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

Kim cennete girerse nimetlere garkolur ve hastalanmaz. Elbisesi çürümez, gençliği tükenmez. Cennette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir beşerin kalbinden geçmeyen nimetler vardır.274

Bir kişi, Hz. Peygamber'e 'Bize cennet ehlinin elbiselerinden haber ver! Acaba onların elbiseleri yaratılan birşey midir, yoksa örülen birşey mi?' diye sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber bir zaman sustu, orada bulunanların bazısı güldü. Hz. Peygamber 'Neden gülüyorsun? Bir âlimden soran bir cahilin haline mi gülüyorsunuz?' dedi.
Bunları söyledikten sonra Hz. Peygamber (s.a)
Cennet meyveleri elbiseleri iki defa çıkarılır dedi.275 Yani tomurcuklar senede iki defa yarılıp içlerinden elbiseler çıkar veya haftada veya günde iki defa olur.

Ebû Hüreyre, Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:
Cennete giren ilk zümrenin suretleri, dolunay gibidir. Onlar cennete tükürmez ve sümkürmezler. Taharet yapmazlar. Kapları altın ile gümüştendir, terleri misktir. Onların her biri için iki zevce vardır. O zevcelerin kemikleri içerisinde bulunan ilik, güzelliklerinden ötürü, etlerinin arkasından görünür. Onların arasında ihtilaf olmaz, biribirinden buğzetmez, kalpleri bir kalp gibidir. Sabah akşam Allah'ı tasbih ederler. (Başka bir rivayette) Her zevcenin sırtında yetmiş hulle vardır.276

Allah, iman edip sâlih amel işleyenleri de altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Orada altından bilezikler ve inciler takınırlar.(Hacc/23)

Hz. Peygamber (s.a) bu ayetin tefsirinde şöyle buyurmuştur:

Onların başında taçlar vardır. O tacın üstündeki incilerin en düşüğü doğu ile batı arasını aydınlatacak kadar parlaktır.277

Cennet çadırı içi boş bir şeydir. Onun uzunluğu altmış mildir. Onun her köşesinden mü'min için başka bir aile efradı vardır ki diğerleri onları görmez. 278

İbn Abbas 'Hayme, içi boş bir dürr'dür. Bir fersahın karesi kadardır. Onun altından yapılmış dört bin kapısı vardır' demiştir.

Ve yükseltilmiş döşekler üzcrindedirler. (Vakıa/34)

Hz. Peygamber (s.a) bu ayetin tefsirinde 'İki döşeğin arası yer ile gök arası kadardır' buyurmuştur/279

274) Müslim, Buhârî
275) Nesâî, (Abdullah b. Amr'dan)
276) Taberânî
277) Tirmizî, Hâkim
278) Buhârî
279) Tirmizî, (Ebû Said el-Hudrî'den garib olarak)
 
Cennet Ehlinin Yiyecekleri

Cennetliklerin yemeği Kuran'da zikredilmiştir. Onlar meyveler, semiz kuşlar, kudret helvası, pişmiş kuşlar, bal, süt ve sayılmayacak sınıflardan oluşur.

Onlardaki herhangi bir mey/eden rızıklandırıldıkça 'Bu daha önce de sızıldandığımız şeydir' derler ve o rızık (dünyadakine) benzer olarak kendilerine verilmiştir. (Bakara/25)

Allah Teâlâ cennet ehlinin şarabını birçok yerlerde zikretmiştir. Hz. Peygamber'in azadlısı Sevban şöyle anlatıyor:

- Hz. Peygamberin yanında duruyordum. Yahudi âlimlerinden biri Hz. Peygambere geldi. Birçok sualleri sorduktan sonraşöyle dedi:

- Acaba ilk köprüyü geçen kimdir?

- Muhacirlerin fakirleri!

- Onlar cennete girdiklerinde hediyeleri ne olur?

- Balığın ciğerinin fazlası!

- Onun arkasından gıdaları ne olacak?

- Onlara cennet bahçelerinde otlayan cennet öküzü kesilecek!

- Onun üzerine onların içkisi ne olacak?

- İçkileri cennette bulunan ve selsebil demlen bir çeşmedenolacak!

- Doğru söyledin!280

Zeyd b.Erkanı (r.a) derki: Yahudilerden bir kişi Hz. Peygamber'e gelip sordu:

- Ey Ebû Kasım! Sen cennet ehlinin cennette yiyip içeceklerini iddia etmiyor musun?
Daha önce bu yahudi, arkadaşlarına 'Eğer Muhammed benim söylediklerimi tasdik ederse onu mağlup edeceğim" demişti.

Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle dedi:
Evet! Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah'a yemin ederim, cennet ehlinin her birine yemek, içmek ve cinsî münasebet hususunda yüz kişinin kuvveti verilir.
Bunun üzerine yahudi sormaya devam etti:

- Muhakkak ki yiyen ve içen bir kimse def-i hacete mecbur olur.

- Onların ihtiyaçları derilerinden misk gibi akan terdir. Bir de bakarsın karınlan sırtlarına yapışmıştır.281

İbn Mes'ud, Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivayet eder:

Cennette iken uçan kuşa bakıp canın çektiğinde kuş pişmiş olarak önüne düşer.282

Huzeyfe, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:

Cennette büyük develere benzeyen bir kuş vardır. Hz. Ebubekir (r.a) dedi ki:

- Ey Allah'ın Rasûlü! Muhakkak ki o kuş çok etlidir!

- Onların etini yiyen, onlardan daha hoştur. Ey Ebubekir, sen de onlardan birisin.283

Onların önünde altın tepsiler ve bardaklar dolaştırılır. (Zuhruf/71)

Abdullah b. Amr bu ayetin tefsirinde demiştir ki:
'Onların etrafında altından yapılmış yetmiş tabak dolaştırılır. Her tabakta başka bir renk vardır ki diğerinde yoktur'.
Karışımı tesnîmdendir. (Mutaffifin/27)

Abdullah b. Mes'ud (r.a) bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir:
'Ashab-ı Yemîn için ona cennet şarabı katıştırılır. Mukarrebler ise, onu katıştırmaksızın içerler'.
Ki sonu misktir. (Mutaffıfîn/26)

Ebû Derdâ (r.a) bu ayetin tefsirinde demiştir ki:
'O gümüş gibi beyaz bir şaraptır. Onunla son şarablarını mühürlerler. Eğer dünya ehlinden bir kişi elini ona daldırır, sonra çıkarırsa onun güzel kokusunu hissetmeyen hiçbir şey kalmaz!'

279) Tirmizî, (Ebû Said el-Hudrî'den garib olarak
280) Müslim
281) Nesâî, Kübra, (sahih bir senedle)
282) Bezoar, (zayıf bir senedle)
283) (Huzeyfe'den garîb bir senedle)
 
Cennetteki Huriler ve Vildanlar

Kur'an'da onların vasıfları vardır, fakat fazla izahat, hadîslerde vârid olmuştur.

Enes b. Mâlik, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:

Bir sabah veya bir akşam Allah yolunda bulunmak, dünya ve dünyanın içinde bulunanlardan daha hayırlıdır. Birinizin ok ile yayı arası veya ayak yeri kadar cennetten elde edeceği şey, dünya ve dünyadakilerden hayırlıdır. Eğer cennet kadınlarından biri yeryüzüne çıksa, yeryüzü pırıl pırıl parlar, yer ile gök arası güzel koku ile dolar. O kadının başındaki başörtüsü dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır.284

Onlar yakut ve mercan gibidirler, (Rahmân/58) Hz. Peygamber (s.a) bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir:

Perde arkasında olduğu halde onun yüzüne bakılsa aynadan daha berrak görünür. Onun boynunda bulunan ve kıymetçe en düşük olan inci doğu ile batı arasını ışıklandırır. Onun sırtında yetmiş elbise vardır. Kocasının bakışı o elbiselerden geçerek kemiklerindeki iliği bile görür.285

Enes, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:


Gece yolculuğuna (isrâ) çıkarıldığım zaman cennette bir yere girdim. İsmine Bey dah deniyordu. Orada inci, yeşil zebercet ve kırmızı yakuttan bir çadır kurulmuştu. Çadırın içindeki hanımlar 'Ey Allah'ın Rasûlü! Selâm sana!' dediler. 'Ey Cebrâil! Şu ses nedir?' dedim. Cebrâil 'Bunlar çadırlarında sadece kocalarına bakan hanımlardır. Rablerinden sana selâm vermek hususunda izin istediler. Onlara izin verildi' dedi. Bu konuşmadan sonra onlar 'Biz kocalarından razı olan hanımlarız. Asla kızmayız. Biz cen-nette ebediyyen kalan hanımlarız. Asla göç etmeyiz.' diye tempo tuttular.

Bundan sonra Hz. Peygamber şu ayeti okudu: Çadırlara kapanmış huriler. (Rahman/72)

Tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. (Alu İmran/15)

Mücâhid bu ayetin tefsirinde şöyle der: 'Hayızdan, küçük ve büyük taharetten, tükrük, balgam, meni ve çocuktan temizlenmiş kadınar demektir'.

O gün cennet halkı, bir iş içinde eğlenirler. (Yasin/55)
Evzâî bu âyetin tefsirinde şöyle demiştir: 'Onların meşgalesi, kendilerine ihsan edilen bakirelerin bikrini izale etmekti.

Bir kişi "Cennet ehli cinsi münasebette bulunur değil mi?' diye sorduğunda, Hz. Peygamber şöyle cevap vermiştir:
Onlardan bir kişiye sizden yetmiş kişinin kuvvetinden daha fazla kuvvet verilir!288

Abdulla bin Ömer şöyle demiştir: 'Derece bakımından cennet ehlinin en düşüğünün beraberinde bin hizmetçi vardır. Her hizmetçi ayrı bir işle meşguldür'. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Cennet ehlinden her kişi beş yüz huri ile evlenir. Dört bin bakire, sekiz bin dul ile evlenir. Onların her birinin boynunadünyadaki yaşı kadar sanılır.287

Cennette bir pazar vardır. Orada ne alış var, ne veriş! Ancak erkekler ile kadınların suretleri (modeli) vardır. Erkek herhangi bir sureti sevdiğinde, oraya girer. Orada ela gözlü hurilerin bir cemiyeti vardır. Öyle avazlar çıkarırlar ki insanlar onların, benzerini işitmemiştir. Derler ki: 'Biz ebedî olanlanz, helâk olmayız. Biz yumuşak bedenlileriz, pörsümeyiz.

286) Tirmizî, (sahih olarak)

287) Beybâkî, Ebû Şeyh, Kitab'ul-Azme

Kitaba Zikril-Mevt ve Ma Ba'dehu/IL Bölüm 1359

Biz kocalarımızdan razı olanlarız, kızmayız. Ne mutlu o kimseye ki biz onunuz, o da bizimdir',288

Enes, Hz, Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:

Huriler cennette şöyle teganni ederler:
'Biz güzel hurileriz. Şerefli kocalara saklandık'.280

İman edip sâlih amel işleyenler, onlar bir bahçe içinde neşelendirirler.
(Rûm/15)


Yahya b, Kuseyr bu ayetin tefsirinde demiştir ki:

cNimetlenmekten gaye; cennette nağmeyi dinlemektir'.

Ebû Umame elBahilî, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

Cennete giren bir kişinin baş ve ayak ucunda iki ela gözlü huri oturur. En güzel sesle ona teganni ederler. O ses insan ve cinlerin işittiği seslerden daha güzeldir, O teganniyi şeytanın tuzağıyla değil, Allah'ın hamd ve takdisiyle yaparlar.290

284) İmam Ahmed, Müslim, Buhârî, Tirmizî, İbn Mâce, Ebû Avâne ve İbn
Hibban

285) Ebû Yala, {hasen bir senedle)
 
İslam dini bile erkeklere çalışıyor.Öbür dünya portresi ne kadar acı verici :)
 
'Cennet 'Ehlinin. Vasıfları Hakkında Hadîslerde Vârid Olan Kısmî Haberler

Usâme b. Zeyd, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

Cennet için hazırlanan var mıdır? Cennette tehlike yoktur. Kabe'nin rabbine yemin ederim, cennet, parlayan bir nur, sallanan bir reyhan, sağlamca yapılan bir köşk, akan bir nehir, çok ve olgun meyva, süsler içerisinde güzel bir kadın, bir makamda ebedî olarak nimet, güzel, sağlam ve yüce bir yurtta bir parlaklıktır.

- Biz cennete hazırlananlarız!

- inşâallah deyiniz.

Bundan sonra Hz. Peygamber cihaddan bahsederek cihada teşvik etti.291
Bir kişi Hz. Peygambere "Cennette at var mıdır?' dedi. Hz. Peygamber şöyle dedi.
Eğer atı seversen sana kırmızı yakuttan yapılmış bir at verilir ki seni cennetin istediğin yerine uçarak götürür.

Başka bir kişi Hz. Peygamber'e 'Deve hoşuma gider, acaba cennette deve var mıdır?' diye sordu. Hz. Peygamber şöyle dedi:

Ey Allah'ın kulu!
Eğer cennete girersen orada nefsin neyi ister, gözün neden hoşlanırsa sana verilir.292

Ebû Said el-Hudrî, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

Cennete giren kişi istediği zaman ona çocuk olup meydana gelir. Çocuğun hamli, annesinden doğması, büyümesi bir saatte olur.293

Cennet ehli cennette istikrar bulduğunda arkadaşlarını zi-yaret etmek ister. Bunun üzerine birinin tahtı diğerinin tahtının yanına varır. Bir araya gelirler, konuşurlar. Dünyada aralarında olanlardan bahsederler; biri diğerine 'Ey kardeşim! Falan gün, falan mecliste Allah Teâlâ'ya bizi affetmesi için yalvardığımızı hatırlıyor musun? O da bizi affetti'der.294

Cennet ehlinin bedenleri, yüzleri kılsız, renkleri beyaz, saçları kıvırcık, gözleri sürmeli, otuz üç yaşında, Âdem'in (a.s) yaratılışı üzere uzunlukları altmış, genişlikleri ise yedi zira'dır.295

Cennet ehlinin derecesi en düşük olanının 80.000 hizmetçisi, 72 tane zevcesi vardır. Kendisine yakut, inci, zebercetten yapılmış bir kubbe dikilir. Kubbesi Gabiye ile San'a arası kadar geniştir. Onların başlarında taçlar vardır. O incilerin en azı doğu ile batı arasını aydınlatacak kapasitededir.296

Cennete baktım. Onun narlarından biri büyük devenin derisi(nden yapılmış kırba) gibiydi.

Kuşları ise, büyük deve gibi! Orada bir cariye gördüm ve sordum:

- Ey cariye! Sen kiminsin?

- Zeyd b. Hârise'nin cariyesiyim!

- Cennette, gözün görmediği, kulağın işitmediği ve hiçbir beşerin kalbine gelmeyen şeyler gördüm!297

Ka'b (r.a) der ki: Allah Teâlâ, Âdem'i kudret eliyle yarattı. Tevrat'ı kudret eliyle yazdı. Cenneti kudret eliyle yaptı. Sonra cennete konuş dedi. Bunun üzerine cennet şöyle dedi: Felaha ulaştı o mü'minler!(Mü'minûn/1)

İşte bu söylediklerimiz cennetin sıfatlarıdır. Onları önce mücmel, sonra tafsilatlı naklettik.

Hasan Basrî cennetin sıfatlarını derli toplu bir şekilde zikrederek şöyle dedi: "Narları kovalar gibi, nehirleri kokusuz sudan, bir kısım nehirleri tadı bozulmamış sütten bir kısım nehirleri süzülmüş baldandır. Onu süzen insanlar değildir. Bir kısım nehirleri, içenlere lezzetli gelen şaraptandır ki bu şarap akılları gidermez. Bu şaraptan başlar ağrımaz. Cennette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir beşerin kalbine gelmeyen nimetler vardır. Cennet ehli nimetlenen padişahlardır. Otuz üç yaşındadırlar, hepsi yaşıttırlar. Uzunlukları altmış zira'dır. Gözleri sürmeli, yüzleri ve bedenleri kılsızdır. Azaptan emin olmuşlar, cennet yurdunda mutmaindirler. Cennetin nehirleri yakut ve zebercedden yapılmış yerlerin üzerinde akar. Onun duvarları, hurmaları ve bağları incidendir. Meyvelerini ancak Allah bilir. Onun kokusu 500 senelik bir mesafeden hissedilir. Cennet ehli için cennette atlar ve süratli yürüyen develer vardır. O develerin eğerleri yakuttandır.

Cennet ehli birbirlerini ziyaret ederler.

Hanımları ela gözlü hurilerdir. Sanki o huriler, korunmuş yumurta gibidirler. O kadınlardan biri, iki parmağıyla tutup yetmiş hulle giyer. Onun ilikleri, o yetmiş hüllenin altından görünür. Allah Teâlâ ahlâklarını çirkinlikten, bedenlerini ölümden temizlemiştir! Cennette sümkürmez, bevletmez ve büyük taharet yapmazlar. Ancak onların yaptığı geğirmek ve misk (gibi ter) sızıntısıdır. Onlar için sabah akşam cennette rızık vardır. Gündüz geceye, gece de gündüze hücum etmez. Cennete en son giren ve derece bakımından en az olan bir kimsenin gözüne, mülkünde yüz senelik bir mesafeye kadar genişlik verilir. Altın ve gümüşten yapılmış köşkler, inciden yapılmış çadırlardadırlar. Ona gözü alabildiğine genişletilir. O, en yakınma bakabildiği gibi en uzağına da bakar. Onların yanlarında altından yapılmış yetmiş bin tabak dizilir. İkinci yemekte de aynısı vardır. Her tabakta, diğerinde olmayan bir renk vardır. Yiyen, ilk yemeğin tadını aldığı gibi son yemeğin tadını da alır. Cennette bir yakut vardır ki onda 70.000 yurt bulunur. Her yurtta 70.000 ev! Onda ne bir yarık, ne de bir delik vardır".298

Mücâhid şöyle diyor: 'Cennet ehlinin, mertebe bakımından en düşüğü kendisine verilen mülkte bin sene yürür. O mülkün en yakın yerini gördüğü gibi en uzak yerini de görebilir. Mertebe bakımından en yüceleri ise sabah ve akşam rabbinin cemâline bakar'.

Said b. Müseyyeb şöyle demiştir:
"Cennette huriler vardır. Onlara 'el-i'nâ (ela gözlü) denir. O huri yürüdüğünde onun sağında ve solunda 70.000 cariye yürür. O huri İyiliği emreden ve kötülüğü yasaklayanlar nerede?' der".

Yahya b. Muaz şöyle demiştir:
'Dünyayı terketmek zordur. Cenneti elden kaçırmak daha zordur! Dünyayı terketmek cennetin mehridir'.

Yine şöyle demiştir: 'Dünyayı istemede nefislerin zilleti vardır. Âhireti istemede izzeti vardır. Hayret o kimseye ki yok olanın talebinde zilleti kabul eder. Bâkî kalanın talebinde izzeti bırakır'.

291) İbn Mâce ve İbn Hibban
292) Tirmizî
293) İbn Mâce, Tirmizî
294)Bezzar
295) Tirmizî, (Hz. Muaz'dan hasen olarak)
296) Tirmizî
297) Salebî, Tefsir
298) İbn Ebi Şeybe
 


Aynı şeyi ben de sizin için söylesem?

Elbette söyleyebilirsiniz ancak bir kanıtınız olmaz.Siz islam dininin erkeklere hizmet ettiğini ileri sürerek başta Kur'an olmak üzere onca cilt islam kaynağını elinizin tersiyle itmiş bulunuyorsunuz.basit bir örnek olarak İslam'a göre cennet babaların değil annelerin ayağı altında değil mi ? :cici:
 
Cennet Cehennem Ehlinin Konuşması

Kur'an-ı Kerim'de Cennet ehli ile Cehennem ehli arasında konuşmalar yapılacağı da belirtilerek bu konuşmalardan nakiller yapılmaktadır:


hadid13.gif


"O gün, münafık erkekler ile münafık kadınlar, iman edenlere derler ki: "(Ne olur) Bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım." Onlara: "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya çalışın" denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur çekilmiştir; onun iç yanında rahmet, dış yanında o yönden azap vardır.

(Hadid,13)

hadid14.gif


(Münafıklar) Onlara seslenirler: "Biz sizlerle birlikte değil miydik?" Derler ki: "Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (Müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip-beklediniz, (Allah'a ve İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldaltıcı da sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak, hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu."

(Hadid,14)
 
Cennet Kimler İçin Hazırlanmıştır?

“İman edip salih amel işleyenler.”Nisa 57, Yunus 9

“Allah’a ve Rasulüne itaat edenler.” Nisa 13

“Muttakiler takva sahipleri.” Âl-i İmran 133, Rad 35
“Görmediği halde Rahman’dan korkanlar.” Kaf 33

“Allah’a yönelmiş bir kalp ile gelenler.” Kaf 33

“Namazlarında huşu içinde devamlı olanlar.” Mü’minun 2, 9

“Boş ve yararsız şeylerden yüz çevirenler.” Mü’minun 3

“Zekâtı verenler.” Mü’minun 4

“İffetini koruyanlar.” Mü’minun 5

“Emanet ve ahidlerine riayet edenler.” Mü’minun 8

“Günahlarından sonra tevbe edip salih ameller işleyenler.” Meryem 60

“Mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler.” Saff 11

“Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru olanlar.” Fussilet 30

“Allah’ın gözetilmesini emrettiği şeyleri akrabalık bağlarını gözetenler.” Ra’d 21

“Rablerinden ve kötü hesaptan korkanlar.” Ra’d 21

“Rablerinin vechini istemeleri sebebiyle sabredenler.” Ra’d 22

“Kendilerine verilen rızıktan gizli ve açık infak edenler.” Ra’d 22

“Kötülüğü iyilikle savuşturanlar.” Ra’d 22

“İhlâs sahibi muhlis kimseler.” Saffat 40, 43

“Hesap gününe inanıp tasdik edenler.” Mearic 26

“Şahitliklerini dosdoğru yapanlar.” Mearic 33

“Verdikleri sözü yerine getirenler.” İnsan 7

“Kendi canları istemesine rağmen yoksula, yetime ve esire yedirenler.” İnsan 8


 
Cennetin Güzellikleri

Kur'an'da Cennet'in niteliklerinden bazılarına şu şekilde değinilir:

1- Altlarından ırmaklar akan, birbiri üzerine bina edilmiş yüksek köşkler (1), güzel meskenler (2)

2- Türlü ağaç ve meyvalara, akar kaynaklara, görünüş ve kokusu güzel, isteyenlerin yanına kadar sarktığından koparılması kolay, türlü bol meyvelere sahip (3)

3- Gönlün çekeceği her türlü yemek ve etler, türlü kokulu içecekler, temiz şaraplar ve çeşit çeşit tükenmez nimetleri içeren bir mekân.
"Onlara Cennet'te bir meyve, içlerinin çekeceği bir et verdik (vereceğiz)" (4)

"Canların isteyeceği ve gözlerin hoşlanacağı ne varsa, hepsi oradadır. Siz de orada devamlı olarak kalacaksınız. İşte bu, sizin çalıştığınız ameller sebebiyle mirasçı kılındığınız Cennet'tir. Sizin için orada çokmeyveler vardır, onlardan yiyeceksiniz." ( 5)

"Cennet şarabından (dünya Şarabı gibi) mide ızdırabı yoktur" ( 6)

4- Cennet'te hayat sonsuzdur, kin yoktur, boş lâf ve günah'a sokacak söz işitilmiş. "Biz o Cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıya otururlar. Orada kendilerine hiç bir zahmet dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir" ( 7)

"Onlar Cennet'te ne bir boş laf işitirler ne de bir hezeyan. Ancak bir söz işitirler: Selâm.. (birbirleriyle selâmlaşır dururlar)." ( 8)

5- Cennet nimetleri insan hayalinin erişemeyeceği güzelliktedir.

Cennet'i aslında dünya ölçüleriyle tarif etmek mümkün değildir.

Bununla beraber Cennet'teki eşsiz nimet ve saltanatı anlayabilmemiz için Allah Teâlâ onu bize şu şekilde tasvir etmiştir: (9)

***

"İşte bu yüzden Allah onları o günün fenâlığından esirger.

(Yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.

Sabretmelerine karşılık onlara Cennet'i ve oradaki ipekleri lütfeder.

Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar.

Ne yakıcı sıcak görürler orada, ne de dondurucu soğuk.

Ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkar; kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine sunulur.

Yanlarında gümüş kaplar ve billür kaselerle, gümüşî beyazlıkta şeffâf kupalarla dolaşılır ki ölçüsünde tavin ve takdir ederler.

Onlara orada bir kâseden içirilir ki karışımında zencefil vardır. (Bu şarap) orada bir pınardandır ki adına Selsebil denir.

Cennettekilerin etrafında öyle ölümsüz genç nedenler dolaşır ki, onları gördüğünde kendilerini etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın.
Ne yana bakarsan bak, (yığınla) nimet ve ulu bir saltanat görürsün.

Üzerlerinde ince yeşil ipekli, parlak atlastan elbiseler vardır.
Gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz içecekler içirir.

Onlara: "İşte bu sizin işlediklerinizin karşılığıdır, çalışmalarınız şükre değer" denir. "

***

Cennet'in tasviri konusunda söylenecek son söz şu kudsî hadisin ifade ettiği durumdur:

Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

"Salih kullanım için ben, Cennet'te hiç bir gözün görmediği hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir insan gönlünün hatırlamadığı bir takım nimetler hazırladım."

Başka bir hadislerinde de, Rasûlullah (s.a.s.) Cennet'in gümüş ve âltın kerpiçten yapıldığını, harcının misk, taşlarının inci ve yakut olduğunu, oraya girenlerin bolluk ve refâh içinde, üzüntüsüz ve kedersiz yaşayacağını ebedî kalacaklarını, ölmeyeceklerini, elbiselerinin eskimeyeceğini ve gençliklerinin yok olmayacağını ifade eder.
 
Cennet Ve Cennetlikler..

Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiğine göre, Peygam-
ber'imiz (s.a.s.) buyuruyor ki:

"Cennette şöyle bir ses gelir: Ey cennetlikler! Sizlere
öyle bir sıhhat veriyorum ki, ondan sonra ebediyen hasta
olmayacaksınız. Ölümsüz bir hayat bulacaksınız. Ardın da
yaşlılık olmayan bir gençliğe ereceksiniz. Arkasından ümit-
sizlik gelmeceyek bir mutluluğa ulaşacaksınız."

Yüce Allah'ın şu âyeti, bu gerçeği ifâde eder:
"Cennetliklere: "İşlediğiniz iyi ameller sayesin-
de nail olduğunuz cennet işte budur" diye seslenilir."
A'râf Sûresi, 43.

Peygamber'imiz "Rabb'inin huzurana dikilmekten kor-
jki cennet vardır" mealindeki âyet hakkında buyuruyor
ki:

"İki cennetin bütün kap ve eşyası gümüşten, diğer bir
iki cennetin bütün eşyası altındandır. "Adn" cennetinde
cennetlikler Rabb'lerini görürken, onlar ile Allah arasında
sadece "Kibriya Perdesi" bulunur."

Sonra cennetin kapılarına bak, bunlar ibadetlerin asıl-
larına göredir. Nitekim cehennemin kapıları da günahların
asıllarına göredir.

Ebû Hüreyre'nin rivayet ettiğine göre, Peygamber'imiz
(s.a.s.) buyuruyor:

"Kim malından iki birimlik bir sadaka verirse, cennetin
bütün kapılarından içeri girmeye çağrılır.

Cennetin sekiz kapısı vardır. Namaz ehli olanlar na-
maz kapısından içeri girmeye çağrılır. Oruç ehli olanlar oruç
kapısından içeri girmeye çağrılır. Sadaka ehli olanlar sadaka
kapısında içeri girmeye çağrılırlar. Cihâd ehli olanlar cihad
kapısından içeri girmeye çağrılır."

Bu arada Ebû Bekir (r.a.): "Vallahi bir kimsenin bu
kapılardan birinden çağrılma zarureti yoktur. Acaba bir kim-
se hepsinden aynı anda içeri girmeye çağırıhrsa olur mu?"
diye sorar. Peygamber'imiz ona: "Evet, böyleleri de var-
^r. Senin de onlardan olmanı dilerim" diye cevap ve-
rir.

Asım İbni Zamüre (r.a.) der ki: "Hz. Ali bir gün cehen
nemden bahsetti, bu konuda şimdi hepsi hatırımda kalma
yan çok önemli açıklamalarda bulundu, arkasından
Cennete getirerek dedi ki:

"Rabb'lerinden korkanlar bölük bölük Cennete sevke-
dilirler. Onun kapılarından birine varınca, kapının yanıba-
şında köklerinin arasından iki ayrı pınar kaynayan bir ağaç
görürler. Aldıkları emir uyarınca pınarlardan birine sokulur-
lar, suyundan içince karınlarmdaki pislikler kaybolur.

Arkasından öbür pınara sokularak içinde yıkanınca
yüzlerine Cennet tazeliği gelir, artık saç renkleri ebediyyen
değişmez başları yağla yıkanmış gibi hep parlak kalır. Sonra
Cennete girerler, içeri girerken Cennet korucuları onlara:
"Selâm size, ne mutlu size, oraya ebedî kalmak üzere giriniz"
derler.

Arkasından Cennet çocukları etraflarını sarar, dünyada
sevilen birinin ansızın çıkıp gelişi karşısında çocuklar onun
etrafını nasıl çevirirse öyle çevirirler, ona: "Müjdeler olsun!
Allah sana şu şu nimet ve dereceleri bağışladı" der-
ler, içlerinden biri o kimsenin Cennet hurilerinden olan eşle-
rinden birine koşarak dünyadaki adı ile: "Falan kişi geldi"
diye haber verir. Huri: "Sen kendin onu gördün mü?"
diye sorar. Çocuk: "Tabiî gözümle gördüm, peşimden
geliyor" der.

Bu haber üzerine huri sevincinden âdeta kuş uçarak kapının eşiğine vanr.

Adam makamına varınca yapısına göz atar, yuvarlak
• cj pareleri üzerinde birer kırmızı, yeşil ve sarı köşkün
geldiğini görür. Sonra başını kaldırarak çatısına bakar,
şimşek gibi göz kamaştırıcı olduğunu görür.

Öyle ki, Yüce
Allah ona güç vermese gözleri karşısındaki manzaraya
bakarken kör olurdu. Başını indirince görür ki eşleri, kullan-
maya hazır kaplar, sıra sıra dizilmiş yastıklar, yere yayılmış
saçaklı halılar, yüksek sedirler hazır duruyor.

Sonra sırtını bir
yere dayayıp: "Bizi bu nimetlere yönelten Allah'a hamd
olsun, eğer kılavuzumuz o olmasaydı, biz bu duruma kendi-
liğimizden ulaşamazdık" diye hamdeder.

Bu arada kulağına gizli bir ses şöyle seslenir:

"Yaşayın, size ebediyen ölüm yoktur. Oraya yerleşin,
hiç göçmeyeceksiniz. Sıhhate kavuşunuz, artık size hastalık
gelmeyecektir.

Peygamber 'imiz (s.a.s.) buyuruyor ki:

"Kıyamet günü Cennet kapısına varır, kapının açıl-
masını isterim. Hazin (Cennet kapıcısı): "Kim o?" der. "Mu-
hammed" diye cevap veririm. Bunun üzerine bana "Sen-
den önce hiç kimseyi içeri almamam emredildi" der.

Şimdi de Cennetin odaları ile bu odalar arasındaki
yükseklik farklarını düşün. Çünkü en büyük derecelerle en
yüce faziletler âhirettedir. İnsanlar arasında bariz ibadet
farklılıkları ve iyi huy dereceleri kesin bir şekilde var olduğu
Sibi kavuşacakları mükâfatlar arasında da açık farklılıklar
Ocaktır.

Eğer en yüksek derecelere ulaşmak istiyorsan, Allah'a
ibadet hususunda seni hiç kimsenin geçmemesine çalış, 2a,
ten Yüce Allah bu konuda yarışmayı emretmiştir. Yüce Allah
(c. c.) buyuruyor ki:

"Rabb'inizden bir mağfirete ve genişliği yer ile gök
arası kadar olan Cennete kavuşmak için yarışın."

Yüce Allah (c. c.) buyuruyor ki:

"O'nun mührü misktir. Yarışçılar bunun için yarışsın."
Şaşırtıcıdır ki, yakınlarından veya komşulanndan biri
senden daha çok para sahibi olsa veyahut evi seninkinden
daha yüksek olsa, sana ağır gelir, canın sıkılır, duyduğun
hased yüzünden keyfin bozulur.

Oysa ki, senin hesabına en güzel şey, dünyadaki bü-
tün alımlı şeylerin denk olmayacağını bağışlar açısından sen-
den ilerde olanların bulunmasına rağmen Cennete yer-
leşmektir.

Ebu Said el-Hudrî'nin rivayet ettiğen göre, Peygam-
berimiz şöyle buyuruyor:

"Cennetlikler, üst katlanndakileri, aralarındaki derece
farklılığı yüzünden, sizin doğudan batıya kadar ufukta dağıl-
mış gördüğünüz yıldızlar gibi görürler."

Sahâbiler: "Yâ Rasûlallah! Bunlar başka hiç kimsenin
ulaşmayacağı peygamberlerin dereceleri midir?" diye sordu-
lar. Peygamber'imiz:

-"Hayır, nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin
ederek söylüyorum ki, Allah'a inanan ve Peygamberlerine
uyan kimseler de bunlara nail olacaklardır."

Yüksek derece sahiplerine aşağıdan bakanlar, sizin gök
ufuklarından birinde doğmuş gördüğünüz bir yıldıza
baktığınız gibi görürler. Hiçbiri şüphesiz, Ebû Bekr (r.a.) ve
Ömer (r.a.) o zümredendir ve o yüce nimete kavuşacaklar-
dır" buyurdu."

Sahâbilerden Câbir (r.a.) der ki:

"Peygamber'imiz bize buyurdu ki, "Size Cennet
köşklerini anlatayım mı?" Ben de O'na:

-"Evet ya Rasûlallah, anamız babamız sana feda olsun"
diye cevap verdim. Bunun üzerine şöyle buyurdu:

-"Cennette som cevherden köşkler vardır, dışları içle-
rinden ve içleri dışardan görülebilir. Orada hiç bir gözün
görmediği, hiç bir kulağın işitmediği ve hiç kimsenin haya-
linden geçmemiş nimetler, tatlar ve sevinçler vardır."

Bunun üzerine ben: "Bu köşkler kimler içindir?"

diye sordum. Bana şöyle cevap verdi:

-"Bu köşkler selâmı yayan, yemek yediren, devamlı
oruç tutan ve herkes uyurken namaz kılanlar içindir" dedi.

Hep birlikte O'na: "Bunları kim yapabilir?" dedik.

Peygamber'imiz: -"Ümmetim bunları başarabilir. Şimdi
size anlataca-ğım. Kirn müslüman kardeşi ile karşılaşınca
ona selâm verirse selâmı yaygmlaştırmış olur.

Çoluk-ç0cuğunu doyurasıya yediren "Yemek yedirmişler" zümresingirer. Ramazan ile birlikte her ayda üç gün oruç tutan
devamlı oruç tutmuş gibi olur.

Yatsı ve sabah namazlarımcemaatle kılanlar, herkes (yani yahudiler, hristiyanlar veateşperestler) uykuda iken namaz kılmış olurlar." buyurdu Peygamber'imiz:

"O, sizin günahlarınızı bağışlayarak altlarından
ırmaklar akan cennetlere ve "Adn" cennetindeki gü-
zel köşklere yerleştirir" Saf,i2, mealindeki âyet hakkında
sorulan bir soruyu şöyle cevaplandırdı:

"İnciden köşklerdir, her köşkte kırmızı yakuttan yetmiş
daire vardır. Her dairenin yeşil zümrütten yetmiş odası
vardır.

Her odada yetmiş sedir, her sedirde her renkten
yetmiş döşek, her döşekte iri gözlü hurilerden bir eş bulu-
nur. Her odada yetmiş sofra, her sofrada yetmiş türlü yemek
vardır ve her odada yetmiş hizmetçi bulunur. Her sabah
mü'mine bunlar yeniden tazelenerek verilir."

 
Cennet'in Anahtarı

Son sözü Kelime-i Tevhîd olan kimsenin mükâfatı Cennet'tir .

Bu durumu hadisçiler şöyle yorumlarlar: Lâ ilâhe illallah, Cennet'in anahtarıdır, ancak bu anahtarın dişleri vardır, onlarda ilâhi emirlere bağlı olmak itaat ve ibadet etmektir. Bir de "Lâ ilâhe illallah" demekle, birinin müslümanlığına hükmedilmez, "Muhammedün Rasûlullah" (Muhammed Allah'ın peygamberidir) sözünü de eklemesi gerekir. Hatta İslâm dininden başka bütün dinlerden uzak olması icab eder. Bu inançta olan kimse, ehl-i kebâir (büyük günah işleyen) de olsa, günahı kadar Cehennem'de ceza gördükten sonra Cennet'e girecektir.

Muaz b. Cebel (r.a.)'ın Hz. Peygamber (s.a.s.)'den rivayet ettiği şu hadis meseleyi açıklığa kavuşturur:

"-Hiç bir kimse yoktur ki, kalben tasdik ederek Allah'dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)'in, Allah'ın kulu ve resûlü olduğuna Şehadet etsin de, Allah ona Cehennem'i haram etmiş olmasın (herhalde harâm eder)"

Ehl-i Sünnet ve'l-Cemâat inancına göre, "Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Rasûlullah" diyen ve bunun gereğince iman edip salih amel işleyen her kimse Allah'ın izniyle mutlaka Cennet'e girecektir. Cennetlikler, hastalık, sakatlık, ihtiyarlık, huysuzluk vs. hallerden uzak olarak
 
Geri