Cengiz Han

Konu sahibi son olarak 4366 gün önce görüldü
Bir çivi bir nalı, bir nal bir tırnağı, bir tırnak bir ayağı, bir ayak bir atı, bir at bir kumandanı, bir kumandan bir vatanı mahvedebilir…
CENGİZ HAN


Cengiz Han’ın doğum adı Temuçin, Moğolca Tengiz deniliyormuş. Moğol Börçigin ailesindenmiş. Onunla ilgili duyduklarımız okuduklarımız bildiklerimiz bir hayli fazladır. Cengiz Han denilince kimse yabancılık çekmez. Onu bilmiyorum tanımıyorum demez. Sadece bizler değil dünyada çoğunluk onu bilir. Bazıları onun çok iyi hükümdar olduğunu söylerler, bazıları onun zalimliğinden söz eder. Muhakkak ki bu kadar büyük bir İmparatorluk kurulurken yapılan zalimlikler vardır. Cengiz Han’ın bu İmparatorluğu kurum sırasında yaptığı zalimlikler dahamı fazladır bunu en iyi tarihçiler bilebilir. Benim yaptığım araştırmalarda onun sadece bir devlet adamı, savaşçı bir lider olmasının yanı sıra yaptığı devrimlerle de büyük başarıları olan bir Hakan olduğudur. Bir yerden alıntı yaparak onun getirdiği yenilikleri aktaracağım:

Geniş sınırlara yayılan Moğol İmparatorluğu, Rusya ve Çin gibi Asya ülkelerinin kültürlerini derinden etkilemiş. Kontrol altına aldığı her bölgede aristokrasiye son veren Cengiz Han, üstün zekâlı ve kabiliyetli kişilerin yönetime geldiği bir idare biçimini (meritrokrasi) benimsedi.
Büyük bir posta sistemi kurdu.
Abaküs ve pusulanın Asya’da yaygınlaşmasını sağladı.
Evrensel bir alfabenin yayılması için çalıştı. Okur-yazar olmadığına dair genel bir kanı yaygınken, son bulunan Çin ve Moğol kaynakları Cengiz Han’ın oldukça kültürlü bir adam olduğunu gösteriyor. Cengiz’e ait olduğu kanıtlanan eski bir el yazısının içeriğine bakılırsa, Cengiz Han Tao vaaz metinlerinin bile okuyabiliyormuş.
Moğol İmparatorluğu’nun İpek Yolu’nu yeniden inşası çalışmalarında sağladığı politik istikrar Çin, Orta Doğu ve Avrupa arasında seyahat ve ticaretin gelişmesine olanak verdi.
İşkenceyi yasaklayan Cengiz Han, öğretmenleri ve doktorları vergiden muaf tuttu.
Hâkimiyeti altında bulunan kişilere din özgürlüğü tanıdı.
Koyduğu kuralları Moğolca bir yasa kitabıyla metinleştirdi.

Asya’da tek ve büyük bir devletin egemen olmasıyla iktisadi yaşamda önemli değişiklikler meydana geldi. Ülkeler arasında sınırlar ve gümrükler ortadan kalkarken, Asya’nın genelinde ticaret önemli ölçüde canlandı.
Cengiz, Şaman inancına sahip olmakla birlikte, siyasal olarak İslam ülkelerine yakınlaşmasıyla pek çok Moğol İslamiyet’i kabul etti. Böylece Asya’daki dinler mücadelesinde hatırı sayılır bir rol üstlenmiş oldu.

Cengiz Han’ın Yasaları olduğunu biliyordum. Okuyunca gerçekten çok şaşırdım. Onun suçlularının affı yok okuduklarımda. Her tür suçun bedeli idam! Haklı haksız fark etmiyor. Suç olarak saptanmışsa idam! Öyle konularda idam cezaları varki bu gün onları yapmamak gerçekten çok büyük kabahat. Yâda yapmak… Ancak ayıplayabiliriz, kınayabiliriz hatta çokda kızabiliriz ama asla canını almayız. Bunların yanı sıra; bazı kararları muhteşem… Suyu kirletme adı altında yasalar çıkarmış ki bu çok ilerileri görme adına büyük bir yenilik fakat cezası yine ölüm. Bir yasası varki hiç aklım almadı; elbise tamamen yıpranmadan yıkanmayacak. Buradan anlaşılan suyun kıymeti olsa gerek… Bir hayli zalim kararlar var. Onları tek – tek yazmak istemiyorum. Akıl dışı, vicdan dışı olanlar var. Bunun yanı sıra olması gerekenler var:

Kasten yalan söyleyen veya büyücülük yapan veya başkalarının davranışları hakkında ispiyonculuk yapan veya kavga eden iki kişinin arasına birinin yanında diğerine karşı olarak girenler de idam edilirmiş.

Sahibinin iznini almadan bir esire yiyecek veya giyecek veren de idam edilirmiş.
Kaçan bir köleyi veya esiri bulup sahibi olan kişiye geri vermeyen de idam edilirmiş.

Cengiz Han Yasaları, yalanı, hırsızlığı ve zinayı yasaklar ve kişinin komşusunu kendisi kadar sevmesini emreder; insanların, bir diğerini yaralamamasını ve saldırıları tümüyle unutmalarını, gönüllü olarak teslim olan ülke ve şehirleri bağışlamalarını, Tanrıya adanan tapınakları vergiden muaf tutmalarını ve yaşlı ve düşkün insanlara saygı göstermelerini emreder. Her kim bu emirlere aykırı hareket eder ise idam edilir.

Şimdi aktaracağım iki yasaya bakın lütfen:

Seferden döndüklerinde Sultanın hizmetinde belirli görevleri üstlenmelerini savaşçılara emretmiş.
Bazılarını kendisi ve çocuklarına seçebilmesi için her yılın başında bütün kızlarını kendisine takdim etmelerini emretmiş.

Benim aklımın almadığı o kadar çok yaptırımları varmışki, şaşırmamak mümkün değil. Taaa o zamanlarda yaşayanlara üzülmemekte pek mümkün değil. Nasıl bir anlayış anlamak ise hiç olası değil. Tabii o günün koşullarını bilemeyiz, insanların ruh yapılarını da kestirmemiz ne kadar empati yaparsak yapabalım mümkün görülmüyor. Okuduklarımız aklımızı karıştırıyor bu bir gerçek. Büyük bir Hakan yaptıkları ve yaptıkları var. Her ikisinde de uçlar var. İyiler ve kötüler. Elbetteki yaşamımızda bunlar var. Fakat bizler daha çağdaş daha vicdanlı olan nesilleriz ki bazıları şart olsada o zamana göre büyük barbarlık olarak gelebiliyor bizlere. Eskileri çok seviyorum ama biliyorum ki eskilerde yaşamak gerçekten çok zor…

Moğol Oymak Beylerinden Bahadır Beyin oğlu,
Asıl ismi Temuçin,
1167’de doğmuş,
O aynı zamanda çok güzlü bir annenin oğlu,
Babası öldürüldüğünde annesi Ulan Hatun kabilenin başına geçmiş,
O sıralarda Cengiz Han on iki yaşındaymış.
Cengiz Han çocukluğundan itibaren bir lider vasfıyla büyümüş.
Komuta etme yeteneği çocukluğundan itibaren gelişmeye başlamış.
Uzun mücadelelerden sonra tüm moğol kabilelerine önderliğini kabul ettirmiş.
O zamanlar en ünlü devletlerden Çin’i ve Harzemşahları’nı bozguna uğratmış,
1206 yılında Moğolistan’ın tek gücü olmuş.
Onon ırmağı kıyısında tüm kabilelerin temsilcilerinin olduğu kurultayda Kağan ünvanını almış.
Aynı dönemde Cengiz sanını da almış.

Bu tarihten sonra Cengiz Han tarihin gördüğü en geniş sınırlara sahip imparatorluğun hakanı olmuş. Onda muhteşem bir zekâ varmış. Organize ve disiplin etme konusunda müthiş yeteneğe sahipmiş. Onun içindir ki dünyaya nam salmış, dünya tarihinin bitişik sınırlarına sahip en büyük imparatorluğunu kurmuş. Ordusu çok güçlüymüş, tarihe en başarılı ordu lideri olarak da geçmiş. Askerlerini özenle seçiyormuş. Sadece çok iyi bir asker olmaları yetmiyormuş, ona çok sadık olmaları gerekiyormuş. Güvendiği askerlerinin ise tabiri caizze sırtı yere gelmiyormuş. Yaşadıkları bölge çok sert iklimine sahipmiş. Bu da yaşamı oldukça zorlaluyormuş. Kuzeyde Sibirya olduğundan kışların çok soğuk olması yazların ise güneydeki Gobi Çölünden gelen kavurucu sıcak yaşamı çok zorluyormuş. Onun içindirki göçebe hayatı sürerlermiş. Kıl çadırlarda yaşarlarmış. Bu zorluklarda da Moğol Kabileleri birbirine saldırırmış. Cengiz Han bütün Moğolları birleştirip İmparatorluğu kurduğunda kendi içlerindeki savaşlarda böylelikle son bulmuş, birlikte güçlenmişler. Cengiz Han’la ilgili anlatılan en kötü olaylar fetihlerindeki kıyımlar ve kültürel hazinelerin yok edilmesi. Bu gerçekten çok büyük bir kıyım... Cengiz Han’ın savaş teknikleri de önünde kimsenin duramamasına neden oluyormuş.

Başa geçtikten sonra ki ilk yaptığı eylem; Çin’de Kitün – Chin Sülalesi’nin, Tatarlar’a karşı yaptıkları harakete katılmış.(1202’te Tatar kabilileri ile savaşmış ve onları yenmiş.)
Tangurlar’la savaşmış onları denetim altına almuş.
Şaman inancında olmasına karşın, siyasal açıdan İslamiyet’e yakınlaşmış ve destek vermiş.
Cengiz Han’la birlikte Asya’nın İktisadi yaşamı değişmiş.
Ticari ilişkiler gelişmiş.
Cengiz hanın kardeşlerinin isimleri: Temuçin'in 3 erkek kardeşi Hazar Kasar, Kaçiun ve Temüge'nin yanı sıra bir kız kardeşi Temulin, Bekter ve Belgütey isimli iki üvey kardeşi varmış.
Çocukları; Cengiz Han'ın imparatoriçesi ve ilk karısı Börte'den 4 çocuğu, Cuci, Çağatay, Ögeday, Tuluy.

Cengiz Han’ın Liderlik Özellikleri:


  1. Cengiz Hanın liderlik becerileri sadakat kavramı etrafında şekillenir. Kaynaklara bakılırsa politik ve askeri hiyerarşisine bağlanabilecek yetenek ve istekte kişileri ordusuna katıyor, kendi liderlerine bağlılık gösteren kişilere -düşman ordudan bile olsalar- arka çıkıyor, onlara zarar vermekten kaçınıyormuş.


  1. Cengiz Han’a göre yetenekli olan herkes yükselmek ve terfi etmek konusunda eşit haklara sahipmiş. Göçebe olarak yaşamış olmanın etkisiyle kişisel servete pek metelik vermez ve fetihler esnasında eline geçen değerli malları kendisiyle savaşanlara ve bağlılık gösterenlere dağıtırmış.


  1. Orduyu tüm Moğol kabilelerinin üyelerinden oluşturmuş, bu da orduya belli bir kabilenin ya da zümrenin sadakatinden ziyade tüm Moğolların bağlılığını sağlamaya yarıyormuş.


  1. Ülke topraklarını düzenli bir şekilde organize eden Cengiz Han, halkı uzun süredir hasret kaldıkları birlik, nizam ve güvenliğe kavuşturmuş. İddia edilenlere göre seyyahlar ve tüccarlar Cengiz Han’ın egemenliği altındaki topraklarda korku ve tehlikeden uzak, özgürce gezebiliyorlarmış.


  1. Düşman askerlerini tek bir tercihle baş başa bırakmak üzere savaş meydanlarında yerini alırmış. Düşmanlar ya teslim olup esir düşmeli ya da ölmeyi göze almalılarmış. Diğer deyişle, karşı taraf için galibiyet gibi bir durum ihtimal dâhilinde değilmiş.


  1. Sistemli bir şekilde disiplini sağlaması, asi gelenleri gözlerinin yaşına bakmaksızın şiddetli cezaya çarptırması; öte yandan yetenekli, sadık ve başarılı kişileri ödüllendirmesi, Cengiz Han’ın kendi sanıyla birlikte kurduğu imparatorluğun sınırlarının da büyümesini sağlamış.


Cengiz’in Asya Fatihi Ordusu:

Cengiz’in ordusu onluk sistem ve hareketli birliklere dayanıyordu. Onlara, yüzlere, binlere ve on binlere (tümenlere) ayrılan orduda tümenler birbirlerinden bağımsız olarak hareket etme hakkına sahipti.
Hiç kimse ait olduğu birlikten başka bir birliğe geçemezdi. Bu emre riayet etmeyenler idam edilme ya da zincire vurulma gibi cezalara çarptırılırlardı.
Askerler savaş sırasında ihtiyaç duyacakları alet ve araçları temin etmekle yükümlüydüler. Yanlarında getirdikleri, yüksek rütbeli kumandanlar tarafından kontrol edilirdi.
Her askerin birden fazla atı bulunur ve atların yorulmaması için de savaş sırasında değiştirilerek kullanılırdı.
Cengiz generallere kendi yetkileri verir, bunlar önde düşmana saldırırken, asıl birlikler ileri teknolojinin kullanıldığı silahlarla geride beklerlerdi.
Standart bir hücum taktiği olarak atış toplarının yapımında çeşitli kimyasal maddeler ve sülfür kullanan Cengiz, böylelikle kuşatılan şehrin duvarlarına atılan bu topların, özellikle sülfürün etkisiyle büyük bir duman oluşturmasını sağlıyordu. Bu yöntem duman altında kalan şehirde, zahmetsiz bir şekilde kundaklanma olduğu hissi yaratmak için bire birdi.
Ordunun toplanması için emir çıktığında askerlik çağında olan erkekler hemen gösterilen yere gelmek zorundaydılar.
Orduda oldukça sıkı bir disiplin göze çarpıyordu. Suç işleyen tüm askerler rütbesi ne olursa olsun cezalandırılırlardı. Savaşta askerler yarı aç bırakılırdı. Çünkü tok olan askerin savaşta verimli olamayacağı inancı hâkimdi.
Savaşta elde dilen ganimetler askerler arasında eşit şekilde taksim edilirdi.
Bu yazıyı hazırlarken Wikipedi dâhil bir çok yerden ve Buğra Öner Kocukeli’nden alıntılar yaptım.

Bir büyük lideri anlatmaya çalıştım sizlere… Tarihte böyle büyük liderler çok fazla değil. Bunlar büyük İmparatorlar. Ben fırsat buldukça sizlere onları aktaracağım…


Nazan Şara Şatana
 
çiçi yabgu abi cengiz han türk olabilir mi sence? :p
 
Ordinaryus Zeki Velide Togan ve Atsız Ata'ya göre Türk,ben de onlardan daha iyi bilecek,onlara itiraz edecek değilim,haddimde değil zaten :):)

he evet, atsız'ın bi makalesi vardı bu konuda. ben türk olduğunu düşünmüyodum aslında, bi de ilber hocaya sorup kesinleştirmek lazım. ama 17 dil bilen bi insana soru sormak benim haddime değil. aklsdlskfa.
 
he evet, atsız'ın bi makalesi vardı bu konuda. ben türk olduğunu düşünmüyodum aslında, bi de ilber hocaya sorup kesinleştirmek lazım. ama 17 dil bilen bi insana soru sormak benim haddime değil. aklsdlskfa.
İlbey Hoca'yı tam olarak beğenmesem de değerli bir tarihçi :) bahsettiğin makale şu sanırım :)

Çengiz Han Ve aksak Temir Bek Hakkinda

Millî şuurun ve ilmî tarihçiliğin hâlâ gereğince gelişememesi, dinî taassubun hâlâ ruhlara hükmetmesi dolayısıyla tarihimizin bazı büyüklerine karşı saygısızlıkta bulunmak, yahut Türk ırkının şu veya bu bölümlerini birbirine düşman saymak gibi yanlışlıklar sık sık yapılmaktadır. Bunların arasında en yaygını Çengiz ve Temir düşmanlığıdır. Bu düşmanlığı yapanlar arasında Şarlman'la Şarlken'i birbirine karıştıran felsefeciler bulunduğu gibi tarihçi geçinenler de vardır.

Bu tarihçi geçinenlerden biri Türk soyunun güzelliği hakkında yazdığı bir gazete makalesinde yine dinî taassup sebebiyle Çengiz ve Temir'den mahlûkat diye bahsederek onların sarı Moğol ırkından olduğunu Türklerin ise beyaz ırkın mümessili olduğunu ileri sürdü.


Artık ilmî bir değeri kalmayan bu eskimiş sarı ırk, beyaz ırk tabirleri yanında muharririn Çengiz ve Moğollar hakkındaki son neşriyattan da habersiz olduğu, bu yazıları kırk yıl önceki ilmin kırıntılarıyla yazdığı anlaşılmaktadır.


Burada tafsilâta girişerek, bazı gençlerin sorularını cevaplandırmak üzere, şimdiye kadar varılan ilmî sonuçların özetini vereceğim:


1- Türklerle Moğollar iki kardeş millettir. Altay grubu denen akraba milletlerin en mühim iki tanesidir. Türkçe ve Moğolca eskiden tek dil olup ancak Hunlar çağında iki ayrı dil haline gelmiştir. Hun - Türk münasebetleri adlı tebliğ ile bunu iddia ve ispat eden Türk, Moğol ve Çin dilleri bilgini Von Gabain olmuştur. (İkinci Türk Tarih Kongresi, s. 895- 911, İstanbul, Kenan Matbaası).


2- Moğol kelimesini tarihe tanıtan Çengiz Han olmuştur. Kendisinden önce Moğollar'a (yani Moğolca konuşan boy ve uruklara) ne dendiği kesinlikle belli değildir. Sekizinci yüzyıla ait Orkun yazıtlarında görülen Otuz Tatar ve Dokuz Tatar adlı birliklerin Moğol olduğu ileri sürülmüşse de bu, bir faraziyeden ibaret kalmıştır: Çünkü bugün Moğolistan denilen eski Gök Türk ülkesinin ancak onuncu yüzyıldan başlayarak Moğollar'la dolduğu ortaya konduktan sonra Sekizinci Yüzyılın Otuz Tatar ve Dokuz Tatarlar'ın da Türk olduğu kendiliğinden belli olmuştur. Gök Türkler çağında adı geçen budunlardan Moğol olduğu kesinlikle bilinen ancak Kıtaylar'dır ki daha sonraki zamanlarda da tarihe Moğol olarak geçmişlerdir.


3- Fakat Çengiz'in Moğol topluluğu etnik değil, tıpkı Osmanlı tabiri gibi siyasî bir isimdir ve aralarında Türkçe konuşan veya Türk olan boylar ve uruklar da vardır.


4- Eserini On Birinci Yüzyılda yazan Kaşgarlı Mahmud, Tatarlar'ı, ayrı lehçeleri olan bir Türk kavmi olarak göstermiştir.


5- On Üçüncü Yüzyılda Büyük Çengiz İmparatorluğunu gezen Marko Polo, Tatar kelimesini Türkler'le Moğollar'ın ikisini birden kapsayan bir deyim olarak kullanmıştır.


6- Türkler'in kendileri de Tatarı Türkler'in bir parçası ve belki de Doğu Türkçe'siyle konuşan Türkler olarak saymışlardır. Âşıkpaşaoğlu, tanınmış tarihinde Süleymanşah'la birlikte Anadolu'ya gelen Türkleri elli bin miktarı göçer Türkmen ve Tatar evi olarak kaydeder.


7- Osmanlı padişahlarından II. Murad zamanında, hicrî 843'te yazılıp tarafımdan yayınlanan bir tarihî takvimde Çengiz, Ögedey, Güyük, Mengü, Hülegü, Abaka, Keyhatu gibi Müslüman olmayan Çengizli kaanlar rahmetle anılmıştır. (Osmanlı Tarihine ait Tarihî Takvimler, s. 92-94, İstanbul 1961, Küçük aydın Basımevi). Yani On Beşinci Yüzyıl ortalarına kadar Türkiye'de aydınlar arasında bir Tatar düşmanlığı, Müslüman olmayan Türk'e düşmanlık diye bir şey yoktu. Bu müsamahakârlık Doğu Türkleri'ni veya Tatarlar'ı yabancı saymaktan, Çengiz Hanedanını millî bir hanedan saymaktan ileri geliyordu. Umumî bir müsamaha olsaydı aynı hoşgörürlük Bizanslılara, Ermeniler ve Gürcülere, Batılılara karşı da gösterilirdi.


8- Türkler'le Moğollar aynı kökten gelen iki kardeş millet olmakla beraber Çengiz Han, Moğol değil, Türk'tü. Çengiz'in Türklüğü tarihî geleneklerin dışında tarafsız çağdaş Çinlilerin tanıklığı ile de sabittir. Profesör Zeki Velidi Togan, 1941'de yayınladığı Moğollar, Çengiz ve Türklük adlı küçük eserinde, (s. 18) ve 1946'da yayınladığı Umumî Türk Tarihine Giriş adlı büyük ve değerli eserinde (s. 66) Çengiz Kaan'ı 1221'de ziyaret eden Çao-hong adlı bir Çin elçisinin verdiği bilgiyi nakletmiştir. Bu elçi, Çengiz'in eski Şato Türklerinden indiğini gayet açık olarak belirtmiştir. Şatolar ise, bilindiği üzere eski Gök Türkler'den inen büyük bir uruktur. Çengiz'in tipi hakkındaki tarihî bilgiler de (uzun boy, kumral saç, beyaz ten, yeşil göz) eski Gök Türk kağanlarınınkine uymaktadır. Çengiz'in aile adı olan Börçegin, Börü Tegin'in Moğolca söylenişinden ibaret olduğu gibi Çengiz kelimesi de Tengiz yani Deniz kelimesinin Moğolca söylenişinden başka bir şey değildir. Türkçe'de t ile başlayan kelimelerin Moğolca'da ç ile başladığını Altay dilleri uzmanları söylemektedir.


Çengiz'in ailesi hiç şüphesiz eski Türk devlet geleneğine uygun olarak çok eski zamandan beri Moğollardan bir kısmı üzerinde (belki de Moğollaşmış Türkler üzerinde) beğlik eden bir Eçine Hanedanı kolu idi. Bu hanedanda Türk geleneklerinin devam etmekte olduğu Çengiz'in oğullarından Çağatay ve Ögedey'in adlarından gözükmektedir. Çağa ve Öge bilindiği üzere, Türkçe kelimelerdir.


9- Aksak Temir Bek'in bir Barlas gibi olması ve Barlasların Moğol uruğu sayılmasında Temir'in Türklüğüne engel değildir. Temir'in ailesi de Çengiz ailesinin bir kolu olup Barlas uruğu üzerinde beğlik etmiştir. Ruslar tarafından Temir'in mezarını açmak suretiyle yapılan incelemeler onun da uzun boylu ve beyaz tenli olduğunu ortaya koymuştur ki eski Arap ve Fars edebiyatlarındaki Türk tavsifine tamamen uygundur. Üstelik Temir'in anadili de Türkçe'dir.


10- Ne Çengiz ne Temir Bek, Aryanî tipinde değildi. Klâsik Türk tipi bazı sahtekârların iddia ettiği gibi Hind Avrupa tipi olmayıp Çinlilerle Aryanîler arasında orta bir tiptir. Mezarlardan çıkan kafatasları, eski heykeller, eski duvar resimleri ve tarihî tavsifler bunu gösterdiği gibi Arap ve Fars şiirlerinde de çekik gözlü Türk güzellerinin övülmesine dair birçok örnek vardır. Milâdî 1114'te, yani daha Çengiz'in ve Moğollar'ın ortaya çıkmasından ne kadar önce ölmüş olan Zemahşerî'nin bir Türk güzeli hakkında yazdığı şu şiirlere bakın:


O ne kutlu bir gündü ki Yâfes kızlarından güzel ve cilveli bir kıza malik olmuştum. O güzel gözleri her ne kadar dar ise de sihir kârlık bakımından geniştir. Baktığı vakit gözlerinin karası görünürse de güldüğü zaman bu siyahlığın hepsi kaybolur.


* * *


Türk' neslinden bir güzel kız beni kendi isteğimle ölüme doğru götürmektedir. O kızın kendi fettan, gözleri de öldürücüdür. Zaten Türk'ün öldürücülüğü meşhur değil midir? Bu kızın kardeşinin kılıcı ne kadar kesici ve öldürücü ise de bu hususta onun gözü erkek kardeşinin kılıcından daha kesicidir. Kardeşi, aldığı esirleri azad ederse de bunun esirleri azad kabul etmez. Kardeşi bazı insanların kanını dökerse de bu herkesin kanını dökmektedir. Kardeşinin elinde kâfirler feryad etmektedir. Bu ise Müslümanları inletmektedir. Ben onun hicranı ile ağladıkça o benim karşımda güler ve güldüğü vakit büsbütün darlaşan gözleri kalbimi yaralar.


* * *


Su'dâ (1) ya şöyle söyle: Bizim sana ihtiyacımız yoktur ve biz iri siyah gözlüleri istemeyiz. Dar gözler ve dar gözlüler bizim düşüncemizi ve hayalimizi doldurmuşlardır. Onlar baktıkları vakit yalnız gözlerinin siyahlıkları görünür. Fakat gülecek olurlarsa o siyahlık da görünmez olur. Türk yüzü-ki Tanrı onları kem gözden esirgesin-gökteki ay gibidir (Atsız Mecmua, Sayı: 15, 15 Temmuz 1932, Sayfa: 66-67.)


11- Oğuzlar'ın da vaktiyle tam klâsik Türk tipinde olduklarının en büyük delili daha Selçuklu devleti kurulmadan önce ölmüş bulunan Mes'ûdî'nin kaydıdır. Mes'ûdî Oğuzlar çekik gözlüdür. Fakat onlardan daha çekik gözlü olanlar da vardır. demektedir. Genellikle Oğuzlar'ın torunları olan bugünkü Türkiye Türkleri'nin arasında da bu tipin tam veyâ biraz değişik örnekleri çok sayıda göze çarpmaktadır.


12- Aksak Temir'in Türkiye Türkleri ile çarpışmasını bir millî dâvâ haline getirmeye çalışmak millî bir ihanetten başka bir şey değildir. Aksak Temir'in Yıldırım Bayazıda karşı savaşan ordusunda pek çok Doğu Anadolulu Türkmen vardı. Bu savaş gerçekte Osmanlı-Karaman, Osmanlı - Akkoyunlu, Osmanlı - Safevî vuruşmaları gibi bir iç savaştır. Osmanlı - Karaman ve Osmanlı - Safevî savaşlarında gösterilen sertlik Osmanlı - Çağatay savaşındakini bastıracak niteliktedir. Bu çarpışmalar Türk tarihinin oluşundaki bir kader sonucudur. Türk tarihi pek çok iç çârpışmalarla doludur. Nitekim Osmanlı tarihinde de prensler arasındaki kıyıcı savaşlar büyük bir bölüm teşkil eder.


13- Son zamanlarda Kül Tegin anıtının bulunduğu yerde keşfedilip Kül Tegin'e ait olduğu iddia edilen heykelin tipi arkaik Orta Asya tipidir. Herhalde Kül Tegin'in veya Gök Türkler'in de Moğol olduğu iddia edilemez.


14- Selçukluların İranlı saray şairlerinden Dih Hudây Ebu'l-Ma-âlîyi'r Râzi Selçuk sultanının sarayındaki Türk kölemenlerden bahsederken şöyle demektedir: Hepsi Kırgız ve Çin kökünden olan servi boylular, hepsi Yağma ve Tatar tohumundan olan gül yüzlü güzeller. Aralarında gümüş çeneli Oğuz ve Kıpçak güzelleri, mis yüzlü ve ay gibi Kay ve Kimekler de var. Tanrım, bu Türk çocukları ne güzel şeyler ki onlara bakan insanın gözleri bahar gibi olur.


Buradaki Çin'den maksat uzakdoğu Türkleri ve belki de Moğollardır. Tatarlar'ın Yağmalarla birlikte gül yüzlü güzeller olarak gösterilmesi onların su katılmamış Türklüklerine en büyük delildir.


15- Bugün özellikle Tatar denilen Türkler Kazanlılarla Kırımlılardır. Kazanlılar eski Bulgar Türklerinin, Kırımlılar da Kıpçakların torunlarıdır. Yani bugün siyasî ve hatta coğrafi bir anlamı olan Tatar kelimesini bir Moğol uruğu, yahut Türk'ten başka bir şey diye düşünmek imkânsızdır.


Bu şartlar içinde Türk tarihinin iki büyük şahsiyeti olan Çengiz Han ile Temir Bek'i Türk'ten gayrı ve hele Türk düşmanı olarak görmek, göstermek ve düşünmek tarihi tahrif etmekten başka bir şey değildir. Özellikle Tatar kelimesini Moğol veya gayrıtürk bir millet anlamında kullanmak hiçbir şey bilmemek demektir.


Türkler, Türk tarihinin birinci sınıf insanlarından bazılarını tenkit etmek, beğenmemek, sevmemek hakkına maliktirler. Fakat hanedanlar arasındaki rekabetler dolayısıyla bunlardan birini tutarak onun hasmını millî düşman diye ilan edemezler. Irk davalarında coğrafyanın hiçbir değeri yoktur.


Türkler'den bazılarını millî düşman diye göstermek hem tarihi değiştirmek, hem de yarınki Türk birliğini baltalamak olur. Bu baltalama, tarihî düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürmektir.



(1) Su'dâ, Zemahşerî'nin Arap sevgilisinin adıdır. Bu şiirleri o zaman Kelâm Tarihi profesörü, sonra Diyanet İşleri Başkanı olan Şerefeddin Yaltkaya tercüme etmişti.



Ötüken, 23 Temmuz 1966, Sayı: 31 - 32
 
Geri