ÇENGELLİİĞNE - Her Telden

Konu sahibi son olarak 4571 gün önce görüldü
En güzel şiirleri ben yazabilirim ..
Beklemeler üstüne sabır üstüne ..
Kavuşup bir anda kaybetmeler üstüne ..
Hem öyle böyle değil ..
Kitaplar dolusu şiir olur ..
Yürek dolusu özlem damlar dizelerinden ..


İyi bir tiyatrocu da olabilirim ..
İçim kan ağlarken ..
Yüzümdeki maskeyle gülümser gülümsetirim ..
Baksan da göremezsin o derin denizi ..
Saklıdır en derinimde ..
Bir ben bilirim yerini ..


Veda cümleleriyle de aram fena değildir..
En dokunaklısını ..
En acıtanını duyarsın hiç beklemezken ..
Hiç susmayacakmış gibi konuşurken ..
Kilit vurabilirim dilime söylemez olur ..

Sen bilmezsin ..
Bavulum hep kapının arkasındadır ..
İçinde can kırıkları sevdalar ..
Söylenmemiş sözler birikmiş anılarım durur ..
Öyle güzel el sallarım ki giderken ..
Unutamazsın ..
Hatırında bir o kalır .
 
KARDELENİM

Üşüyorum, üstüme kar yağıyor
Sensizliğin beni hep sardığı gibi
Gözlerimden hep özlemin akıyor
Gündüzlerim artık zindanlar misali
Hep sana kavuşmak istiyorum, kardelenim.

Çırpınıyorum, aşkımı yaşamak için
Hayalini düşlemekten yorgun düştüm
Bekliyorum sevda ışığını görmek için
Sensiz hep karanlık benim gönlüm
Hep sana sarılmak istiyorum, kardelenim.

Bekliyorum, karakışın bitmesini
Bahar gelsin ışığını göreyim diye
Sıcaklığın saracak kırların örtüsünü
Üstümden kalkacak beyazlığın diye
Hep seni görmek istiyorum, kardelenim.

Özlüyorum, ışığını görmeye az kaldı
Karanlık, beyaz kabuğumdan çıkacağım
Güneş ışıklarını beyaz örtüme saldı
Kavuştum artık sıcaklığına sarılacağım
Hep seni sevmek istiyorum, kardelenim.

Kardelenim, güneşin sevdasıyla yanarım
Bu sevdadır işte, beni her bahar yeşerten
Bakışların eritecek, gizemli sıcaklığına kanarım
Kar beyazdır bu macera aşkıma zarafet katan
Hep seni bulmak istiyorum! Kardelenim.



Kardelen çiçeği kış boyunca,
Üzerinde kar beyaz örtüsünden çıkmak,
Güneşine kavuşmak için özlemle bekler...
Tıpkı yüreği sevda ateşiyle yanan bir yürek misali
Bu çiçek özlemle beklediği güneşine kavuşur ama
Kavuştuğu güneşin sıcaklığı,
Kar beyaz yuvasını eritir ve ölür!
 
saklı bahçe Hayatın sana sunduğu herşeye alışmalısın. Bırakıp gidenlere ve geride bıraktıklarına da.

Çünkü kendimden biliyorum, eninde sonunda kazanan hayat oluyor ve bize düşen istesek de inat etsek de unutmak oluyor veya alışmak....


Sevmeyi öğrenmemek en iyisi, biliyor musun? Belki hayat tatsız tuzsuz bir yemeğe benziyor ama kalbin yanmıyor en azından. İlk defa bu acıya düştüğümde yüreği elinde bir delikanlıydım. Aşkın kendisi zaten tüm damarlarımızdaki kanı çeken bir dertken ben daha kötüsünü yaptım, canımdan çok sevdim. Bir kat arttı çektiğim acı. O zamanlar bir daha cesaret edeceğime inanmazdım asla, ama bir defa öğrenmeye gör. Zihnini bulandıran esrar gibidir. Bir kere de tiryaki olursun ve bile bile dalarsın acının içine yeniden.

Bir kere öğrendin mi aşık olmayı, hiç yapamazsan yoldan geçenlere aşık olursun. Ve bir defa alıştın mı aşk acısına yoldan geçen hepsinin arkasına bile dönüp bakmazsın, acısı içinde kalır yine de. Ve kalbin alışmıştır aşık olmaya, kaybetmeye. Giderek daha delice aşklar bulur seni, zamanla anlarsın ki aşık olunan çok da önemli değildir. Bizzat aşkın kendisidir aşık olduğun.

Duymadığın, görmediğin, dokunmadığın ve koklamadığın -belki de bunları ummadığın bile- birine aşık olmak nasıl bir şeydir. Aşk değişir. İşte sen tam da o günlerde buldun beni. Ve onun için çok sevdim seni. Onun için aşık oldum. Yirmili yaşlarımın sonuna gelmişim ve aşk deyince acıdan başka bir duygu yaşamamışım.

Aklımda aşktan kalma bir kucak dolusu kaçış, terkedilmişlik ve aldatılmışlık var. Yine de bile bile düşüyorsam, bu aşk değil. En azından adı aşk gerisi ruhu değil.
Sen geldiğinde de biliyordum. Ya senden kaçacaktım ya sen de gidecektin. Sahi bu defa hangisi oldu? Onu bilemedim. Aslında tüm bu yaşadıklarımız benim "kader" diye anlattığım bir hayat sahnesi. Bizden habersiz kuruluyor sahne, oyun oynanıyor ve biz de oyunun baş aktörleriyiz belki, sonra perde kapanıyor. Böyle bir şey. Seni bulmak ne kadar güzelse, seni kaybetmek de o kadar güzel. Hayır yanlış yazmadım. Çünkü içinde sen varsın. İçinde sen varken bir şey nasıl kötü olabilir?

Belki bir gün okuma fırsatın olur, ama sana yazıldığını bilmeden. Buraya bir işaret koymalıyım diye düşündüm, bir kelime. O kelimeyi okuduğunda kalbin burkulsun ve anla ki bunu yazan benim, hikayesi bizim hikayemiz.

Ben alışkınım kaybetmeye...

Alıntı...
 
Kırılsa dizlerim bir gün tutmasa
kalbimdeki yarayı kimse sarmasa
geceler uzayıp sabah olmasa
yıldızlara sorar bulurum seni

dört yanıma binbir güzel koysalar
krallar tahtına beni oturtsalar
kale duvarlar örseler
hepsini yıkar bulurum seni

dört yanımı keder sarsa
su sakarya dağları mekanım olsa
azrail gelip canımı alsa
mahşerde arar bulurum seni
 
Hasrettin kılıç oldu parçalıyor kalbimi
Hiçmi his etmiyorsun sana olan aşkımı
Ah anılar,anılar, şimdi alır canımı
Aklıma düştüğünde bir görsenya halimi

Kader kelepçeledi acımadı bizlere
Hasretin öldürecek, görmeden son bir kere
Orada kavuşuruz geldiğinde mahşere
Bir yudum mutluluğu çok görürler bizlere

Kim bilir belki yarın, can bedenden gidecek
Tutmak istediğim el, bir başkası tutacak
Sanma beden ölünce, can senden vaz geçecek
Yalan dünyada seven, mahşerde'de sevecek

Ben yaşımı her zaman içime akıtırım
Nolur sen acı çekme ben zaten alışığım
Sen belki unutursun , maziye karışırım
Ben hayal olsa bile mutluluğa aşığım
 
Neden Böyle Olduk?
Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı. Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım. Hatta babamın bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi. Heryere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki. En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı. Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani. Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık. Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik. Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi. Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık. Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmekarası bir şeyler hazırlar gönderirdi. Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik. Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik. Kısacacı evine girip gelen (ki sadece çişi gelen giderdi evine) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi. Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi. Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu.Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık. Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi. Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştılırdık. Polisler gelmezdi, kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı. Sonra kavgalarımız da öyle ustura,falçata ile olmaz, onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık. Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık. Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık. Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim. Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin camında, temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum. Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem. Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece; bilmem kaç kuruş..hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri. Evlerimiz var içinde yaşayan yok. Parklarımız var içinde oynayan çocuk yok. Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu. Ben kapılarında 'vale' lerin, 'bady'lerin beklediği yerlerden hep korkmuş ve çekinmişimdir. Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana. Benim değildir bu kültür.
Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder. Nedir bunlar?

Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk. Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk. İyi de neden böyle olduk ?
Biz mi istemiştik?

Alıntı

 
Böyle bir güzelliği sizinle paylaşamadan edemedim.Onun ikisini de yerim bennnnnnnnnnnnn


jrnnz.jpg



 
Türk Sanat Müziği Tutkunu biri olarak zaman zaman bu sayfamda şarkılara da yer vereceğim

[YOUTUBE]ysC9n5EJZp0[/YOUTUBE]

35le2.gif
35le2.gif
35le2.gif
35le2.gif
35le2.gif
35le2.gif

35le2.gif
35le2.gif
35le2.gif
35le2.gif
35le2.gif
 
Uzun zamandır şiir yazmamıştım.Şöyle içimden geldiğince yazmak istiyorum
aklıma estiğince bakalım neler çıkacak


SANA
Sen benim içimde fırtınalar yarattın
Çoştukça çoştum içimde tarif olmayan güzellikler
Beni benden aldı
Kısa ama öz sözler gibi yaşadım seni
Tez buldum çabuk kaybettim sözünün
Birgün kapımı çalacağını hiç hayal bile etmezken
Kucağıma düşüverdi
Bilsen sana olan hasretimi
Bilsen sana olan tutkumu
Ah bir bilsen
Neredesin ne yaparsın hayalini bile kuramıyorum
Öyle ani olduki tanımak ve kaybetmek
Şimdilerde bana hitap şarkıların var dilimde
Söyleyemediklerin şarkıların dilinde
Öyle özlüyorum ki seni birtanem
Mutlak seni bulacağım günün birinde
Kurban olduğum dediğin günler hala belleğimde

Çengelliiğne

..

eh fena sayılmaz:cici:
 
Geri