Kitabımızın bu bölümünde canlılık konusunun materyalizm ağırlıklı tarihsel sürecini incelemeye çalışacağız. Geçmiş insanların canlılık konusunda ne düşündüklerini bilmenin aynı konunun bilimsel aşamalarını kavramakta büyük yararları vardır.
Varoluş, insanın var edilip düşünmeye başladığı ilk anlardan itibaren merak edip kendi kendine sorduğu, üzerinde en çok düşünüp yanıt aradığı sorulardan sadece biridir.
Canlılık nasıl oluştu sorusunun yanıtı materyalizmin en çok kafasını ağrıtanların başında gelmektedir.
Bu baş ağrısının gerçek nedeni bu yanıtı verirken kendilerini tek bir cevabın (varoluş ve canlılık rastlantılarla oluştu cevabının) tek yönlülüğüne hapsetmiş olmalarıdır.
Bu tek cevaba mahkûm oluş materyalizm taraftarlarına akıl, mantık ve bilim dışı bazı öngörüler ileri sürmeye, bu öngörüleri kabul etmeye, daha da kötüsü savunmaya mecbur bırakmakta, bu da onları ciddi şekilde rahatsız etmektedir.
Materyalizm felsefesinin gerek madde, gerekse canlılık konusundaki temeli her şeyin rastlantılarla var olduğudur.
Bir bakıma materyalizm, felsefesini maddenin ve rastlantıların dar ve kısır dünyasına hapsetmiştir.
Bilgi ve iradenin rastlantıların eseri olmayacağı, olamayacağı kesindir.
Varoluşta ise derin bir ilmin bu ilmi eyleme dönüştüren bir iradenin ve gücün varlığını açık şekilde görmekteyiz.
En koyu materyalizm taraftarları bile bu gerçeği inkâr edemez. Edemez ama akıl, mantık ve bilimin gösterdiklerinin aksine mutlak irade, güç ve bilim sahibi Bir Var Edicinin varlığını en baştan ret ve inkâr etmekten de ger kalmazlar.
Bu da onları iki yanıtlı bir soruya cevap arayıp verme özgürlüğünü yok ile tek yanıta mahkûm eder.
Canlılığın rastlantılarla oluştuğunu iddia etmekten başka seçenek bırakmaz.
Canlılık rastlantılarla oluşabilir mi? Bilimin bu soruya verdiği cevap kesin bir hayırdır. (Olasılık hesapları bölümüne bakınız)
= = =
Her şeye rağmen materyalist felsefeyi inananlar bu konuda çok yoğun çalışmalara girişmişler, canlılığın rastlantılarla oluştuğunu kanıtlamaya çabalamışlardır.
Fark edileceği gibi evrenin ve canlıların kökeni hakkındaki soruların birbirine zıt sadece iki yanıtı vardır.
Soru tek, yanıt iki tanedir ama doğru yani gerçek bir tanedir. Bu nedenle bu yanıtlardan birisi doğru, diğeri yanlış olacaktır.
Doğru yanıtı bulmak içinde tam bir tarafsızlıkla herhangi bir cevaba önkabulle bağlı kalmadan bilimsel bulgulara bakmak gerekir.
Bilim, bulguları ve bu bulgularla ilgili kanıtları inceler; herhangi bir tereddüde düşmeden gösterdiği gerçekleri kabul eder. Kimi felsefelerin doğrultusunda eğip bükmez.
Daha öncede belirttiğimiz gibi materyalizm; var oluş sorusuna; var oluş bir Var Edicinin eseridir şeklinde yanıtlayan görüşe bir tepki olarak ortaya konulmuştur. Bilimi amaç edinen bir arayıştan çok bir tepkimenin sonucudur.
= = =
Bir Var Edicinin varlığını en baştan ret ve inkâr eden materyalistlerin önünde eğer var oluş bir Var Edicinin eseri değilse nasıl meydana gelmiştir gibi yanıtlamaları çok zor, çetin bir soru durmaktaydı.
Var oluşu; cansızların var oluşu, canlıların var oluşu şeklinde iki parçaya ayırmak (tersinim teorisi her ne kadar varoluşu canlılık ve cansızlık olarak ayırmanın mümkün olmadığını savunsa da) var oluş sorusunu doğru yanıtlamak için gerekli olabilir.
Maddenin nasıl var olduğu konusunda kitabımızın daha önceki bölümlerinde yeterince bilgi verdik.
Tek bir atomun bile rastlantılarla oluşamayacak kadar kompleks yapılar sergilediklerini bilimin ışığında göstermeye çalıştık ve bu konudaki kanaatimizi açık bir şekilde belirttik.
Var oluş sorusunun ikinci bölümü olan canlıların nasıl var edildikleri ise materyalizm taraftarlarının açıklamakta en çok zorlandıkları konuların başında gelir.
Bu sorunun yanıtı öylesine önemlidir ki canlılığı temelleri doğrultusunda akılcı ve bilimsel yollarla izah edebilme becerisinin felsefelerini güçlendireceğinin farkındadırlar.
Bir bakıma canlılık konusunda materyalizmin vereceği yanıtlar, bu felsefenin maddenin var oluşu konusunda öne sürdüğü varsayımlara bilimin vurduğu ağır darbeden sonra bir ölüm kalım meselesi haline gelmiştir denilebilir.
Tarih boyunca materyalist felsefe canlılıkla çok yakından ilgilenmiş, bu konuda akla, mantığa, bilime uygun olan ya da olmayan pek çok teoriler, görüşler, düşünceler ileri sürülmüştür.
Bu teorilerin hepsi de felsefelerinin temelini teşkil eden Bir Var Edicinin varlığını inkâr yönündedir.
Muhakkak ki canlıların nasıl ortaya çıktığı; niçin neden, nasıl var oldukları sorularına verilen cevaplar doğrudan deney ve gözlemler yoluyla değil, kolaylıkla yanılabilir ve aldanabilir olmamız göz önüne alınarak, deney ve gözlemlerin ortaya koyduğu, kanıt zannettiğimiz bulgulara bir parça şüphe katarak tekrar, tekrar inceleyip yorumlayarak ortaya konulabilir.
Bir Var Edicinin var olduğunu inananlar canlıların var oluşunu da cansızların var oluşları gibi mutlak güç, mutlak irade ve mutlak bilim sahibi bir İradenin eseridir diyerek kendilerine göre yeterince ve açık bir şekilde ortaya koymuş görünüyorlar ve bu görüşlerine delil olarak da materyalistlerin bile ret ve inkâr edemedikleri canlı ve cansız dünyalardaki şaşırtıcı ve harika yaratılış olgularını gösteriyorlar.
Materyalist felsefenin ise bu konuda ortaya attıkları derli toplu bir görüş ve teorileri yoktu.
Bu eksikliği gidermek için taraftarları canlılığın nasıl meydana geldiği konusunda yoğun araştırmalara girişmişler, materyalist felsefenin ön gördüğü doğrultulara paralel bir teori ortaya koyup, geliştirmeye çalışmışlardır. Bu çalışmalar tarihsel açıdan çok eskilere dayanır.
Varoluş, insanın var edilip düşünmeye başladığı ilk anlardan itibaren merak edip kendi kendine sorduğu, üzerinde en çok düşünüp yanıt aradığı sorulardan sadece biridir.
Canlılık nasıl oluştu sorusunun yanıtı materyalizmin en çok kafasını ağrıtanların başında gelmektedir.
Bu baş ağrısının gerçek nedeni bu yanıtı verirken kendilerini tek bir cevabın (varoluş ve canlılık rastlantılarla oluştu cevabının) tek yönlülüğüne hapsetmiş olmalarıdır.
Bu tek cevaba mahkûm oluş materyalizm taraftarlarına akıl, mantık ve bilim dışı bazı öngörüler ileri sürmeye, bu öngörüleri kabul etmeye, daha da kötüsü savunmaya mecbur bırakmakta, bu da onları ciddi şekilde rahatsız etmektedir.
Materyalizm felsefesinin gerek madde, gerekse canlılık konusundaki temeli her şeyin rastlantılarla var olduğudur.
Bir bakıma materyalizm, felsefesini maddenin ve rastlantıların dar ve kısır dünyasına hapsetmiştir.
Bilgi ve iradenin rastlantıların eseri olmayacağı, olamayacağı kesindir.
Varoluşta ise derin bir ilmin bu ilmi eyleme dönüştüren bir iradenin ve gücün varlığını açık şekilde görmekteyiz.
En koyu materyalizm taraftarları bile bu gerçeği inkâr edemez. Edemez ama akıl, mantık ve bilimin gösterdiklerinin aksine mutlak irade, güç ve bilim sahibi Bir Var Edicinin varlığını en baştan ret ve inkâr etmekten de ger kalmazlar.
Bu da onları iki yanıtlı bir soruya cevap arayıp verme özgürlüğünü yok ile tek yanıta mahkûm eder.
Canlılığın rastlantılarla oluştuğunu iddia etmekten başka seçenek bırakmaz.
Canlılık rastlantılarla oluşabilir mi? Bilimin bu soruya verdiği cevap kesin bir hayırdır. (Olasılık hesapları bölümüne bakınız)
= = =
Her şeye rağmen materyalist felsefeyi inananlar bu konuda çok yoğun çalışmalara girişmişler, canlılığın rastlantılarla oluştuğunu kanıtlamaya çabalamışlardır.
Fark edileceği gibi evrenin ve canlıların kökeni hakkındaki soruların birbirine zıt sadece iki yanıtı vardır.
Soru tek, yanıt iki tanedir ama doğru yani gerçek bir tanedir. Bu nedenle bu yanıtlardan birisi doğru, diğeri yanlış olacaktır.
Doğru yanıtı bulmak içinde tam bir tarafsızlıkla herhangi bir cevaba önkabulle bağlı kalmadan bilimsel bulgulara bakmak gerekir.
Bilim, bulguları ve bu bulgularla ilgili kanıtları inceler; herhangi bir tereddüde düşmeden gösterdiği gerçekleri kabul eder. Kimi felsefelerin doğrultusunda eğip bükmez.
Daha öncede belirttiğimiz gibi materyalizm; var oluş sorusuna; var oluş bir Var Edicinin eseridir şeklinde yanıtlayan görüşe bir tepki olarak ortaya konulmuştur. Bilimi amaç edinen bir arayıştan çok bir tepkimenin sonucudur.
= = =
Bir Var Edicinin varlığını en baştan ret ve inkâr eden materyalistlerin önünde eğer var oluş bir Var Edicinin eseri değilse nasıl meydana gelmiştir gibi yanıtlamaları çok zor, çetin bir soru durmaktaydı.
Var oluşu; cansızların var oluşu, canlıların var oluşu şeklinde iki parçaya ayırmak (tersinim teorisi her ne kadar varoluşu canlılık ve cansızlık olarak ayırmanın mümkün olmadığını savunsa da) var oluş sorusunu doğru yanıtlamak için gerekli olabilir.
Maddenin nasıl var olduğu konusunda kitabımızın daha önceki bölümlerinde yeterince bilgi verdik.
Tek bir atomun bile rastlantılarla oluşamayacak kadar kompleks yapılar sergilediklerini bilimin ışığında göstermeye çalıştık ve bu konudaki kanaatimizi açık bir şekilde belirttik.
Var oluş sorusunun ikinci bölümü olan canlıların nasıl var edildikleri ise materyalizm taraftarlarının açıklamakta en çok zorlandıkları konuların başında gelir.
Bu sorunun yanıtı öylesine önemlidir ki canlılığı temelleri doğrultusunda akılcı ve bilimsel yollarla izah edebilme becerisinin felsefelerini güçlendireceğinin farkındadırlar.
Bir bakıma canlılık konusunda materyalizmin vereceği yanıtlar, bu felsefenin maddenin var oluşu konusunda öne sürdüğü varsayımlara bilimin vurduğu ağır darbeden sonra bir ölüm kalım meselesi haline gelmiştir denilebilir.
Tarih boyunca materyalist felsefe canlılıkla çok yakından ilgilenmiş, bu konuda akla, mantığa, bilime uygun olan ya da olmayan pek çok teoriler, görüşler, düşünceler ileri sürülmüştür.
Bu teorilerin hepsi de felsefelerinin temelini teşkil eden Bir Var Edicinin varlığını inkâr yönündedir.
Muhakkak ki canlıların nasıl ortaya çıktığı; niçin neden, nasıl var oldukları sorularına verilen cevaplar doğrudan deney ve gözlemler yoluyla değil, kolaylıkla yanılabilir ve aldanabilir olmamız göz önüne alınarak, deney ve gözlemlerin ortaya koyduğu, kanıt zannettiğimiz bulgulara bir parça şüphe katarak tekrar, tekrar inceleyip yorumlayarak ortaya konulabilir.
Bir Var Edicinin var olduğunu inananlar canlıların var oluşunu da cansızların var oluşları gibi mutlak güç, mutlak irade ve mutlak bilim sahibi bir İradenin eseridir diyerek kendilerine göre yeterince ve açık bir şekilde ortaya koymuş görünüyorlar ve bu görüşlerine delil olarak da materyalistlerin bile ret ve inkâr edemedikleri canlı ve cansız dünyalardaki şaşırtıcı ve harika yaratılış olgularını gösteriyorlar.
Materyalist felsefenin ise bu konuda ortaya attıkları derli toplu bir görüş ve teorileri yoktu.
Bu eksikliği gidermek için taraftarları canlılığın nasıl meydana geldiği konusunda yoğun araştırmalara girişmişler, materyalist felsefenin ön gördüğü doğrultulara paralel bir teori ortaya koyup, geliştirmeye çalışmışlardır. Bu çalışmalar tarihsel açıdan çok eskilere dayanır.

