Candan da Öte Can Yoldaşı Hz. Hatice R.Anha

  • Kullanıcı Abaris
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Sahabe ve İslam Alimleri
Konu sahibi son olarak 1733 gün önce görüldü
Candan da Öte Can Yoldaşı Hz. Hatice
İslâm tarihinin kendisine en büyük emanet yüklenilen şerefli kadını, iman edenlerin ilki, Hz. Peygamberi tasdik edenlerin ilki, onu koruyanların önde gideni, zorluk ve darlık anında onun destekçisi, cennet kadınlarının efendisinin annesi, Allah’ın arslanı Hz. Ali’nin hamisi, Cebrail'in kendisine selam verdiği ve yüce Allah’tan kendisine selam getirdiği kimse, mü ’minlerin annesi...

Hz. İsa doğalı 555 yıl olmuştu. Güneş bütün insanları defalarca ay*dınlatmış, bir o kadar da karanlıkta bırakmıştı. Güneş kendini yarata*nı biliyor ve hududunu aşmıyordu, yıldızlar, gezegenler, bulutlar, yağmurlar, fırtınalar, şimşekler, yıldırımlar, bitkiler ve hayvanlar... Hâsılı âlemde ne varsa hepsi kendilerini yaratandan haberdar, ona ita*at ve taatte kusur etmeksizin ömür sürüyorlardı. Hiçbiri gaflete uğra*mamış, uyanıklıklarından bir adım ayrılmamışlardı.

Lâkin insan; aklını, kalbini, vicdanını unutmuş, bir var bir yok*muşçasına yaşıyordu. Kendini inkâr etmiş, aslını yitirmişti. İçinde şu*ur güneşi batmış, gaflet karanlığı her yanı sarmıştı. Kalpler kendileri*ni yüzyıllardır sıkan bunalımların içinde cinnetin eşiğine gelmiş, bir kurtarıcının gelmesini bekliyordu.

Bu gidişin sonunu görebilen, bir avuç insan kalmıştı ancak. Hisle*rine, akıllarına, işittiklerine dayanarak sararmış yapraklarda okuduk- larına ümit bağlayarak bekliyorlardı. “Ezelden beri âlemlerde dolaşan ruhların en nurlusu, kendisine yakışan bedenine girip dünyayı şeref- lendirecekti.” İnsanlığını unutan insan, Onun saadetli eliyle insanlığı*nı hatırlayacak, kalplerdeki karanlık aydınlanacak ve cinnet hâli son bulacaktı. Heyhat, Onun gelmesine 15, insanlığın derdine derman ol*masına 55 sene vardı.

Bekleyiş artık iyiden iyiye zorlaşmış, bir elin parmaklan kadar olan Hanifler, bir avuç meczup sayılmış, itibarlarını kaybetmeye başlamış*lardı.

Varaka onlardandı, Varaka b. Nevfel. Mekkelilere göre o bir di*vaneydi, kendi gibi divanelerin meclisinden ayrılmazdı. Akıllı biri gi*bi gözükmesine rağmen söyledikleri deli saçmasıydı. Ona göre insan*lığın kurutuluşu yaklaşmıştı, bütün işaretler bunu gösteriyordu. Kâ- be’yi süsleyen, süslemekten ziyade koruyan ve gözeten binlerce putu bir yana atıp bir tek tanrıya inanıyordu. Çok varken azı kim isterdi, işte Varaka gibi ömrünü kitaplar arasında çürütmüş bir divane böyle bir çılgınlığın meftunu olabilirdi.

Halkın çılgın bildiği bu bir avuç akıl sahibi, sık sık bir araya gelir*di. O bir araya geldikleri evlerden biri de Varaka’nınkiydi. Mekkelile- ri oyalayan eğlencelerden uzaktılar, rengârenk giysiler onlann tabiatı*na uymazdı, dünya mekânı büyük evler, döşemeler, süsler hayatlarının parçası olmaktan uzaktı. İşi gücü bırakmış beklenilen müjdeyi so*ruşturuyorlardı. Ne zaman gelecekti, bir ay sonra mı bir yıl sonra mı, ne zaman? Acaba kendilerini onu görecek kadar yaşayacak mıydı? Hepsi aynı cümleyi tekrarlıyordu “Halkı Onu Mekke’den çıkardığın*da ah ne olurdu yanında olabilseydim.”
Varaka inançlarını her fırsatta anlatmayı seviyordu. Adı da bu yüz*den meczuba çıkmıştı zaten. Ailesinin de Haniflerden haberi vardı. Ama onların cesareti Varaka’nınki kadar olmadığı için ifşa etmemeyi uygun buluyorlardı. Yayılmadıkları ve taraftar toplama merakına düşmedikle*ri sürece Mekke’nin eşrafı tarafından tehlike olarak görülmezlerdi.


Alıntı..
 
Geri