Can'a Emanet

  • Kullanıcı aRMiNa
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Roman ve Hikayeler
Konu sahibi son olarak 2615 gün önce görüldü
Can'a Emanet

Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Gökyüzü karanlıktı, sadece çakan şimşeklerin ışığıyla bir nebze olsun ortalık aydınlanıyordu.

Yazın gelmesine rağmen güneş bir türlü sıcaklığını hissettirmemişti.

Köy halkı yağmurla beraber evlerine kapanmış ortalık ta kimse yoktu.

Köyün minibüsü uzaktan belirdi. Öyle gürültülüydü ki motoru, gök gürültüsü, arada kaybolup gidiyordu.

Şoför kötü havadan korkmuş olsa da yolculara belli etmeme gayretindeydi.

Sırf köylüler olsa neyse fakat minibüsteki iki yabancı insanın kendisini yanlış tanımasını gururuna yediremezdi.

Cephelerde gözünü kırpmadan, düşmanla göğüs göğse savaşmış, cesur davranışları sayesinde madalya bile almıştı. Kıbrıs geldi gözünün önüne…

Korkusu kendisinden değildi. Taşıdığı canlara bir şey olursa diye tedirgindi. Toprak zemin çamur olmuş araba bir sağa bir sola yalpalıyordu. Köyün ışıklarıyla şoför rahat bir nefes almıştı.

- Allah’ın izniyle köye geldik.

Akşam saatine doğru kahvenin önündeydi minibüs… yabancılar etrafa bakınıyorlardı. İlk defa geldikleri her hallerinden belli oluyordu. Şoföre eğilerek

-Muhtar ile nasıl görüşebiliriz? diye sordu biri.

-Kahvededir. Bende gidiyorum. Sizi götüreyim…

Yolcuları indirdikten sonra tekrar çalıştırdı motoru. Kahvenin kapısını araladıklarında içerde sıkışmış duman bir anda dışarı çıktı. Öyle yoğundu ki gözleri yaşarmıştı.

Muhtar bir köşede oturmuş iri tespihini çekiyordu. Şoförün kendisine doğru geldiğini fark ederek yanındaki yabancıları incelemeye başladı.

-Muhtar emmi bu arkadaşlar sizi görmeye gelmişler.

Eliyle sandalyeyi göstererek oturmalarını istedi.

- Biz İzmir’den geliyoruz . Adım İsmail bu da kardeşim Şükran

Şoför espirili bir şekilde.

- Adaşız benim adımı kullanıyorsun.

Şükran hafif bir tebessüm ederek

-Biz babamın büyüdüğü evi görmek için geldik. Tepede bir yerde çakırların eviymiş.

Birden masada buz gibi bir hava esmiş şoförün vücudu ürpermiş muhtar karşısında düşman varmış gibi gözleri bir anda kin bürümüştü. Donuk bir sesle

- Çakırların nesi oluyorsunuz?

İsmail

- Mustafa’nın çocukları oluyoruz.

Şoför birden atıldı söze

- Mustafa nasıl?

- Babam öldü. Bize Tepedeki evi bıraktı. Onun için geldik.

Muhtar

- Yolda ilerleyin solda patika bir yol var, patikayı takip edin.Ev karşınıza gelecek.

Yabancılar iyi günler dileyerek yola koyuldular.

Şükran

- Ne kadar yabaniler. Babamların bu köyde durmamaları şimdi anlaşılıyor. Ama neden bahsedip durduğu hazineyi buraya gömdü anlayamıyorum.

İsmail

- Düşünme boşuna alacağımızı alıp buradan gider evi satarız.

Muhtar sinirliydi. Her şey yolunda giderken köye gelip huzurlarını bozacaklarından dolayı endişelenmişti.

Şoför hala neye uğradığını anlamamış gibi boş gözlerle muhtarı seyrediyordu.

- Gördün mü bak Mustafa oğluna adımı vermiş… Size diyorum her zaman benim can dostum böyle bir şey yapmaz ama nafile inandıramıyorum.

- Bırak bunları insan kimseye haber vermeden gider mi? sen onu can bildin, en azından sonra bir mektup yollayamadı mı?

- Mutlaka bir sebebi vardır. Muhtar emmi, nasıl olsa doğrular bir gün olur ortaya çıkar.

Şoför selam vererek dışarı çıktı ama yüreğindeki kor tekrar alevlenmişti. Beyni sadece neden soruları ile dolmuş, maziye dalmıştı.

İsmail ile Mustafa onsekiz yaşlarındaydılar. Mustafa’nın annesi ölmüş ona yadigar olarak bir saat bırakmıştı.

Ama ne olduysa saati kaybetmiş yana yakıla ararken İsmail ona yardımcı olmuş, saati bulmuşlardı… o günden sonra aralarında kopmayan bir bağ kurulmuştu.

Mustafa çocuk felci geçirmişti. Bu yüzden diğer çocuklarla fazla muhabbeti olmaz içine kapanık bir çocuk olarak büyümüştü.

İsmail mert bir çocuktu. Köyde sevmeyen yoktu. Kıbrıs Barış Harekatı giderken Mustafa çok ağlamıştı.

İsmail Kan kardeşinin üzülmemesi için elinden geleni yapsa da bir türlü fayda etmiyordu.

Sonunda söz vermişti can arkadaşına onun içinde savaşacağına söz verip birliğine gitmek üzere yola koyuldu.

Cesur mücadelesinde bir de madalya almıştı. Arkadaşının sevinmesi için bir mektupla madalyayı Mustafa’ya yollamıştı.

“Biz bu madalyadan çok, alnımızın akıyla dönmek için uğraştık diyerek.”

Köye birde öldüğü haberi gelince herkes üzülmüştü. En çokta Mustafa yemeden içmeden kesilmiş kendisini bir türlü toparlayamamıştı.

Ne olduysa ondan sonra oldu. İsmail ölmemişti sabah ışıklarıyla müjdeli haber geldi. Mustafa bunu öğrenemeden babasıyla İzmir’e yola koyulmuştu.

Köy halkı bu durumu bilmiyor Mustafa’yı hain olarak İsmail’e anlatmışlar o ise bir sebebi vardır diye aklına kötü bir şey getirmiyordu.

Eve geldiğinde bir sigar sarmış sedir’in üzerine oturup du bakalım yarın ola hayrola bir ara giderim çocuklar en azından bir şeyler biliyorlardı.

Sabah horozların ötüşüyle kalktı şoför… kasabaya bir servis yapıp Mustafaların evine gidecekti.

Şükran kahvaltılık bir şeyler hazırlamıştı. Abisi

- Birazdan aramaya başlarız köyden meraklılar gelmeden bu işi bitirelim gidelim…

Ahırda buldukları kazmayla bütün ıhlamurların altını kazmaya başladılar neredeyse akşam olmak üzereydi,… Son ağaca geldiklerinde Şoför patikadan gözükmeye başlamıştı.

Birkaç kazmadan sonra bir kutu belirdi. Kutuyu açtıklarında İkisinin gözlerinde şaşkınlık ifadesiyle birlikte birbirlerine bakıyorlardı. Şoför yanlarına gelip.

- Ne oldu çocuklar bir şey mi var. Diye omzuna dokundu.

Şükran

- Hiç Babam benim hazinem köyde der dururdu. Hazine diye bir madalya birde saat çıktı.

Şoför şaşkın ifadeyle kutuyu aldı gözleri buğulanmış bir vaziyette mektubu gördü. Merakla okumaya başladı.

Can dostum İsmail

Biliyorum bu satırları okuyamayacaksın. Çünkü sen şanlı bir şehitsin. Bir nebze olsun parçalanan yüreğime merhem oldu.

Bilirim ki bu satırlarımı okumasan da yazdıklarımı görüyorsun.

Babam akrabalarımızdan zengin bir ailenin kızını kendine eş seçti. İzmire gidiyoruz.

Aslında ben seni bırakıp buralardan gitmek istemesem de beni dinlemiyorlar.

Ah can dostum ah sana o kadar ihtiyacım var ki keşke bende seninle mücadele edip şehitlik mertebesine erseydim.

Hani derlerya büyüklerimiz şehitler ölmez diye sende ölmedin benim için eğer bir gün evlenirsem oğlumun adı İsmail olacak… adını her söylediğimde seni hatırlıycam.

Can dostum bana yollamış olduğun madalyayı köyümüzün topraklarında çıkarmaya gönlüm razı olmadı bana ait anne yadigarı saatimle tanıştığımız ıhlamur ağacının altına gömüyorum bir parçamız bur da olsun diye… Ruhun şad olsun

Seni kalbinde yaşatacak kardeşin

İsmail

Mektubu okuduktan sonra duygulanmıştı. Arkadaşının emanetlerine Sanki mustafaya sarılır gibi sımsıkı sarıldı.

biliyordu arkadaşının kendisine asla ihanet etmediğini
 
Geri