Can Dündar- kırmızı bisiklet

Konu sahibi son olarak 2991 gün önce görüldü
"Sürüden ayrılan koyunları sevdim hep...Bir de kendi bacağından asılmayanları...Kendimle yaşadım en büyük kavgalarımı... içimdeki ikizler tahterevalli oynadı hayatla; ben seyrettim."


"Bıçaklar kesmedi de tenimi, bir kötü sözle öldüm."


"Bizim ak sakallı ihtiyar çıkageldi dün...Her sene geldiği gün... aynı saatte...Aculdü. Telaş içinde konuştu benle...


Dedim: "Hayrola acelen ne?"


"Acelem yok" dedi, "Ben her zamanki tempomdayım, ama sana hızlı gibi gelmeye başladım".


"Dönüp bakıyorum da, amma yol katetmişiz seninle" dedim. Nasıl geçtik onca yoldan anlayamadım."

Güldü:
"Başta anlayamaz insan" dedi, "... anladığında da çok geç olur."


"Tempona ayak uydurmak zor" dedim. "Boyuna koşturuyorsun. Biz uykudayken bile dinlenmiyorsun. Sen hızla ilerlerken, biz geriliyoruz mütemadiyen... Koşarken yıpratıyorsun bizi... Kesiyorsun nefesimizi... Acelen ne?Ağır ol biraz!... Hiç geri dönüp bakmaz mısın? Yarını takmaz mısın? Oturup soluklanmaz mısın?"


Çok görüp geçirmişlere mahsus bir merhametle baktı gözleri... Hakim, sakin ve mutedil... dinledi öfkemi...


"İnsafsız, duraksız, fasılasız aktın. Ardında binlerce yitik düş, kırık hayal bıraktın. Direndik sana karşı... Ezberledik, geçmiş, gelecek, geniş hallerini; şimdiki halimize derman olur diye... Oysa senin halin değil, bizimkiydi değişen... Fotoğraflarda durdurmaya, albümlere hapsetmeye çalıştık seni... Ziyan etmemeye çalıştık hiçbir saniyeni... Koştuk panik içinde... düşe kalka, ağlaya sızlaya, oynaya güle... Yarıştık seninle... Kazandım sananların tacı, bir perçem ak olup düştü başına... Çaresiz, barıştık seninle... Lakin gün oldu, isyan ettik, herkese ayrı işleyen adaletine..."


Kızdı bu lafa ihtiyar... Diklendi:
"Aynı hızda yürürüm ben hep, ayrıcalık tanımam kimseye..." diye kestirip attı: "Krallar bile dayanamadı hızıma..."


"Hadi canım" dedim, "Kimine alabildiğine cömertsin, kimine gelince kör olası bir cimri... kum saatin akar deli gibi..."


"Ben değilim müsebbibi..." diyecek oldu... Fırsat vermedim savunmasına...


*"Gerçekten adilsen eğer, söylesene niye en mutlu olduğumuz an ışıktan hızlısın....acı çektiğimizde kaplumbağadan yavaş ?..."

*

"Anlaşıldı mesele..." dedi. "İyisi mi ben sana bir yardımcımı yollayayım. 'Sabır'dır adı... Merhemidir yarattığım tahribatın..."

Omuz silktim:
"Ben sabır istemiyorum, rehaveti özlüyorum" dedim. "Senin o tükenmez gibi göründüğün, hesaba gelmediğin halini, eski aheste akışını, günün bir türlü batmak bilmediği o sohbeti bol yaz akşamlarını, o dolunayda yıldız yıldız gülümseyen uzun lacivert geceleri, salkım saçak güneş altında ışıkla özgürce seviştiğimiz nihayetsiz ve meşakkatsiz günleri, bahçede öğle uykularında saçımı okşayan sefkatli eli, babamın itinayla kurduğu saatten evinden geniş aralıklarla kafasını çıkarıp neşeyle guguklayan kuşun mesut, müjdeli sesini özlüyorum..."


"Seni anladım" dedi ak saçlı ihtiyar. "Yapabileceğim tek iyiliği yaptım sanıyordum. Hafızanı körelttim diye biliyordum. Sabra sığınmıyorsan, unutmaktır en iyisi..."


Oysa ben, aslında harfiyen hatırlayarak dünün bol vakitlerini, doyumsuz sohbetlerini, telaşsız saatlerini, saadeti hüzünle yoğurarak geçtim ihtiyar adamın süzgecinden... Ben onu gemleyemedim, o demledi beni... Olgunlaştım; basarak üzerine birikmiş bütün yırtık takvim yapraklarının, yıllar yılı aynı çemberde dolanmaktan başı dönmüs akrep ve yelkovanların, o incecik delikten biteviye süzülmüş kumların, evine gire çıka ötmekten sesi kısılmış yorgun guguk kuşlarının, batmış onca güneşin, parıldamış bunca ay ışığının, hilalin ve fecrin, uğruna savasılmış, yokluğuna alışılmış dostların, birbirine karışarak yanıp sönen kahkahalarla gözyaşlarının, yazılmış, yazılamamış bunca satırın, tutulmuş, tutulamamış onca sözün, dediklerimin, diyemediklerimin, bir an önce bitmesini istediğim, hiç bitmesin diye dualar ettiğim anların, koşuda çabuk yorulanların ya da koşmaya hiç niyeti olmayanların, sevaplarımın, günahlarımın, hatalarımın... ... süzüldüm imbiğinden...


"Geç... istediğin gibi seç... ister ağır aksak, ister koşar adım" dedim bizim ihtiyara..."Bu dönüşü olmayan yolculukta ya gideriz, ya gitmeyiz bir bu kadar daha..."


"Yanılıyorsun dostum" dedi ihtiyar; "... kalıcıyım ben... asıl sensin geçen..."


Sonra, sesindeki yakıcılığın farkına vararak belki, kulunuzu teselliye girişti:
"Sana hazırladığım sürprize bak: Doğum günündü dün; babalar günü yarın. Babanın oğluydun dün; oğlunun babasısın bugün... Kıymetini bilirsen hayat, nihayetsiz bir düğün..." dedi ve uzaklaştı.

*

Çevirirken bir kez daha kum saatini baş aşağı... şükranla fısıldadım ardından adını:


'Zaman!'........."

*

*

*

"Babalık için uçurtma almak yetmez, birlikte uçurmak gerekir."

*


"Evlatlar açısından babalık üç döneme ayrılır: ilki "Benim babam gibisi yok" dönemidir. Babamızın her şeyi bildiğini, herkesi yenebildiğini, her engeli aşabildiğini düşünür, buna yürekten inanırız.


İkinci dönem biraz daha büyüyüp başkalarının babalarıyla tanıştığımız ve kendimizinkiyle kıyasladığımız dönemdir:
"Falancanın babası oğluna şunu almış", "Filanca kızına şöyle davranmış" diye söyleniriz.


Üçüncü dönem "Eksiği, fazlası vardı, ama çok iyi adamdı" dönemidir. Bu cümleyi genellikle bir pişmanlık ifadesi izler:
"Keske hayatta olsaydı da boynuna sarılabilseydim, akıl danışabilseydim."

*

Babalar açısından evlatla ilişkiler de üç döneme ayrılabilir: ilki "Yavruma canım feda" dönemidir. Her baba, bebeğini ilk kucağına aldığında avucunu dolduran sıcaklığı başka hiçbir sevginin yaratamayacağına inanır. Artık çocuğu için yaşayacaktır.
 
Uzun zaman olmuş. Tekrar okudum, tekrar hatırladım. Severdim kırmızı bisikleti, kim bilir kime verdim.
 
Geri