Çakıltaşı
Gittiğinde
Kırmızı gül zamanıydı.
Kaç bahar soldu,
Utangaç
Çağla yeşili gözlerinde,
Sayamadım.
Daha dün,
Karı-koca olduğumuz
Evcilik oyunlarında,
Bir kez olsun
'Seni Seviyorum.' diyemeden;
Deli saçması takıntılarla yaratılan,
Kendi halinde bir yaşama sevinci
Ve ak saçlarımdan
Bir serin anı olup esen
Aşk rüzgarları;
Birlikte koşuşturduğumuz
Çocuk fırıldaklarında kaldı.
Şimdilerde,
Senin olmadığın yerlerde;
Yığınla insan içinde yalnız
Yitip giden ömrümün
Son cemresiyle;
Hasretime zemzem olmayacak
Kar sularında üşüyen yüreğim,
Kuru derelerin
Işıksız bir köşesinde unutulmuş,
Heyecanları ihtiyar,
Yuvarlandıkça küçülen
Yorgun bir çakıltaşıydı.
Ahmet Zekai Yıldız
Gittiğinde
Kırmızı gül zamanıydı.
Kaç bahar soldu,
Utangaç
Çağla yeşili gözlerinde,
Sayamadım.
Daha dün,
Karı-koca olduğumuz
Evcilik oyunlarında,
Bir kez olsun
'Seni Seviyorum.' diyemeden;
Deli saçması takıntılarla yaratılan,
Kendi halinde bir yaşama sevinci
Ve ak saçlarımdan
Bir serin anı olup esen
Aşk rüzgarları;
Birlikte koşuşturduğumuz
Çocuk fırıldaklarında kaldı.
Şimdilerde,
Senin olmadığın yerlerde;
Yığınla insan içinde yalnız
Yitip giden ömrümün
Son cemresiyle;
Hasretime zemzem olmayacak
Kar sularında üşüyen yüreğim,
Kuru derelerin
Işıksız bir köşesinde unutulmuş,
Heyecanları ihtiyar,
Yuvarlandıkça küçülen
Yorgun bir çakıltaşıydı.
Ahmet Zekai Yıldız