Giden sen değildin aslında. Sözlerin arkasına gizlenmiş paramparça kalpler. Susmak bilmeyen keder, öfke, sevgi… Karar verdin öfkeyle, koynunda uyuduğun sevdiğin düşmanın artık. Sonu olmayan bir veda kim bilir belki de yeni bir başlangıç… İroni budur aslında. Dün sevdiğini söyleyip bugün ise düşman kefesine koymak… Hayatın bize sunduğu çelişkilerden en büyüğü: Aşk. Her ağız bambaşka anlatır aşkı. Izdırap, zevk, sevinç, öfke insanca tüm sıfatları sindirir içine aşk. Her ölümde kaybolup sığınmasız bedenlerde yeniden can bulur. Aciz bedenlere hüküm süren medeniyetin lideridir aşk. Umutsuz, suskun yüreklerin sığındığı liman, bazense o limanın kenarında sonsuza kadar beklenendir aşk. Büyüsüne kapılırız aşkın. Bir kez kapılınca tamamen içine çeker, etrafındaki rüzgarın şiddetiyle savruluruz. Savrulurken sımsıkı tutunuruz aşka, kimi zaman güçsüz kalıp dayanamayız rüzgârın heybetine. Güçlü bedenleri daha da kendine bağlar aşk rüzgarının şiddetiyle. Aciz eller ise hüzne doğru uzanmıştır artık. Biz ise tutunamayanlardanız. Nasır tutmuş sevgimizin arasından kayıp gitti aşk. Geriye ise sadece unutmak kaldı sevgiyle öfkenin birleştiği o hüzünlü sahneyi…