Büyük Ortadoğu Projesi'nin Eş başkanı Erdoğan

Konu sahibi son olarak 2417 gün önce görüldü

Büyük Ortadoğu Projesi'nin Eş başkanı Erdoğan

iktidarının daha ilk haftasında devrin İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ile görüşmek için yola çıkmıştı. Yolculuk Ramazan ayına rastlamıştı; buna karşın uçakta gazetecilere içki bile ikram etmişti. Berlusconi ile hoşbeş eder etmez, “Avrupa Birliği ile Katolik nikâhı kıymak istediklerini” söylemişti. (Hürriyet, 14 Kasım 2002.) Şahsen, Avrupa-Amerika âşığı hiçbir siyasetçinin bu tarz bir söylemini anımsamıyorum.

İlk Washington ziyareti de ABD’nin Irak’ı tekrar işgal etmeye hazırlandığı günlere rastlamıştı. Erdoğan, ABD Başkanı Dabulyu Bush ile sıkı pazarlık etmiş, yurda döndüğünde Irak’ın işgaline Türkiye’yi ortak etmek için TBMM’de olağanüstü çaba göstermişti. İşgal tezkeresi İç Tüzük engeline takılınca Türkiye hava sahasını işgalcilere açmakla yetinmek zorunda kalmıştı. İşte o günlerde Erdoğan, bir Amerikan gazetesine “We further hope and pray that the brave young men and women return home with the lowest possible casualties, and the suffering in Iraq ends as soon as possible.” diye yazmıştı. (The Wall Street Journal, 31 Mart 2003.) Kelime kelime Türkçesi, “cesur ve genç kadın ve erkeklerin en az kayıpla ülkelerine dönmesi için dua… ” Yani, Irak’ı işgal eden Amerikan askerlerinin sağ salim dönmeleri için dua!

Düşünüyorum da Amerika âşığı hiçbir siyasetçinin bu tarz bir söylemini anımsamıyorum. Ben anımsamasam da bu tarz bir söylem tutturan siyasetçi varmış. Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı iken "Dünya barışı için son 50 senede dünyada en çok Amerikalılar kendi çocuklarını feda etmişlerdir" demiş. (Milliyet, 16 Mayıs 2006, 'ABD, çocuklarını barışa feda etti' - Siyaset Haberleri)

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİNİN EŞBAŞKANI TAYYİP ERDOĞAN

Devam edelim. Irak’ın işgalinden sonra Erdoğan, Yeşil Kuşak politikasının devamı Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) eşbaşkan oldu, Diyarbakır’ı da BOP’un merkezi ilan etti. BOP, Asya’dan Afrika’ya uzanan coğrafyada İslam ülkelerine sözüm ona Batı’dan “demokrasi ihracı” amaçlı bir projedir. Nasıl bir proje olduğu Irak, Libya ve Suriye işgallerinden, İran’a yönelik ambargodan, Arap Baharı olarak adlandırılan kalkışmalardan bellidir. Sözün özü, İslam coğrafyasını Batı emperyalizmine daha derin bağlarla eklemleme projesidir.

Erdoğan’ın BOP Eşbaşkanı olması benim uydurmam değil. Şahsen bizatihi kendisi söyledi. Hafıza-i beşer nisyan ile malûl olsa da evrensel kütüphane internet ortada. Dileyen, Google hazretlerine sadece “Erdoğan, BOP, Diyarbakır” yazıp sorabilir.

***

Erdoğan’ın ABD ve Avrupa ile ilişkilerindeki tutumu, kısacık bir yazıya sığmayacak, ciltler dolusu kitaplar yazılacak kadar derin bir konudur.


Karaoğlan Ecevit, son başbakanlığı döneminde çok günahlar işledi. Her bir icraatı, Meclis’ten geçirdiği her bir kanun, ‘halkçı Ecevit’in tabutuna çakılan birer çivi oldu. Her şeye karşın, başbakan olarak son nefesini verirken kendisini Karaoğlan yapanları anımsadı, İş Güvencesi Yasası’nı Meclis’ten geçirdi. Yasa, 10 veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde işçinin haklı bir neden olmaksızın işten atılamayacağını öngörüyordu. Mesela patron sendikal faaliyet nedeniyle işten atamayacaktı. İşten atan patron, haklı bir nedenle işten çıkardığını kanıtlamak zorunda olacaktı. Atılan işçi mahkemeye başvurduğunda patron haklı bir nedenle işten attığını kanıtlayamazsa işçiyi yeniden işe almak ve tazminat ödemekle yükümlü olacaktı.

O tarihlerde Türkiye’nin başında ABD’nin Irak’ı işgal belası da vardı. Bülent Ecevit biraz da hem bu işgale razı olmadığı hem de İş Güvencesi Yasası’nda ısrar ettiği için iktidardan düşürülmüştü.

Bu şartlar altında iktidara gelen Tayyip Erdoğan’ın savaştan bile öncelik verdiği konu, İş Güvencesi Yasası’nın budanması oldu. Güven oylamasını ve 20 Mart’ta başlayacak işgali bile beklemedi. “İş Güvencesi psikolojik rahatsızlık ve baskı yarattı. Kriz ve savaş ortamında işveren kesimi bundan çok rahatsız. Rahatlatıcı bir karar almamız lazım.” diyerek, tek cümlelik bir kanunu 16 Mart’ta Meclis’ten geçirdi. Kanun, İş Güvencesi Yasası’nın yürürlüğünü 30 Haziran 2003 tarihine öteliyordu. Patronlar sevinçliydi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, sevincini “AKP bizi çok mutlu etti” sözleriyle dile getirdi.

Ne ki Çankaya Köşkü’nde farklı bir Cumhurbaşkanı vardı. Ahmet Necdet Sezer, erteleme yasasının “sosyal hukuk devleti” ilkesiyle bağdaşmadığı, “işsizliği önleyici ve ulusal gelirin adaletli biçimde dağıtımını sağlayıcı önlemler almanın sosyal hukuk devletinin görevleri arasında olduğu” gerekçesiyle geri gönderdi.

Ancak “garip gureba, işçi köylü hamisi” Erdoğan pes etmedi; İş Güvencesi’ni 10 Haziran 2003’te yürürlüğe soktuğu 4857 sayılı İş Kanunu’na dahil ederek içini boşalttı. Bülent Ecevit’in bıraktığı yasa 10 ve daha fazla işçinin çalıştığı işyerlerinde geçerliyken, Tayyip Erdoğan’ın çıkardığı yasa 30 ve daha fazla işçinin çalıştığı işyerlerinde geçerli oldu. Böylece işçilerin yarısından fazlası iş güvencesi kapsamı dışına çıkartıldı.

Rahmi Yıldırım


https://www.politez.com/detail/-/9264/buyuk-ortadogu-projesinin-es-baskani-erdogan#.XSo1nmRS-po
 
Geri