ÇENGELLİİĞNE
Üye
-
- Katılım
- Ağustos 3, 2013
-
- Mesajlar
- 787
-
- Tepkime puanı
- 0
-
- Puanları
- 266
-
- Yaş
- 53
CEP FOTOROMANLARI:
60’lar ve 70’lerde genç kızlar tarafından çok rağbet görülen orta boy bir cebe sığabilecek ebatta olduklarından dolayı; “Cep Fotoromanı” olarak adlandırılan resimli aşk kitapları vardı. Dış kapaklarına ana karakterleri içeren bir sahnenin basıldığı renkli bir fotoğraf, iç sayfalarında ise tamamı siyah-beyaz fotoğraflar bulunurdu. Bu fotoğrafların üzerine Türkçe dizilmiş konuşma çizgileri olurdu. Fotoromanlar çoğunlukla İtalyan ve Fransız artistleri tarafından senaryolaştırılmış konuları içerirdi. Kavga ve dövüş sahneleri içermeyen, pembe aşk hikâyeleri üzerine kurgulanmış bu tekdüze fotoromanlar, genellikle Hürriyet ve Tay Yayınları tarafından kitapçılarda satılırdı. Genç kızlar, aralarında bu kitapları değiş-tokuş ederlerdi. O yılların kitaplaştırılmış pembe Brezilya dizileriydiler.
DÖRT KAPTAN KÖŞKLÜ ARABA VAPURLARI:
İstanbul Şehirhatları İşletmesi’nin feribot işletmeye başladığı 1872 yılından 1952’ye dek, eldeki eski yolcu vapurları tadil edilerek araba vapuru olarak hizmet verdikten sonra, gerçek anlamda tersane yapımı ilk araba vapurları 1952 yılında Fransa’da yaptırılarak Boğaziçi’nde hizmete girdiler. Dördü de “K” harfiyle başlayan; “Kasımpaşa”, “Kızkulesi”, “Kuruçeşme” ve “Karaköy” adlı feribotlar saatte 10 mil hız yapabiliyorlardı. Bunların en büyük özellikleri ise dört taraflarında da küçük birer kaptan köşkü olmalarındaydı. Vapura her bir köşkten de kumanda edebilmek mümkündü. Yıllarca Sirkeci-Harem-Sirkeci-Kadıköy ve Kabataş-Üsküdar hatlarında hizmet verdikten sonra 90’lı yıllarda kaldırılmaya başlandılar. Aralarında en uzun süre hizmet vereni ise; “Karaköy” araba vapuru olup, o da 1995’de son seferini yaptıktan sonra emekliye ayrıldı.
GAZ SOBALARI:
70’lerde “Auer” marka kahverengi gaz sobaları, kömür sobası kullanılmayan evlerde çok revaçta olan ısıtma aracıydılar. Ön tarafı bel hizasında yere diklemesine oturmuş silindir bir gövdenin ve arkasında da bu yüksekliğin yarısı kadar kare prizma gaz haznesinin olduğu bu sobalar, adından da anlaşılacağı gibi sıvı gazla çalışırlardı. Arkadaki hazneden öndeki gövdeye damla damla akan gaz, sobanın önündeki mika camlı kapağından içeri atılan bir kibrit çöpüyle kolayca tutuşurdu. Gazın akım hızını kontrol eden bir de yuvarlak ve ekseni etrafında dönebilen düğmesi vardı. Bazen bu düğme yanlışlıkla sıkılmazsa, sobadan; "plop...plop..." şeklinde sesler gelir ve gaz hızla yanma bölümüne akardı, sobanın içi birdenbire parlardı. Hazne gerektiğinde, üzerindeki tel kulp yardımıyla çıkartılarak taşınabilirdi. Kullanımı son derece pratik ve iyi de ısı veren bu sobalar, kömürlü olanlara göre daha pahalı yakıt tüketirlerdi. 90’lar, bu sobaların da sonu oldu.
BİLEYCİLER:
O yıllarda İstanbul sokaklarında, evlerde kullanılan körleşmiş bıçakları, yeniden keskinleştirerek kullanılabilir hale getirebilme sanatını icra eden bileyci ustaları dolaşırdı. Biley makinalarını sırtlarında taşırlardı. Müşterinin evinin önünde makinasını yere koyarak, bunun üzerindeki yatay bir mile geçirilmiş disk şeklindeki biley taşını ayak hizasındaki pedal yardımıyla sabit bir hızda çevirmeye başlar ve pedala bağlı kayış vasıtasıyla hızla dönen diskin üzerine, elindeki kör bıçağı çeşitli açılarla temas ettirip kıvılcımlar oluşturarak bileylerdiler. İş bittiğindeyse bıçak hem keskinlik kazanmış olur, hem de metalik orijinal rengine geri dönerdi. Günümüzde çok nadir olmakla birlikte, halen inatla (!) bileycilere rastlanabilmektedir (Bu madde, Alexandros Bey'in sorusunu umarım cevaplayabilmiştir).
BİLYELİ ARABALAR:
Erkek çocukları tarafından yatay bir tahtanın dört kenarına sabitlenmiş metalik motor bilyelerinden oluşan ilkel taşıma araçlarıydılar. Arabanın önündeki iki bilyayı tutan uzun tahta, tam orta noktasından sağa-sola dönebilir şekilde sabitlenir, çocuk da ayaklarını bu tahtanın üzerine koyarak, hem dengesini sağlar, hem de ayaklarını oynatarak arabayı sağa sola çevirebilirdi. Bazen yere yatay konumdaki taşıyıcı tahta gövdenin önüne dikey bir tahta daha monte edilerek, ucuna gidon vazifesi gören bir tahta çakılırdı. Böylece bilyalı araba “L” şekline getirilerek ayakta da kullanılır ve adı da “bilyalı kay-kay” olurdu. İşi abartan bazı çocuklar tahtanın arka kısmına küçük bir kasa çakarlar, üzerini de yastıklarla örterek oturma yerleri yaparlardı. Asfaltta giderken çıldırtıcı bir metalik ses çıkaran bu arabalarla yukarı-aşağı saatlerce kayan mahallenin çocukları, başları şişen kimi evkadınları tarafından, camlardan üzerlerine kovalarla atılan sularla ıslanırlar, 5 dakikaya kalmadan İstanbul’un bunaltıcı yaz öğlenlerinin sıcağında kuruyuverirlerdi. Kimi zaman ise bilyalardan biri, raptedildiği tahtanın ucundan ayrılıverir ve üzerindeki çocuğun asfalt boyunca sürüklenerek, başta dizleri olmak üzere her yerinin kan-revan içinde kalmasına sebep olurdu.
YÜN MAĞAZALARI/YÜN ÇİLELERİ:
70’ler ve 80’lerin önemli bir bölümü, şimdiki gibi hazır triko giyimine yönelik değildi. Çoğunluk elde örülmüş kazak, hırka, suater, yelek (ve hatta etek) giyerdi. Bu yüzden yün satış mağazalarına İstanbul’un heryerinde bol miktarda rastlanırdı. Yün çileleri, top şeklinde olmayıp “8” şekline getirilerek, ortalarından yün mağazasının markasını belirten bir kâğıt şeritle toplanmış olurlardı. Satın alınan çileler önce evde ön bir işlemden geçirilirdi. Bu ön işlem; yün çilelerinin iki yanındaki orta kısımlarına iki kolun geçirilerek gerilmesi ve karşısında oturanın da sağlı-sollu çileden yün ipliği çekerek elindeki yumakta toplamasından ibaret müthiş sıkıcı bir işlemdi. Çileyi tutanın bir süre sonra kolları ağarmaya başlar ve kollar gittikçe birbirlerine yaklaşarak, gerginlik sönümlenmeye başlardı.
YUVARLAK CAMLI APARTMANLAR:
1940’lı ve 50’li yıllarda 3-4 katlı, iki yanlarında simetrik balkonları bulunan ve daha da ilginci, tümünün giriş kapılarının üzerinde vapur kamarası camı gibi yuvarlak bir camı olan apartmanlar modaydı. Ana kapıdan girildiğinde 2-3 metrelik bir irtifaya tırmanan merdivenlerden sonra giriş katı gelirdi. Bu sahanlık merdivenlerinden dolayı oluşan kapı üzerindeki 1.5-2 metre kadar ekstra yükseklik de yuvarlak camlarla karşılanırdı. Daha çok şehrin eski semtleri olan Fatih, Kıztaşı, Fındıkzade, Aksaray, Laleli, Pangaltı, Kurtuluş, Ihlamur, Yıldız, Nişantaşı, Şişli, Yeldeğirmeni, Moda, Bülbülderesi ve Bomonti gibi yerlerinde inşa edilen bu apartmanlar 80’lere kadar gelebildiler. Bu yıllardan itibaren eski apartmanları yenileme furyasıyla birlikte birer-ikişer yıktırıldılar. Yerlerini 6’şar katlı ve düz cepheli apartmanlar almaya başladı.
YOL AYNALARI:
İstanbul’un Boğaz yolu gibi çok sert virajlı ya da Şişhane gibi “L” şeklinde kıvrılarak devam eden yollarında kritik noktalara büyük boy aynalar konulurdu. Bu aynalar sayesinde, yolda seyreden şoförler karşı taraftan araç gelip gelmediğini kontrol edebilirlerdi. Bu aynalar yaklaşık 1 metrekare ebatlarında olup, yerden 2 metre kadar yükseğe asılırlardı. Uzun süre temizlenmediklerinden ötürü, son yıllarda tüm aynalar simsiyah ve yer yer kırık bir vaziyette olduklarından, trafik akışına herhangi bir fayda sağlamaktan uzaklaşmışlardı. 80’lerde tümü kaldırıldı.
ABAKÜSLER:
İlkokul birinci sınıfa giden öğrencilere, matematik hesaplarını kolaylıkla yapabilmeleri için abaküs adlı hesap cetvelleri alınırdı. Abaküsler, üzerinde 8-10 sıra yatay metal telin üzerine dizilmiş renkli boncuklardan oluşan ilginç bir hesap aletiydi. Tele dizilen boncukların adedi kadar da telde boşluk olur ve çocuklar bu boncukları belli sayılarda sağa-sola kaydırarak basit toplama-çıkarma hesapları yaparlardı. Artık günümüzde hesap makinaları olduğu için bu abaküsler pek ortalıkta görünmemektedir.
İlkokul birinci sınıfa giden öğrencilere, matematik hesaplarını kolaylıkla yapabilmeleri için abaküs adlı hesap cetvelleri alınırdı. Abaküsler, üzerinde 8-10 sıra yatay metal telin üzerine dizilmiş renkli boncuklardan oluşan ilginç bir hesap aletiydi. Tele dizilen boncukların adedi kadar da telde boşluk olur ve çocuklar bu boncukları belli sayılarda sağa-sola kaydırarak basit toplama-çıkarma hesapları yaparlardı. Artık günümüzde hesap makinaları olduğu için bu abaküsler pek ortalıkta görünmemektedir.