ÇENGELLİİĞNE
Üye
-
- Katılım
- Ağustos 3, 2013
-
- Mesajlar
- 787
-
- Tepkime puanı
- 0
-
- Puanları
- 266
-
- Yaş
- 53
NAFTALİN:
Kışa veya yaza girilirken, uzun süre kullanılmayacak mevsimi biten elbiseler, kazaklar, pantolonlar ve ceketler içlerine bir miktar naftalin konularak dolaplara kaldırılırdı. Naftalin, giysiye mevsim boyunca musallat olması beklenen haşerattan, özellikle de güveden korumak için kullanılan, kendine özgü keskin bir kokusu olan beyaz renkli topaklardan oluşan kimyasal bir maddeydi. Elde kolayca ufalanarak toz haline gelirdi. Mevsimi gelen giysi dolaptan çıkarıldıktan sonra, kullanımı sırasında uzun bir süre naftalin kokmaya devam ederdi. Koku, ilk yıkamadan sonra yok olurdu.
OKUNMUŞ GAZETE TOPLAYANLAR:
Her akşam, Karaköy ve Kadıköy vapur iskelelerinin yolcu çıkış kapılarının iki yanında sıralanan birtakım çocuklar ve gençler; “okunmuş gazetelerinizi alırız!...” nidalarıyla, vapurdan çıkan yolcuların ellerindeki gazeteleri isterler, bu talepleri de genelde karşılıksız kalmaz, çoğu yolcu ellerindeki okumuş oldukları gazeteleri bunlara vererek yollarına devam ederlerdi.
OTOBÜS BİLETÇİLERİ:
İETT otobüslerine binmek için, otobüsün arka kapısının hemen yanında, cama sırtını vererek oturan ve önünde, menteşeyle tutma demirlerine bağlanmış, gerektiğinde kapı gibi açılıp kapanan metalik bir tezgâhın üzerinde, her iki tarafında da kapağı bulunan tahta kutular içinde koçan koçan biletler olan biletçilerden bilet almak gerekirdi. Biletçiler, kalemlerinin arkasındaki silgi yardımıyla koçandan biletleri ayırırlardı. Biletçilerin aslî görevleri; bilet kesmek, biletinin kıtası geçtiği halde inmeyenleri uyarmak, yolcuların sürekli ön kapıya doğru ilerlemelerini hatırlatmak, arka kapıyı açıp-kapamak, şayet görev yaptığı araç troleybüs ise, keskin virajlarda havaî tellerden ayrılan troley çubuklarını yerlerine oturtmaktı
ÖZEL TELEFON KUMBARALARI:
Kimi evlerde ve dükkân ve büroların hemen hemen tamamında, telefonların yanında dikdörtgenler prizması şeklinde bir kutu olurdu. Bu kutular jeton kutularıydılar. Görüşme yapmak için bu kutuların üzerindeki göze, çekmecedeki zuladan çıkartılan beyaz metalik, kenarı tırtıllı jetonlardan atılarak yanlarındaki düğmeye basılır, böylece hat çevirme sesi gelirdi. Kumbaralar genellikle telefon cihazının rengiyle aynı renkte olurlar, görüntü ahengini bozmazlardı. Bu kumbaraları kullanmaktaki amaç, evlerde çocukların, işyerlerinde de çalışanların ve dışarıdan gelenlerin gereksiz çevirme yapmalarını önlemekti. Güven sarsıcı bir görüntü veren özel kumbaralar, zamanla kalktılar
ANADOL PİKAPLAR:
70’li yılların gözdesi Anadol otomobillerin bazılarının karoserinin arka kısmında değişiklik yapılarak kesilir ve buraya bir kasa oturtulurdu. Meydana getirilen bu yeni araca da; “Pikap” adı verilirdi (İngilizce; pick-up’dan). Yük taşıma kapasitesi sınırlı olan pikaplar, 80’lerde kalktılar.
APARTMAN TOPUKLU AYAKKABILAR:
60’ların sonu ve 70’lerin tamamında kadınlar arasında moda olan bu ayakkabıların, adından da anlaşılabileceği gibi en büyük özellikleri, çok yüksek topuklu olmalarıydı. Öyle ki, bu yükseklik ortalama 20-25 santimi bulan, iyice abartılmış bir yükseklikti. Topuklar, aynı oranda kalın ve genelde yekpare olup, tüm ayakkabının altını kaplarlardı. Bu tür ayakkabı giyen kadınlar oldukça yavaş ve dikkatli hareket etmek zorunda kalırlardı. Herhangi bir yanlış adım, sendeleyip düşmelerine, hatta bileklerinin ya da bacaklarının kırılmasına dahi yol açabilirdi. Topuklu ayakkabılara öncülük eden isim ise; Zeki Müren olup, İzmir Fuarı’nda sahneye çıkarken giymeye başlamış ve modası zamanla yurt çapında yaygınlaşmıştır. Kadınların boyunu erkeklerle eşit hatta bazen geçer pozisyona bile getiren bu kullanışsız, sadece gösteriş amaçlı ayakkabılar 80’lerde unutuldu, gitti.
BEKLEMELİ TELEFON GÖRÜŞMELERİ:
70’lerde ve Özal iktidarına kadar olan 80’li yılların başlarında telefon santralleri çok kısıtlı ve oldukça ilkel şartlardaydı. Şimdiki gibi, herhangi iki şehir arasında ahizeyi kaldırıp alan kodu çevirmekle telefon görüşmesi yapmak hayaldi. Önce santral aranır, görüşülmek istenen şehirdeki telefon numarası görevliye kaydettirilir ve sonra “beklenmeye” başlanırdı. Bu beklemeler 1-2 saat ile 1 gün arasında değişirdi. Neden sonra santralden gelen uyarı telefonunun ardından hat bağlanır ve görüşme gerçekleştirilirdi. Normal, yıldırım ya da beklemeli arama türünü gösteren; “03”, “04”, “07” gibi numaralar vardı. Şehrin içinde dahi; otomatik santrali olmayan Sarıyer, Beykoz, Adalar, Kartal gibi uzak noktalarla görüşmek için önce iki haneli bölgesel santral numarası çevrilir, görüşülmek istenen numara verilir, ardından hemen hat bağlanırdı. Özal döneminden sonra telefon şebekeleri tam otomatik sisteme geçtiler ve bekleme olayı ortadan kalktı.