"Çini kâseleri, tabakları, ibrikleri değerlidir. Osmanlı ülkesinde ne kadar nakışlı duvar çinisi varsa hep İznik şehrinde işlenir. Bukalemun nakışlı öyle çiniler işlenir ki tarifinde dil aciz kalır."
17. yüzyılda yaşamış Osmanlı gezgini Evliya Çelebi'nin 'Seyahatname'sinde İznik çinilerini böyle uzun uzun övmesi boşuna değil. İznik, 14. yüzyılın ortalarından 17. yüzyılın sonlarına değin Osmanlı çiniciliğinin merkezi konumundaydı.
Gül, lale, karanfil, zambak, papatya, sümbül, asma ve servi motiflerinin çok kullanıldığı İznik çinileri 16. yüzyılda en üstün seviyesine ulaşır. İznik çinilerinin sayılı örnekleri bugün Paris'te Louvre Müzesi, Londra'da British Museum gibi dünyanın en önemli müzelerinde sergileniyor.
İznik'te günümüzde de üretilen evaniler, yani tabak, kâse, kupa, bardak, vazo, sürahi, kandil gibi kullanma seramikleri, biçim, desen ve işlevleriyle Türk-Osmanlı sanatını günümüze kadar getiriyor. İznik atölyelerinde uzun yıllar boyunca Osmanlı Sarayı için 'Saray İşi' denilen çinilerin üretimi yapılıyordu, ancak sarayın ekonomik gücü azaldıkça, İznikli ustalar saray dışından da sipariş almaya başladı. Osmanlı Sarayı'nın yabancı devlet büyüklerine hediye yollamaları, güzelim İznik evanilerini yurtdışına taşıdı ve zamanla koleksiyonlar oluştu.
Geleneksel İznik evanilerinde görülen renk ve desen zenginliği, nakkaşların doğayı stilize etmeleri ve doğal renkleri canlılıkla kullanmalarının bir sonucu.