teksas tombis
Bronz Üye
-
- Katılım
- Temmuz 25, 2015
-
- Mesajlar
- 4,356
-
- Tepkime puanı
- 4
-
- Puanları
- 293
-
- Yaş
- 42
BUGÜNKÜ TEVRÂT VE İNCÎLLER
Hıristiyanlık inancının esası olan (Kitap-ı mukaddes), (Ahd-i Atîk) ve (Ahd-i Cedîd) ismiyle iki kısma ayrılır: (Ahd-i Atîk=Eski Ahd) ismindeki kısmı, Semavî kitap olan Tevrâttan alındığı bildirilen parçalar ile, bazı Benî isrâîl Peygamberlerine isnâd edilen hikâyelerden meydana gelmiştir. (Ahd-i Cedîd=Yeni Ahd) ise, incîl denilen dört kitap ile, bazı havârîlerin ve Pavlosun etraflarındaki yerlere gönderdikleri iddiâ edilen bazı mektûblardan, risâlelerden ibârettir. Hıristiyanlar, Îsâ aleyhisselâmı tanrı kabûl ettikleri gibi, havârîleri ve Pavlosu da, resûl, kabûl etmektedirler. Onların yazdıkları risâleleri, mektûbları da, vahy ile bildirilmiş ilâhî kitaplar, risâleler kabûl etmektedirler. Bunun için bu risâleler (Kitap-ı mukaddes)in Ahd-i cedîd kısmında dört incîlden hemen sonra yer alır.
(Ahd-i Atîk) ve (Ahd-i Cedîd) denilen kitaplar zaman zaman değişikliklere maruz kalmıştır. Bunlardan Ahd-i Atîk adlı kitaplarının tahrîf edildiği, hıristiyanlar tarafından da, tasdik edilmiştir.
Kitabı mukaddes denilen kitaplar muhtelif zamanlarda değiştirildi.
Öncelikle şunu söyliyeyim ki, Tevrât ve İncîlin hatâlı kısmlarını arayan ve bulan, en çok kilise mensûblarıdır. İçine düştükleri tezâdlardan kurtulmak için çâre aramaktadırlar.
Îsâ aleyhisselâmın hak dîni, az zaman sonra düşmanları tarafından sinsice değiştirildi. Bolüs (Pavlos) adındaki bir yahudi, Îsâ aleyhisselâma inandığını söyliyerek ve Îsevîliği yaymaya çalışıyor görünerek, Allahü teâlânın indirdiği İncîli yok etti. Daha sonra, Îsevîliğe teslîs (trinite) fikri sokuldu. Baba-oğul-ruhülkuds diye, akıl ve mantığın kabûl edemiyeceği bir îman sistemi te'sîs edildi. Hakîkî İncîl gayb olduğu için, sonradan bazı kimseler, İncîller yazdılar. (m. 325) senesinde toplanan iznik ruhban meclisi, yaygın olan ellidört incîlden elli adedini ibtâl etti. Geriye dört incîl kaldı. Bunlar, Matta, Markos, Luka, Yuhannânın yazdıkları incîllerdir. Bolüsün yalanları ve Eflâtûnun ortaya attığı teslîs (trinite) fikri, bu incîllerde de yer aldı. Barnabas adındaki bir havârî, Îsâ aleyhisselâmdan işittiklerini ve gördüklerini, doğru olarak yazdı ise de, bu Barnabas incîli yok edildi. Büyük Kostantin, putperest iken, (m. 313) de hıristiyanlığı kabûl etmişti. 325 de, iznikte, 318 papazı toplayıp, bütün incîllerin birleştirilerek, bir incîl yazılmasını emretmiş ise de, papazlar, dört incîl bırakmıştı. Bunlara eski putperestlikten de birçok şey sokulmuştu. Noel gecesinin yılbaşı olmasını da kabûl etmiş, hıristiyanlık resmî bir din olmuştu. İstanbul piskoposu Atnas, teslîs taraftârı idi. Aryüs ismindeki bir papaz, dört incîlin yanlış olduğunu, Allahü teâlânın bir olduğunu, Îsâ aleyhisselâmın, Onun oğlu değil, kulu ve Peygamberi olduğunu söyledi ise de, dinlemediler. Hattâ aforoz ettiler. Aryüs tevhîdi neşretti ise de, çok yaşamadı. Yıllarca, Atnas ve Aryüs taraftârları, birbirleri ile mücâdele ettiler. Sonradan birçok meclisler toplanarak, mevcut dört incîlde, yeni yeni değişiklikler yapıldı.
[m. 1054] senesinde, şark kilisesi, Roma kilisesinden ayrıldı. Roma kilisesine bağlı olan hıristiyanlara (katolik), şark [istanbul] kilisesine bağlı olanlara (Ortodoks) denildi.
Sonra, Alman papazı Luther Martin, italyadaki papa onuncu Leona başkaldırdı. [m. 1517] senesinde Protestanlığı kurdu. Luther Martin ve Calvin, incîlleri daha da değiştirdiler. Böylece, akıl ve hakîkat dışında, bir din meydana geldi.
Bugün, (Kitap-ı mukaddes)i değiştirerek yeni incîller neşretmek, bu kitapları satmak, çok büyük bir kazanç kaynağıdır. Çünkü, ister inansın, ister inanmasın, her Avrupalının evinde bir Kitap-ı mukaddes [Tevrât ve incîl] vardır. Hele Avrupalı köylülerin çoğu, Kitap-ı mukaddesten başka bir kitap bilmez, bundan başka hiçbir kitap okumazlar. Avrupalıların kültür seviyesi, çoğumuzun zannettiği kadar yüksek değildir. Köylerde oturanlar okuma yazma bilirler ise de, dünyadan haberleri yoktur. Ancak, Kitap-ı mukaddes okurlar. Onun için, her yeni (gözden geçirilmiş ve düzeltilmiş) Kitap-ı mukaddes, milyonlarca nüsha basılmakta ve bunu satanlara her sene milyonlar kazandırmaktadır. O hâlde, Kitap-ı mukaddesi ikide birde değiştirerek yeniden basmaktan daha kârlı bir iş yoktur.
Tevrâtta ve incîlde değiştirilmiş yerleri bildiren kitaplardan en meşhûru (İzhâru tebdîlil-yehûd vennasârâ fittevrâti vel-İncîl ve beyanü-tenâkadi mâ-bi eydihim)dir.
Öncelikle, bütün hıristiyanların elinde bulunan incîllerin tek bir incîl olmadığını söyleyelim. Bir katolik ile incîl hakkında konuşmak isterseniz, size (Hangi incîl?) diye sorar. Çünkü, katoliklerin, protestanların ve ortodoksların muhtelif incîlleri vardır. Siz (Nasıl oluyor da, Allah kelâmı olan incîlin birçok cinsleri var?) diye sorarsanız, onlar biraz tereddüd ettikten sonra, (Efendim, esasta incîl birdir. Fakat tefsîrlerinde farklar olabilir) diye soru ile alâkası olmıyan garîb bir cevap verirler.
Eğer tarihi tedkîk edersek görürüz ki, ilk Romen Katolik incîli, Jeromeun latin incîli, Vulgatanın tercümesi ile [m. 1582] senesinde Reimste meydana çıkmış, 1609 senesinde Douayde tekrar basılmıştır. Bugün de ingilizce olarak RCV (Roman Catholic Version) ismi altında mevcuttur. Fakat bugün ingilizlerin elinde bulunan incîl, bu eski incîlin çok değişmiş bir şeklidir. Çünkü 1600 senesinden bugüne kadar incîl birçok tebeddüllerden geçmiş, içindeki bazı kısmlar (apocrypha), yâni (doğruluğundan şüphelenilen kısmlar) olarak çıkarılmış, bazı kısmları, meselâ Jüdit, Tobias, Bâruh, Ester v. s. büsbütün kaldırılmıştır. Nihâyet AV (Authorised Version = Resmen kabûl edilmiş ifâde) ismi ile (son ve doğru incîl) olarak yayınlanmıştır. Fakat birçok ilim adamları, hattâ meşhûr başvekîl Churchill bile, (Bu incîlin ifâdesi son derecede bozuktur) dedikleri için, bir müddet, 1611 senesinden kalan ve KJV (Kral James Version) ismi altında meşhûr olan eski incîle dönülmüştür. Nihâyet 1952 senesinde incîl yeniden düzeltilmiş ve RSV
(düzeltilmiş ve gözden geçirilmiş ifâde) isminde yeni bir incîl hazırlanmış, fakat bu da kâfî derecede düzeltilmemiş kabûl edildiğinden, bundan kısa bir zaman sonra [m. 1971]de (Çifte tashîhli incîl) ortaya konulmuştur.
Katoliklerin incîli pek çok değişikliklere uğramıştır. Şöyle ki, ibrânîceden yunancaya ve ondan da latinceye çevrilen incîl, -325 senesinde Büyük Konstantinin emri ile toplanan iznik meclisi, -364 senesinde Ludicia meclisi, -381 de İstanbul meclisi, -397 senesinde Kartaca ruhban meclisi, -431 de Efesus [Efes] meclisi, -451 de Kadıköy meclisi ve daha birçok meclisler tarafından tedkîk edilip, her defasında yeniden tertîb edilmiş, her defasında bazı kısmlar tebdîl edilmiş, Ahd-i Atîkte bulunan bazı kitaplar çıkarılmış, bazı meclislerde red edilen bazı kitaplar ise kabûl edilmiştir. Fakat [m. 1524] senesinde Protestanlık meydana çıkınca, bu kitaplar tekrar incelenmiş, yine değişiklikler yapılmıştır.
Atnas, Aryus, Nestorius
Atnâs (St. Athanese), mîlâdın 296 tarihinde İskenderiyyede doğmuştur. 325 de İznik konsilinde teslîs için ileri sürdüğü düşünceleri ile şöhret buldu. 326 da İskenderiyye patriği oldu. Aryüs mezhebine ve Îsâ aleyhisselâmın insan ve Peygamber olduğuna şiddet ile karşı çıktı. 335 de Sur şehrindeki ruhban meclisinde, Aryüs taraftârlarınca patriklikten azl edildi. Dört sene sonra, Roma meclisince yeniden patrik yapıldı. 373 de İskenderiyyede öldü. Aryüs mezhebi aleyhine kitaplar yazdı. Mayısın ikisinde yortusu yapılır.]
İznikteki ruhban meclisinin zabtlarında bildirildiğine göre, o asırda her tarafta bir çok incîller bulunup, bunların doğru ve yanlış olanı fark olunamıyordu. Bu incîllerden elli dört muhtelif incîl nüshası hakkında, bu mecliste çeşidli münâzaralar yapıldı. Bu mecliste bulunan papazlar, incîlleri okudukları zaman ellidört incîl nüshasından, elli adedinin aslları olmadığını anlayıp red ettiler. Dört nüshanın doğru, diğerlerinin bâtıl olduğuna, karar verildi. O zamandan beri [m. 325] bu dört incîlden (Matta, Markos, Luka, Yuhannâ) başkasına îtibar olunmadı ve ele geçen nüshalar yok edildi. Bu mecliste, iki binden ziyâde ruhban bulunup, bunların çoğu, Aryüs gibi, Allah‘ın bir ve Îsâ aleyhisselâmın Onun kulu ve resûlü olduğuna inandıkları hâlde; Atnâs, İstanbul piskoposu olduğundan, piskopos rütbesinde olanların çoğu [makamlarını gayb etmek korkusundan] Atnâs tarafını tuttular. Din gibi en büyük önemi olan bir için, incelenmesi ve doğru olanın beyan edilmesi husûsunda bile, papazların, makam ve mevki' korkusu sebebi ile, Aryüs ve taraftârları mağlup oldu. Bunun üzerine, Aryüs kiliseden kovuldu. Daha sonra, Atnâs patriklikten uzaklaştırılıp, Aryüs İstanbula dâvet edildi. [Fakat, İstanbula gelmeden öldü. Büyük Kostantin, Aryüs mezhebini kabûl etmişti.] Mîlâdın 337. nci senesinde, Kostantinin ölümünden sonra, Atnâs taraftârları ile Aryüs taraftârları arasında büyük çarpışmalar meydana geldi. Bu karışıklıklarda Aryüs taraftârları gâlib geldi. Uzun müddet Aryüsün mezhebi her yere hâkim oldu. Fakat daha sonra, yine Atnâs taraftârları hâkimiyyeti ele geçirdiler. Aryüs mezhebine tâbi olanları çeşidli eziyyet ve işkenceler ile perişân ettiler. [(Kâmûs-ül-a'lâm)ın bildirdiğine göre, (İmparator Teodosiyüs, Aryüs mezhebini tamamen yasak etti. Bu mezhebe tâbi olanların öldürülmesini emretti.)]
İznik meclisinde, her ne kadar teslîs esası te'sîs edilip kabûl edilmiş ise de, (Ruh-ül-kuds)ün ne olduğu şüpheli bırakılmış idi. Ruh-ülkudse de, bir mâna verilmesi lâzım idi. Mîlâdın 381 senesinde İstanbulda toplanan mecliste buna da karar verildi. İznik meclisinde alınan kararlara (Ruh-ül-kuds de, sevilecek bir Allahdır. [Baba ve oğul ile aynı cevherdendir.] Oğlun emrini yapar. Oğul ile berâber ona da ibâdet olunur) esası ilâve edildi. Daha sonra, Roma kilisesi, Ruh-ül-kudsün, Babanın emrini yaptığını ileri sürüp, Ruh-ül-kuds, Baba ve Oğulun emirlerini yapar inancını te'sîs etti. Bu karar, ilk defa mîlâdın 440 ncı senesinde İspanya papazları, 674 [m. 1274] senesinde de, Liyon şehrinde toplanan ruhban meclisi tarafından tasdik edildi.
Ruh-ül-kudsün mevkı'i, bu şekilde tâyîn edildikten sonra, sıra Hz. Meryeme geldi. Onun da, hakîkaten Allahın annesi olduğuna ve Îsâ aleyhisselâmda, ilahlık ve insanlık gibi iki tabîat ve bir şahıs bulunduğuna, 431 senesinde Efesus (Efes)de toplanan ruhban meclisinde karar verildi. O cemiyette bulunan, İstanbul piskoposu Nestorius, Hz. Meryeme (Mesîh, Îsânın annesi) denilmesini istediği için, buna (Esharyûtî Yehûdâ) lâkabını vererek, hakâret ettiler.
[Nestorius, Sûriyeli bir papazdır. II. Tehodosius tarafından 428 de İstanbul patrîki yapıldı. Aryüs taraftârlarına çok zulmetti. Bunların toplandıkları binâları, içindekilerle berâber yaktırdı. O zaman, Hz. Meryem için kullanılan, (tanrı anası) (Theotekos) tabîrine karşı çıktı. Antakyadan Anastasius ismindeki, itimat ettiği bir râhib getirterek, İstanbulda her yerde konuşturdu. Anastasius, (Kimse Meryeme Allahın anası demesin. Çünki, Meryem insandı ve Allahın bir insandan doğması imkânsızdır) diyordu. Bu konuşmalar, muhâlifi olan papaz Kyrillos ve taraftârlarını kızdırdı. Karışıklıklar arttı. Kyrillos, Nestorius ve taraftârlarının konuşmalarını Papa I. Celestine bildirdi. Papa, Nestoriusun nüfûzunun artmasını kıskandığından ve Hz. Meryem hakkında, kendi fikrinin sorulmamasına kızdığından, 430 da bir ruhanî meclis topladı. Bu mecliste, Hz. Meryem için (Allahın anası) tabîrini savunan bir karar çıkardı ve Nestoriusu aforoz etmekle tehdîd etti. Bu hâl, karışıklıkları daha da arttırdı. Bunun üzerine 431 de, meşhûr papazları içine alan, Efes meclisi toplandı. Papaz Kyrillos ve arkadaşları, Theotokos kilisesinde, Nestoriustan fikirlerini açıklamasını istedi. Daha sonra 159 piskoposun kararı ile Nestorius ve fikirleri aforoz edilerek lânet olundu. Nestorius, çeşidli yerlere sürgün edildi. En son olarak, yukarı Mısrda büyük vâha denilen çöllük bir yerde 451 de öldü.
Nestoriusun ileri sürdüğü üç fikir vardı. Bunlar:
1 - Îsâ aleyhisselâmın, biri cismleşen kelâm, yâni ilah ve biri insan olmak üzere iki ayrı kişiliği vardır. 2 - Bu iki husûsiyyet, cismânî olarak birleşmez. Birleşme mânevidir. 3 - Hz. Meryem, tanrının (kelâmın) değil, insan olan Îsânın annesidir.
Nestoriusun kurmuş olduğu hıristiyan fırkasına (Nestûrîlik) denildi. Bugün, ekseriyyet ile [çoğunlukla] Sûriyede bulunurlar.
Allah tarafından gönderildiğini iddiâ ettikleri bir dînin, îtikatlarını, en mühim esaslarını, birkaç yüz papaz bir araya gelip, tesbît edebiliyor. Ortaya atılan bir fikri, bir görüşü de, dînin esası olarak kabûl edebiliyor veya red edebiliyorlar. Dinlerini, kendi akılları ile tahrîf,
tebdîl edebiliyorlar. Böylece hıristiyanlık, hiçbir akl-ı selîmin kabûl edemiyeceği bir din hâline gelmiştir. Avrupalı pek çok ilim ve fen adamı da, bu nedenle haklı olarak hıristiyanlığı terk etmekte.
Bu karışıklıklardan sonra, resimlere ve heykellere, putlara tapınma mes'elesi ortaya çıktı. Çünki, Mûsâ aleyhisselâmın dîninde resim ve heykellere ibâdet yasak edilmişti. Bunun için, Îsevîliğin ilk ortaya çıktığı sıralarda da, bütün havârîler ve onlara tâbi olan şâkirdleri, resim ve heykellere ibâdetten sakınmışlardı. [Hıristiyanlık, İtalya ve İngiltere gibi Avrupa memleketlerine yayıldı.] Buraların ehâlîsi önceden putperest olduklarından, putlara ve resimlere ibâdete meyilli idiler. [Çünki buraların ehâlîsi, inandıkları her ilah için putlar, heykeller, yapıyorlardı. Aralarında en meşhûr ve en ileri olan sanat da, heykeltraşcılık idi.] Hıristiyanlık bu Avrupa memleketlerinde yayıldığı sırada, bazı papazlar, Îsâ aleyhisselâmın annesi Hz. Meryem diye yapılan [uydurma] resimlere hurmet ve tâzîm edilmesine müsâade ettiler. Diğer hıristiyan cemaatler bunu, dînin esasına uygun görmiyerek münâkaşa ve mücâdeleye başladılar. Bu karışıklık mîlâdın 787 nci senesine kadar devam etti. Nihâyet [m. 787] senesinde İznikte toplanan ruhban meclisinde [Îsâ aleyhisselâmın ve Hz. Meryemin resmi diyerek uydurulan] resimlere ve putlara ibâdet etmeye [tapınmaya] karar verdiler. Resimlere ve heykellere tapınılmasını ve hurmet etmeyi uygun görmiyenler ise, bu karara uymadılar. Münâkaşalar ve mücâdeleler mîlâdın 842 senesine kadar devam etti. O sene, İmperator Mikhael ve annesinin emri ile, istanbulda bir ruhban meclisi daha toplandı. Bu mecliste de, putlara, heykellere ve resimlere ibâdetin, hıristiyanlığın inanç esaslarından olduğuna karar verildi. Resimlere ve putlara, yâni heykellere tapınmaya muhâlif olanlar kâfir ilân edildi.
Bütün bu müddet zarfında, pek çok hıristiyan din adamı, yapılan tercüme ve değişikliklere itiraz etmiş, kitap-ı mukaddesin bazı kısmlarının ilâve edildiğini ileri sürmüşlerdir.
Hıristiyanlar, Konsey ismini verdikleri ruhban meclislerinin her birinde, îtikat esasları birbirinden tamamen farklı kararlar verdiler. Aldıkları bu kararlara muhâlif olanlardan ayrıldılar. O asırlarda Avrupada yaşayan hükümdârlar, bu husûstaki hâdiselerden, olaylardan tamamen habersiz ve câhil idiler. Emirleri altında bulunan, koyun sürüsü gibi milletleri istedikleri şekilde soyuyor ve çeşid çeşid zulmler yapıyorlardı. Hükümdârlar, bu soygunculuk ve zulme kimsenin karşı çıkmaması için, papazların câhil halk üzerindeki nüfûzlarını, kendi menfaatleri istikâmetinde kullanıyorlardı. Sanki papazların emirleri altına girmiş idiler. Papazlar, hükümdârların câhilliğini, zafiyetlerini ve düşüncelerini pekiyi bildiklerinden, onların hükümranlık kuvvetlerini kendi menfaatlerine hizmette kullandılar. Zâhirde Avrupanın hâkimi, hükümdârlar görünüyorsa da, Avrupanın müstakil ve yegâne hâkimi papazlar oldular. Hıristiyanlığın ilk zamanlarında, papaların arzu ve isteklerinin yerine getirilmesi, İtalyan hükümdârlarının tastîkine bağlı idi. Daha sonra papaların nüfûzları öyle bir dereceye ulaştı ki, istediklerini imparator yapıp, istemediklerini azl ettiler. O zamanki câhil halk ise, hiçbir şey bilmediklerinden, hem hükümetlerinin zulüm ve eziyyetleri altında, hem de papazların hırs ve tama'ları arasında ezildiler. Her çeşid eziyyet ve cefâya katlandılar. Böylece, Avrupa kıtası baştan başa cehâlet karanlığı ve teassûb içinde harap ve vîrân oldu.
Hıristiyanlık inancının esası olan (Kitap-ı mukaddes), (Ahd-i Atîk) ve (Ahd-i Cedîd) ismiyle iki kısma ayrılır: (Ahd-i Atîk=Eski Ahd) ismindeki kısmı, Semavî kitap olan Tevrâttan alındığı bildirilen parçalar ile, bazı Benî isrâîl Peygamberlerine isnâd edilen hikâyelerden meydana gelmiştir. (Ahd-i Cedîd=Yeni Ahd) ise, incîl denilen dört kitap ile, bazı havârîlerin ve Pavlosun etraflarındaki yerlere gönderdikleri iddiâ edilen bazı mektûblardan, risâlelerden ibârettir. Hıristiyanlar, Îsâ aleyhisselâmı tanrı kabûl ettikleri gibi, havârîleri ve Pavlosu da, resûl, kabûl etmektedirler. Onların yazdıkları risâleleri, mektûbları da, vahy ile bildirilmiş ilâhî kitaplar, risâleler kabûl etmektedirler. Bunun için bu risâleler (Kitap-ı mukaddes)in Ahd-i cedîd kısmında dört incîlden hemen sonra yer alır.
(Ahd-i Atîk) ve (Ahd-i Cedîd) denilen kitaplar zaman zaman değişikliklere maruz kalmıştır. Bunlardan Ahd-i Atîk adlı kitaplarının tahrîf edildiği, hıristiyanlar tarafından da, tasdik edilmiştir.
Kitabı mukaddes denilen kitaplar muhtelif zamanlarda değiştirildi.
Öncelikle şunu söyliyeyim ki, Tevrât ve İncîlin hatâlı kısmlarını arayan ve bulan, en çok kilise mensûblarıdır. İçine düştükleri tezâdlardan kurtulmak için çâre aramaktadırlar.
Îsâ aleyhisselâmın hak dîni, az zaman sonra düşmanları tarafından sinsice değiştirildi. Bolüs (Pavlos) adındaki bir yahudi, Îsâ aleyhisselâma inandığını söyliyerek ve Îsevîliği yaymaya çalışıyor görünerek, Allahü teâlânın indirdiği İncîli yok etti. Daha sonra, Îsevîliğe teslîs (trinite) fikri sokuldu. Baba-oğul-ruhülkuds diye, akıl ve mantığın kabûl edemiyeceği bir îman sistemi te'sîs edildi. Hakîkî İncîl gayb olduğu için, sonradan bazı kimseler, İncîller yazdılar. (m. 325) senesinde toplanan iznik ruhban meclisi, yaygın olan ellidört incîlden elli adedini ibtâl etti. Geriye dört incîl kaldı. Bunlar, Matta, Markos, Luka, Yuhannânın yazdıkları incîllerdir. Bolüsün yalanları ve Eflâtûnun ortaya attığı teslîs (trinite) fikri, bu incîllerde de yer aldı. Barnabas adındaki bir havârî, Îsâ aleyhisselâmdan işittiklerini ve gördüklerini, doğru olarak yazdı ise de, bu Barnabas incîli yok edildi. Büyük Kostantin, putperest iken, (m. 313) de hıristiyanlığı kabûl etmişti. 325 de, iznikte, 318 papazı toplayıp, bütün incîllerin birleştirilerek, bir incîl yazılmasını emretmiş ise de, papazlar, dört incîl bırakmıştı. Bunlara eski putperestlikten de birçok şey sokulmuştu. Noel gecesinin yılbaşı olmasını da kabûl etmiş, hıristiyanlık resmî bir din olmuştu. İstanbul piskoposu Atnas, teslîs taraftârı idi. Aryüs ismindeki bir papaz, dört incîlin yanlış olduğunu, Allahü teâlânın bir olduğunu, Îsâ aleyhisselâmın, Onun oğlu değil, kulu ve Peygamberi olduğunu söyledi ise de, dinlemediler. Hattâ aforoz ettiler. Aryüs tevhîdi neşretti ise de, çok yaşamadı. Yıllarca, Atnas ve Aryüs taraftârları, birbirleri ile mücâdele ettiler. Sonradan birçok meclisler toplanarak, mevcut dört incîlde, yeni yeni değişiklikler yapıldı.
[m. 1054] senesinde, şark kilisesi, Roma kilisesinden ayrıldı. Roma kilisesine bağlı olan hıristiyanlara (katolik), şark [istanbul] kilisesine bağlı olanlara (Ortodoks) denildi.
Sonra, Alman papazı Luther Martin, italyadaki papa onuncu Leona başkaldırdı. [m. 1517] senesinde Protestanlığı kurdu. Luther Martin ve Calvin, incîlleri daha da değiştirdiler. Böylece, akıl ve hakîkat dışında, bir din meydana geldi.
Bugün, (Kitap-ı mukaddes)i değiştirerek yeni incîller neşretmek, bu kitapları satmak, çok büyük bir kazanç kaynağıdır. Çünkü, ister inansın, ister inanmasın, her Avrupalının evinde bir Kitap-ı mukaddes [Tevrât ve incîl] vardır. Hele Avrupalı köylülerin çoğu, Kitap-ı mukaddesten başka bir kitap bilmez, bundan başka hiçbir kitap okumazlar. Avrupalıların kültür seviyesi, çoğumuzun zannettiği kadar yüksek değildir. Köylerde oturanlar okuma yazma bilirler ise de, dünyadan haberleri yoktur. Ancak, Kitap-ı mukaddes okurlar. Onun için, her yeni (gözden geçirilmiş ve düzeltilmiş) Kitap-ı mukaddes, milyonlarca nüsha basılmakta ve bunu satanlara her sene milyonlar kazandırmaktadır. O hâlde, Kitap-ı mukaddesi ikide birde değiştirerek yeniden basmaktan daha kârlı bir iş yoktur.
Tevrâtta ve incîlde değiştirilmiş yerleri bildiren kitaplardan en meşhûru (İzhâru tebdîlil-yehûd vennasârâ fittevrâti vel-İncîl ve beyanü-tenâkadi mâ-bi eydihim)dir.
Öncelikle, bütün hıristiyanların elinde bulunan incîllerin tek bir incîl olmadığını söyleyelim. Bir katolik ile incîl hakkında konuşmak isterseniz, size (Hangi incîl?) diye sorar. Çünkü, katoliklerin, protestanların ve ortodoksların muhtelif incîlleri vardır. Siz (Nasıl oluyor da, Allah kelâmı olan incîlin birçok cinsleri var?) diye sorarsanız, onlar biraz tereddüd ettikten sonra, (Efendim, esasta incîl birdir. Fakat tefsîrlerinde farklar olabilir) diye soru ile alâkası olmıyan garîb bir cevap verirler.
Eğer tarihi tedkîk edersek görürüz ki, ilk Romen Katolik incîli, Jeromeun latin incîli, Vulgatanın tercümesi ile [m. 1582] senesinde Reimste meydana çıkmış, 1609 senesinde Douayde tekrar basılmıştır. Bugün de ingilizce olarak RCV (Roman Catholic Version) ismi altında mevcuttur. Fakat bugün ingilizlerin elinde bulunan incîl, bu eski incîlin çok değişmiş bir şeklidir. Çünkü 1600 senesinden bugüne kadar incîl birçok tebeddüllerden geçmiş, içindeki bazı kısmlar (apocrypha), yâni (doğruluğundan şüphelenilen kısmlar) olarak çıkarılmış, bazı kısmları, meselâ Jüdit, Tobias, Bâruh, Ester v. s. büsbütün kaldırılmıştır. Nihâyet AV (Authorised Version = Resmen kabûl edilmiş ifâde) ismi ile (son ve doğru incîl) olarak yayınlanmıştır. Fakat birçok ilim adamları, hattâ meşhûr başvekîl Churchill bile, (Bu incîlin ifâdesi son derecede bozuktur) dedikleri için, bir müddet, 1611 senesinden kalan ve KJV (Kral James Version) ismi altında meşhûr olan eski incîle dönülmüştür. Nihâyet 1952 senesinde incîl yeniden düzeltilmiş ve RSV
(düzeltilmiş ve gözden geçirilmiş ifâde) isminde yeni bir incîl hazırlanmış, fakat bu da kâfî derecede düzeltilmemiş kabûl edildiğinden, bundan kısa bir zaman sonra [m. 1971]de (Çifte tashîhli incîl) ortaya konulmuştur.
Katoliklerin incîli pek çok değişikliklere uğramıştır. Şöyle ki, ibrânîceden yunancaya ve ondan da latinceye çevrilen incîl, -325 senesinde Büyük Konstantinin emri ile toplanan iznik meclisi, -364 senesinde Ludicia meclisi, -381 de İstanbul meclisi, -397 senesinde Kartaca ruhban meclisi, -431 de Efesus [Efes] meclisi, -451 de Kadıköy meclisi ve daha birçok meclisler tarafından tedkîk edilip, her defasında yeniden tertîb edilmiş, her defasında bazı kısmlar tebdîl edilmiş, Ahd-i Atîkte bulunan bazı kitaplar çıkarılmış, bazı meclislerde red edilen bazı kitaplar ise kabûl edilmiştir. Fakat [m. 1524] senesinde Protestanlık meydana çıkınca, bu kitaplar tekrar incelenmiş, yine değişiklikler yapılmıştır.
Atnas, Aryus, Nestorius
Atnâs (St. Athanese), mîlâdın 296 tarihinde İskenderiyyede doğmuştur. 325 de İznik konsilinde teslîs için ileri sürdüğü düşünceleri ile şöhret buldu. 326 da İskenderiyye patriği oldu. Aryüs mezhebine ve Îsâ aleyhisselâmın insan ve Peygamber olduğuna şiddet ile karşı çıktı. 335 de Sur şehrindeki ruhban meclisinde, Aryüs taraftârlarınca patriklikten azl edildi. Dört sene sonra, Roma meclisince yeniden patrik yapıldı. 373 de İskenderiyyede öldü. Aryüs mezhebi aleyhine kitaplar yazdı. Mayısın ikisinde yortusu yapılır.]
İznikteki ruhban meclisinin zabtlarında bildirildiğine göre, o asırda her tarafta bir çok incîller bulunup, bunların doğru ve yanlış olanı fark olunamıyordu. Bu incîllerden elli dört muhtelif incîl nüshası hakkında, bu mecliste çeşidli münâzaralar yapıldı. Bu mecliste bulunan papazlar, incîlleri okudukları zaman ellidört incîl nüshasından, elli adedinin aslları olmadığını anlayıp red ettiler. Dört nüshanın doğru, diğerlerinin bâtıl olduğuna, karar verildi. O zamandan beri [m. 325] bu dört incîlden (Matta, Markos, Luka, Yuhannâ) başkasına îtibar olunmadı ve ele geçen nüshalar yok edildi. Bu mecliste, iki binden ziyâde ruhban bulunup, bunların çoğu, Aryüs gibi, Allah‘ın bir ve Îsâ aleyhisselâmın Onun kulu ve resûlü olduğuna inandıkları hâlde; Atnâs, İstanbul piskoposu olduğundan, piskopos rütbesinde olanların çoğu [makamlarını gayb etmek korkusundan] Atnâs tarafını tuttular. Din gibi en büyük önemi olan bir için, incelenmesi ve doğru olanın beyan edilmesi husûsunda bile, papazların, makam ve mevki' korkusu sebebi ile, Aryüs ve taraftârları mağlup oldu. Bunun üzerine, Aryüs kiliseden kovuldu. Daha sonra, Atnâs patriklikten uzaklaştırılıp, Aryüs İstanbula dâvet edildi. [Fakat, İstanbula gelmeden öldü. Büyük Kostantin, Aryüs mezhebini kabûl etmişti.] Mîlâdın 337. nci senesinde, Kostantinin ölümünden sonra, Atnâs taraftârları ile Aryüs taraftârları arasında büyük çarpışmalar meydana geldi. Bu karışıklıklarda Aryüs taraftârları gâlib geldi. Uzun müddet Aryüsün mezhebi her yere hâkim oldu. Fakat daha sonra, yine Atnâs taraftârları hâkimiyyeti ele geçirdiler. Aryüs mezhebine tâbi olanları çeşidli eziyyet ve işkenceler ile perişân ettiler. [(Kâmûs-ül-a'lâm)ın bildirdiğine göre, (İmparator Teodosiyüs, Aryüs mezhebini tamamen yasak etti. Bu mezhebe tâbi olanların öldürülmesini emretti.)]
İznik meclisinde, her ne kadar teslîs esası te'sîs edilip kabûl edilmiş ise de, (Ruh-ül-kuds)ün ne olduğu şüpheli bırakılmış idi. Ruh-ülkudse de, bir mâna verilmesi lâzım idi. Mîlâdın 381 senesinde İstanbulda toplanan mecliste buna da karar verildi. İznik meclisinde alınan kararlara (Ruh-ül-kuds de, sevilecek bir Allahdır. [Baba ve oğul ile aynı cevherdendir.] Oğlun emrini yapar. Oğul ile berâber ona da ibâdet olunur) esası ilâve edildi. Daha sonra, Roma kilisesi, Ruh-ül-kudsün, Babanın emrini yaptığını ileri sürüp, Ruh-ül-kuds, Baba ve Oğulun emirlerini yapar inancını te'sîs etti. Bu karar, ilk defa mîlâdın 440 ncı senesinde İspanya papazları, 674 [m. 1274] senesinde de, Liyon şehrinde toplanan ruhban meclisi tarafından tasdik edildi.
Ruh-ül-kudsün mevkı'i, bu şekilde tâyîn edildikten sonra, sıra Hz. Meryeme geldi. Onun da, hakîkaten Allahın annesi olduğuna ve Îsâ aleyhisselâmda, ilahlık ve insanlık gibi iki tabîat ve bir şahıs bulunduğuna, 431 senesinde Efesus (Efes)de toplanan ruhban meclisinde karar verildi. O cemiyette bulunan, İstanbul piskoposu Nestorius, Hz. Meryeme (Mesîh, Îsânın annesi) denilmesini istediği için, buna (Esharyûtî Yehûdâ) lâkabını vererek, hakâret ettiler.
[Nestorius, Sûriyeli bir papazdır. II. Tehodosius tarafından 428 de İstanbul patrîki yapıldı. Aryüs taraftârlarına çok zulmetti. Bunların toplandıkları binâları, içindekilerle berâber yaktırdı. O zaman, Hz. Meryem için kullanılan, (tanrı anası) (Theotekos) tabîrine karşı çıktı. Antakyadan Anastasius ismindeki, itimat ettiği bir râhib getirterek, İstanbulda her yerde konuşturdu. Anastasius, (Kimse Meryeme Allahın anası demesin. Çünki, Meryem insandı ve Allahın bir insandan doğması imkânsızdır) diyordu. Bu konuşmalar, muhâlifi olan papaz Kyrillos ve taraftârlarını kızdırdı. Karışıklıklar arttı. Kyrillos, Nestorius ve taraftârlarının konuşmalarını Papa I. Celestine bildirdi. Papa, Nestoriusun nüfûzunun artmasını kıskandığından ve Hz. Meryem hakkında, kendi fikrinin sorulmamasına kızdığından, 430 da bir ruhanî meclis topladı. Bu mecliste, Hz. Meryem için (Allahın anası) tabîrini savunan bir karar çıkardı ve Nestoriusu aforoz etmekle tehdîd etti. Bu hâl, karışıklıkları daha da arttırdı. Bunun üzerine 431 de, meşhûr papazları içine alan, Efes meclisi toplandı. Papaz Kyrillos ve arkadaşları, Theotokos kilisesinde, Nestoriustan fikirlerini açıklamasını istedi. Daha sonra 159 piskoposun kararı ile Nestorius ve fikirleri aforoz edilerek lânet olundu. Nestorius, çeşidli yerlere sürgün edildi. En son olarak, yukarı Mısrda büyük vâha denilen çöllük bir yerde 451 de öldü.
Nestoriusun ileri sürdüğü üç fikir vardı. Bunlar:
1 - Îsâ aleyhisselâmın, biri cismleşen kelâm, yâni ilah ve biri insan olmak üzere iki ayrı kişiliği vardır. 2 - Bu iki husûsiyyet, cismânî olarak birleşmez. Birleşme mânevidir. 3 - Hz. Meryem, tanrının (kelâmın) değil, insan olan Îsânın annesidir.
Nestoriusun kurmuş olduğu hıristiyan fırkasına (Nestûrîlik) denildi. Bugün, ekseriyyet ile [çoğunlukla] Sûriyede bulunurlar.
Allah tarafından gönderildiğini iddiâ ettikleri bir dînin, îtikatlarını, en mühim esaslarını, birkaç yüz papaz bir araya gelip, tesbît edebiliyor. Ortaya atılan bir fikri, bir görüşü de, dînin esası olarak kabûl edebiliyor veya red edebiliyorlar. Dinlerini, kendi akılları ile tahrîf,
tebdîl edebiliyorlar. Böylece hıristiyanlık, hiçbir akl-ı selîmin kabûl edemiyeceği bir din hâline gelmiştir. Avrupalı pek çok ilim ve fen adamı da, bu nedenle haklı olarak hıristiyanlığı terk etmekte.
Bu karışıklıklardan sonra, resimlere ve heykellere, putlara tapınma mes'elesi ortaya çıktı. Çünki, Mûsâ aleyhisselâmın dîninde resim ve heykellere ibâdet yasak edilmişti. Bunun için, Îsevîliğin ilk ortaya çıktığı sıralarda da, bütün havârîler ve onlara tâbi olan şâkirdleri, resim ve heykellere ibâdetten sakınmışlardı. [Hıristiyanlık, İtalya ve İngiltere gibi Avrupa memleketlerine yayıldı.] Buraların ehâlîsi önceden putperest olduklarından, putlara ve resimlere ibâdete meyilli idiler. [Çünki buraların ehâlîsi, inandıkları her ilah için putlar, heykeller, yapıyorlardı. Aralarında en meşhûr ve en ileri olan sanat da, heykeltraşcılık idi.] Hıristiyanlık bu Avrupa memleketlerinde yayıldığı sırada, bazı papazlar, Îsâ aleyhisselâmın annesi Hz. Meryem diye yapılan [uydurma] resimlere hurmet ve tâzîm edilmesine müsâade ettiler. Diğer hıristiyan cemaatler bunu, dînin esasına uygun görmiyerek münâkaşa ve mücâdeleye başladılar. Bu karışıklık mîlâdın 787 nci senesine kadar devam etti. Nihâyet [m. 787] senesinde İznikte toplanan ruhban meclisinde [Îsâ aleyhisselâmın ve Hz. Meryemin resmi diyerek uydurulan] resimlere ve putlara ibâdet etmeye [tapınmaya] karar verdiler. Resimlere ve heykellere tapınılmasını ve hurmet etmeyi uygun görmiyenler ise, bu karara uymadılar. Münâkaşalar ve mücâdeleler mîlâdın 842 senesine kadar devam etti. O sene, İmperator Mikhael ve annesinin emri ile, istanbulda bir ruhban meclisi daha toplandı. Bu mecliste de, putlara, heykellere ve resimlere ibâdetin, hıristiyanlığın inanç esaslarından olduğuna karar verildi. Resimlere ve putlara, yâni heykellere tapınmaya muhâlif olanlar kâfir ilân edildi.
Bütün bu müddet zarfında, pek çok hıristiyan din adamı, yapılan tercüme ve değişikliklere itiraz etmiş, kitap-ı mukaddesin bazı kısmlarının ilâve edildiğini ileri sürmüşlerdir.
Hıristiyanlar, Konsey ismini verdikleri ruhban meclislerinin her birinde, îtikat esasları birbirinden tamamen farklı kararlar verdiler. Aldıkları bu kararlara muhâlif olanlardan ayrıldılar. O asırlarda Avrupada yaşayan hükümdârlar, bu husûstaki hâdiselerden, olaylardan tamamen habersiz ve câhil idiler. Emirleri altında bulunan, koyun sürüsü gibi milletleri istedikleri şekilde soyuyor ve çeşid çeşid zulmler yapıyorlardı. Hükümdârlar, bu soygunculuk ve zulme kimsenin karşı çıkmaması için, papazların câhil halk üzerindeki nüfûzlarını, kendi menfaatleri istikâmetinde kullanıyorlardı. Sanki papazların emirleri altına girmiş idiler. Papazlar, hükümdârların câhilliğini, zafiyetlerini ve düşüncelerini pekiyi bildiklerinden, onların hükümranlık kuvvetlerini kendi menfaatlerine hizmette kullandılar. Zâhirde Avrupanın hâkimi, hükümdârlar görünüyorsa da, Avrupanın müstakil ve yegâne hâkimi papazlar oldular. Hıristiyanlığın ilk zamanlarında, papaların arzu ve isteklerinin yerine getirilmesi, İtalyan hükümdârlarının tastîkine bağlı idi. Daha sonra papaların nüfûzları öyle bir dereceye ulaştı ki, istediklerini imparator yapıp, istemediklerini azl ettiler. O zamanki câhil halk ise, hiçbir şey bilmediklerinden, hem hükümetlerinin zulüm ve eziyyetleri altında, hem de papazların hırs ve tama'ları arasında ezildiler. Her çeşid eziyyet ve cefâya katlandılar. Böylece, Avrupa kıtası baştan başa cehâlet karanlığı ve teassûb içinde harap ve vîrân oldu.