Bira... Evde hayat vardır, bir de evde anne vardır. Çıkmadım bugün dışarı. “Ben hayatta en çok babamı sevdim” şiirini atsam da sağa sola, anneme olan aşkım bir başkadır. Darlıyorum kadını içip içip; “Batalım sayım hülyam hanım, tansiyonumuz kaç olmuş!” diye üç saatte bir ölçüyorum. Fakat kötü hemşireler gibi değil, şaklabanlıklar yaparak. Bir yandan da içmeyi ihmal etmiyorum. Ve ara ara ilahi dinliyorum.
Bu arada yukarıda kutu Blanc gördüm, “bılông” diye tonlanır. O Blanc’ta eski Blanc tadı yok. Kutusu daha lezzetsizdir ama şişede de farkı kalmadı; Blanc artık ithal değil. Epeydir değil. Kutu biralarda, biliyorsunuz, bal mumu kaplaması vardır; bu da tadını aslında şişedeki birayla farksız kılar. Yine de psikolojiktir; şişe biralar hep daha lezzetli gelir.