BU KADAR SEVEBİLİRMİSİNİZ?
>BU KADAR SEVEBİLİRMİSİNİZ? > > Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk
> >kez.... >Biri
> tıpta
> okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra,
> bir kere, bir
> kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı
> saatte, aynı
> duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç...
> Birbirileriyle
> konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda
> başardılar.
> >
> İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte
> oturmuyorlardı aslında.
> Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti
> >>>>otobüse, kız ise > >>>>> >ablasında...Sırf birbirlerini görebilmek için,
> >>>>her sabah erkenden > >>>>>evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o
> >>>>durağa, onların durağına > >>>>>geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir
> >>>>süre sonra... > >>>>> > > >>>>> >Okullarını bitirince hemen evlendiler.
> >>>>Mutluydular hem de çok > >>>>>mutlu... >
> >>>>>Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı
> >>>>kenetlenmişti ki > >>>>>yürekleri > >>>>>ve elleri hiçbir şeyi
> >>>>umursamadılar. Ayın sonunu zor > >>>>>getirdikleri günlerde de ünlü bir
> >>>>doktor ve ünlü bir mimar olduklarında > >>>>>da hep mutluydular. Zaman
> >>>>aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, > >>>>>banka hesabında para
> >>>>kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da > >>>>>kabarık hale
> >>>>getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden
> değildi
> >>>> > >>>>>onlarınki... > >>>>> > > >>>>> >Günler günleri, yıllar yılları
> >>>>kovaladıkça sevgileri de büyüdü, > >>>>>büyüdü... Tek eksikleri
> >>>>çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi > >>>>>sürecine rağman çocuk
> >>>>sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim > >>>>>olmasını beklemek,
> >>>>bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. > >>>>>Çocuk yerine,
> >>>>sevgilerini büyüttüler... > >>>>> > > >>>>> >"Senin için ölürüm" derdi
> >>>>kadın, sımsıkı sarılıp adama
>
> >>>>ve adam da > >>>>>"Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi
> >>>>hep... > >Bazen > >>>>>eve geldiğinde, aynanın > >>>>>üzerinde bir not
> >>>>görürdü kadın, "Bir tanem, > >>>>>kütüphanenin ikinci rafına bak...."
> >>>>Kütüphanenin ikinci rafında başka > >>>>>bir > >>>>>not olurdu,
> >>>>"Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın >
> >>>> >>>>>unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları
> >>>>okuya > >>>>>okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet
> çiçek,
> >>>>kimi zaman en > >>>>>sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı
> >>>>armağanlarla karşılaşırdı... > >>>>>Aldığı hediyenin ne olduğu önemli
> >>>>değildi zaten.... > >Hayat ne > >>>>>kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne
> >>>>kadar yoğun olursa olsun hep > >>>>>birbirlerine ayıracak zaman
> >>>>buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların > >>>>>ortalarına
> >>>>geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, > >>>>>hastaneden
> >>>>ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı.
> >>>>
> > >>>>>Kadın
> >>>> > >>>>>da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev
> >>>>aldı. Artık > >>>>>daha fazla beraber > >>>>>olabiliyorlardı. Bir gün
> >>>>sahilde dolaşırken, harap > >>>>>durumda bir ev gördü kadın, üzerinde
> >>>>"satılık" levhası asılı olan. > > >>>>> >"Ne dersin, bu evi alalım mı?"
> >>>>dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, > >>>>>harika bir ev yaparız. Projeyi
> >>>>kafamda çizdim bile. Kocaman terası > >>>>>olan, > >>>>>martıları
> >>>>kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi
>
> >>>>yapalım burayı..." > >>>>> > > >>>>> >"Sen istersin de ben hiç hayır
> >>>>diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi > >>>>>adam. > >>>>>"Amerika'daki tıp
> >>>>kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç > >>>>>para >
> >>>> >>>>>olursa olsun, burası bizimdir artık...." > >>>>> > > >>>>> >Sadece
> >>>>bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor >
> >>>> >>>>>oldu, adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat
>
> >>>>konuştular telefonla. > >>>>>Gözyaşları içinde kucaklaştılar
> >>>>havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, > >>>>>kocasında bir tuhaflık
> >>>>olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu > >>>>>görünmüyor,
> >>>>konuşmaktan > >>>>>kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi >
> >>>> >>>>>hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir
> >>>>cevap > >>>>>aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o
> >>>>evi unut..." > >>>>> > >Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış
> insanlara daha
> >>>>da acı, daha > >>>>>da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik
> >>>>misafiri. Derdini > >>>>>söylemesi için yalvardı adama, "Senin için
> >>>>ölürüm, biliyorsun, ne olur > >>>>>anlat" diye dil döktü boş yere...
> >>>>Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve > >>>>>sevgisiz biriyle yer
> >>>>değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, > >>>>>beton >
> >>>> >>>>>duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu
> >>>>yüreği... > >>>>>
> >
> >>>> > >>>>> >Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte
> >>>> > >>>>>geçtiği > >>>>>arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum,
> >>>>sana söylemek > >>>>>zorundayım" > >>>>>diye sözünü kesti arkadaşı. "O,
> >>>>seni aldatıyor. İş yerimin tam > >>>>> > >>>>>karşısındaki restoranda
> >>>>genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra > >>>>>sarmaş dolaş
> >>>>biniyorlar arabaya...." "Sus, sus çabuk, duymak >
> >>>>>istemiyorum
> >>>> > >>>>>bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını,
> >>>>kendisini > >>>>>kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o
> >>>>restoranın hemen > >>>>>karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri
> >>>>masallarının sadece masal > >>>>>olduğunu anladı... Kocasının eskiden
> >>>>aynı hastanede çalıştığı genç > >>>>>çocuk > >>>>>doktorunu tanıdı
> >>>>hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl > >>>>>sarıldığını
> >>>>gördü adamın... > >Akşam kocası eve gelir gelmez,
> bazen
> >>>> > >>>>>bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de >
> >>>> >>>>>yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam.
> >>>>Zamanla > >>>>>duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa >
> >>>> >>>>>geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında
> >>>>ve > >>>>>bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan > >>>>>çıkarken, "son bir
> >>>>kez kucaklamak > >>>>>isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi
> >>>>nefretle... > > >>>>> >İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk
> >>>>hikayesinin
>
> >>>>böyle son > >>>>>bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle
> >>>>ayakta kalmaya > >>>>>çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte
> >>>>Amerika'ya yerleştiğini > >>>>>öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu
> >>>>hala sevdiğini hissedince, ağlama > >>>>>nöbetleri geçiriyor, aşkın
> >>>>yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu > >>>>>olan > >>>>>nefretin
> >>>>alması için dua ediyordu. > >>>>> > > >>>>> >Aradan bir yıl geçti... Her
> >>>>şeyin ilacı olduğu söylenen zaman
> bile,
> >>>> > >>>>>kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin
> >>>>sesiyle > >>>>>uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü.
> >>>>"Sen, buraya ne > >>>>>yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi
> >>>>çıkmadı. "Lütfen, içeri > >>>>>girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız
> >>>>gerekiyor." dedi genç kadın. > >>>>> > >>>>>Kanepeye ilişti ve zor
> >>>>duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey > >>>>>göründüğü gibi
> >>>>değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat
>
> >>>>önce öldü. > >>>>>Geçen > >>>>>yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi
> >>>>hastalığını ve yaklaşık bir > >>>>>senelik ömrü kaldığını. Buna
> >>>>dayanamayacağını, hep söylediğin gibi > >>>>>onunla > >>>>>birlikte
> >>>>ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak > >>>>>için,
> >>>> > >>>>>benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber
> >>>>vermedi. > >>>>>Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa
> >>>>ilk >
> >>>>>karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev
> >>>>tutmuştu. Tedavi > >>>>>görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı.
> >>>>Gece fenalaşmış, > >>>>>bakıcısı > >>>>>beni aradı, son anda yetiştim
> >>>>Sana bu kutuyu vermemi > >>>>>istedi."Gözlerinden > >>>>>akan yaşları
> >>>>durduramayacağını biliyordu kadın Hemen oracıkta ölmek > >>>>>istiyordu.
> >>>>Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. > >>>>> >
> >>>> >>>>>İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. >
>
> >>>> >İlk kağıtta, > >>>>>"Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem"
> >>>>diyordu... Sırayla okudu; > >>>>> > > >>>>> >"Seni çok sevdim", > >>>>>
> >>>> > > >>>>> >"Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", > >>>>> > > >>>>> >"Senin
> >>>>için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." >
> >"Fakat benim için ölmeni istemedim"
>
> >"Şimdi bana söz vermeni istiyorum."
>
> >"Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı
> eline alırken,
> kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta
> şunlar
> yazılıydı: >"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre
> yaptırdım. Kocaman
> terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor
> olacağım...."
> >kez.... >Biri
> tıpta
> okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra,
> bir kere, bir
> kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı
> saatte, aynı
> duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç...
> Birbirileriyle
> konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda
> başardılar.
> >
> İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte
> oturmuyorlardı aslında.
> Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti
> >>>>otobüse, kız ise > >>>>> >ablasında...Sırf birbirlerini görebilmek için,
> >>>>her sabah erkenden > >>>>>evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o
> >>>>durağa, onların durağına > >>>>>geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir
> >>>>süre sonra... > >>>>> > > >>>>> >Okullarını bitirince hemen evlendiler.
> >>>>Mutluydular hem de çok > >>>>>mutlu... >
> >>>>>Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı
> >>>>kenetlenmişti ki > >>>>>yürekleri > >>>>>ve elleri hiçbir şeyi
> >>>>umursamadılar. Ayın sonunu zor > >>>>>getirdikleri günlerde de ünlü bir
> >>>>doktor ve ünlü bir mimar olduklarında > >>>>>da hep mutluydular. Zaman
> >>>>aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, > >>>>>banka hesabında para
> >>>>kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da > >>>>>kabarık hale
> >>>>getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden
> değildi
> >>>> > >>>>>onlarınki... > >>>>> > > >>>>> >Günler günleri, yıllar yılları
> >>>>kovaladıkça sevgileri de büyüdü, > >>>>>büyüdü... Tek eksikleri
> >>>>çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi > >>>>>sürecine rağman çocuk
> >>>>sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim > >>>>>olmasını beklemek,
> >>>>bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. > >>>>>Çocuk yerine,
> >>>>sevgilerini büyüttüler... > >>>>> > > >>>>> >"Senin için ölürüm" derdi
> >>>>kadın, sımsıkı sarılıp adama
>
> >>>>ve adam da > >>>>>"Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi
> >>>>hep... > >Bazen > >>>>>eve geldiğinde, aynanın > >>>>>üzerinde bir not
> >>>>görürdü kadın, "Bir tanem, > >>>>>kütüphanenin ikinci rafına bak...."
> >>>>Kütüphanenin ikinci rafında başka > >>>>>bir > >>>>>not olurdu,
> >>>>"Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın >
> >>>> >>>>>unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları
> >>>>okuya > >>>>>okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet
> çiçek,
> >>>>kimi zaman en > >>>>>sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı
> >>>>armağanlarla karşılaşırdı... > >>>>>Aldığı hediyenin ne olduğu önemli
> >>>>değildi zaten.... > >Hayat ne > >>>>>kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne
> >>>>kadar yoğun olursa olsun hep > >>>>>birbirlerine ayıracak zaman
> >>>>buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların > >>>>>ortalarına
> >>>>geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, > >>>>>hastaneden
> >>>>ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı.
> >>>>
> > >>>>>Kadın
> >>>> > >>>>>da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev
> >>>>aldı. Artık > >>>>>daha fazla beraber > >>>>>olabiliyorlardı. Bir gün
> >>>>sahilde dolaşırken, harap > >>>>>durumda bir ev gördü kadın, üzerinde
> >>>>"satılık" levhası asılı olan. > > >>>>> >"Ne dersin, bu evi alalım mı?"
> >>>>dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, > >>>>>harika bir ev yaparız. Projeyi
> >>>>kafamda çizdim bile. Kocaman terası > >>>>>olan, > >>>>>martıları
> >>>>kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi
>
> >>>>yapalım burayı..." > >>>>> > > >>>>> >"Sen istersin de ben hiç hayır
> >>>>diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi > >>>>>adam. > >>>>>"Amerika'daki tıp
> >>>>kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç > >>>>>para >
> >>>> >>>>>olursa olsun, burası bizimdir artık...." > >>>>> > > >>>>> >Sadece
> >>>>bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor >
> >>>> >>>>>oldu, adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat
>
> >>>>konuştular telefonla. > >>>>>Gözyaşları içinde kucaklaştılar
> >>>>havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, > >>>>>kocasında bir tuhaflık
> >>>>olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu > >>>>>görünmüyor,
> >>>>konuşmaktan > >>>>>kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi >
> >>>> >>>>>hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir
> >>>>cevap > >>>>>aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o
> >>>>evi unut..." > >>>>> > >Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış
> insanlara daha
> >>>>da acı, daha > >>>>>da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik
> >>>>misafiri. Derdini > >>>>>söylemesi için yalvardı adama, "Senin için
> >>>>ölürüm, biliyorsun, ne olur > >>>>>anlat" diye dil döktü boş yere...
> >>>>Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve > >>>>>sevgisiz biriyle yer
> >>>>değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, > >>>>>beton >
> >>>> >>>>>duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu
> >>>>yüreği... > >>>>>
> >
> >>>> > >>>>> >Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte
> >>>> > >>>>>geçtiği > >>>>>arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum,
> >>>>sana söylemek > >>>>>zorundayım" > >>>>>diye sözünü kesti arkadaşı. "O,
> >>>>seni aldatıyor. İş yerimin tam > >>>>> > >>>>>karşısındaki restoranda
> >>>>genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra > >>>>>sarmaş dolaş
> >>>>biniyorlar arabaya...." "Sus, sus çabuk, duymak >
> >>>>>istemiyorum
> >>>> > >>>>>bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını,
> >>>>kendisini > >>>>>kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o
> >>>>restoranın hemen > >>>>>karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri
> >>>>masallarının sadece masal > >>>>>olduğunu anladı... Kocasının eskiden
> >>>>aynı hastanede çalıştığı genç > >>>>>çocuk > >>>>>doktorunu tanıdı
> >>>>hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl > >>>>>sarıldığını
> >>>>gördü adamın... > >Akşam kocası eve gelir gelmez,
> bazen
> >>>> > >>>>>bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de >
> >>>> >>>>>yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam.
> >>>>Zamanla > >>>>>duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa >
> >>>> >>>>>geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında
> >>>>ve > >>>>>bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan > >>>>>çıkarken, "son bir
> >>>>kez kucaklamak > >>>>>isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi
> >>>>nefretle... > > >>>>> >İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk
> >>>>hikayesinin
>
> >>>>böyle son > >>>>>bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle
> >>>>ayakta kalmaya > >>>>>çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte
> >>>>Amerika'ya yerleştiğini > >>>>>öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu
> >>>>hala sevdiğini hissedince, ağlama > >>>>>nöbetleri geçiriyor, aşkın
> >>>>yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu > >>>>>olan > >>>>>nefretin
> >>>>alması için dua ediyordu. > >>>>> > > >>>>> >Aradan bir yıl geçti... Her
> >>>>şeyin ilacı olduğu söylenen zaman
> bile,
> >>>> > >>>>>kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin
> >>>>sesiyle > >>>>>uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü.
> >>>>"Sen, buraya ne > >>>>>yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi
> >>>>çıkmadı. "Lütfen, içeri > >>>>>girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız
> >>>>gerekiyor." dedi genç kadın. > >>>>> > >>>>>Kanepeye ilişti ve zor
> >>>>duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey > >>>>>göründüğü gibi
> >>>>değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat
>
> >>>>önce öldü. > >>>>>Geçen > >>>>>yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi
> >>>>hastalığını ve yaklaşık bir > >>>>>senelik ömrü kaldığını. Buna
> >>>>dayanamayacağını, hep söylediğin gibi > >>>>>onunla > >>>>>birlikte
> >>>>ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak > >>>>>için,
> >>>> > >>>>>benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber
> >>>>vermedi. > >>>>>Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa
> >>>>ilk >
> >>>>>karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev
> >>>>tutmuştu. Tedavi > >>>>>görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı.
> >>>>Gece fenalaşmış, > >>>>>bakıcısı > >>>>>beni aradı, son anda yetiştim
> >>>>Sana bu kutuyu vermemi > >>>>>istedi."Gözlerinden > >>>>>akan yaşları
> >>>>durduramayacağını biliyordu kadın Hemen oracıkta ölmek > >>>>>istiyordu.
> >>>>Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. > >>>>> >
> >>>> >>>>>İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. >
>
> >>>> >İlk kağıtta, > >>>>>"Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem"
> >>>>diyordu... Sırayla okudu; > >>>>> > > >>>>> >"Seni çok sevdim", > >>>>>
> >>>> > > >>>>> >"Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", > >>>>> > > >>>>> >"Senin
> >>>>için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." >
> >"Fakat benim için ölmeni istemedim"
>
> >"Şimdi bana söz vermeni istiyorum."
>
> >"Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı
> eline alırken,
> kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta
> şunlar
> yazılıydı: >"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre
> yaptırdım. Kocaman
> terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor
> olacağım...."