Box Office Türkiye: Salgının Sinema Sektöründe Sebep Olduğu Maddi Kayıp Ne Kadar?

Konu sahibi son olarak 6 gün önce görüldü
Box Office Türkiye: Salgının Sinema Sektöründe Sebep Olduğu Maddi Kayıp Ne Kadar?

Big_637212680205344714_c_80.jpg


Dünya genelinde Covid-19 salgınının etkileri sürüyor. Biz de salgının ülke sinemasını maddi etkisini inceledik

2019’un son haftaların Çin’in Wuhan şehrinde ortaya çıkan yeni tip corona virüs (Covid-19) salgını, önce Çin’de ardından da dünya genelinde hayatı sekteye uğrattı. Sinema da yaşamın her alanı gibi bu durumdan etkilendi. Filmler, festivaller, etkinlikler ertelenirken, salonlar alınan tedbirler gereği kepenk indirdi. Türkiye’de de ilk vakanın resmiyet kazanmasının akabinde benzer bir sürece girildi.

16 Mart, ülkemizde sinemaların açık olduğu son gün oldu. Aynı gün İçişleri Bakanlığınca yayımlanan corona virüs tedbirleri konulu genelgeye ve sonrasında 19 Mart tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 2020/3 sayılı genelgeye göre sinemaların nisan sonuna kadar kapatıldığı bilgisi verildi.

Sinemaların kapandığı zaman diliminde 2020 içerisinde ulaşılan toplam seyirci sayısı 16.372.762 olurken, hasılat ise ₺280.667.465 olarak gerçekleşti. Doğal olarak sinemaların kapalı olduğu bu dönemin sektörü ne kadar geri götüreceği, yani kaybın ne olacağı sorgulanmakta. 1 Mayıs’ta sinemalar açılsa bile öncelikle büyük bir ticari filmin gösterime girmesi ve insanlar üzerinde olabilecek psikolojik durumun aşılması, anında gerçekleşmeyebilir. Yani sinemalar açılsa bile seyircinin geri dönmesi biraz daha zaman alacaktır.

Üç zaman diliminde seyirci ve hasılat kaybına bakmakta yarar var. Bunlar sırasıyla mart ayı, ilk çeyrek (13 hafta) ve sinemaların kapalı kalacağı nisan sonuna kadar yani 4 aylık periyotlara bir göz atalım. Karşılaştırma olarak da rekortmen yıl 2017’yi de kapsayan son 4 yıllık bir dönemi inceledik.

Mart Karşılaştırması

2020 yılının mart ayında toplam 1.626.812 seyirci salonlardaki yerini alırken, hasılat ₺27.999.039 olarak gerçekleşti.

Bu sayılar göre:
  • 2019'a göre seyircide %59 kayıp, hasılatta %54 kayıp gözleniyor.
  • 2018'e göre seyircide %73 kayıp, hasılatta %63 kayıp gözleniyor.
  • 2017'ye göre seyircide %75 kayıp, hasılatta %64 kayıp gözleniyor.
NewsItem_637212690036937049_c_80.jpg


İlk Çeyrek Karşılaştırması

2020 yılının ilk çeyreğinde toplam 16.372.762 seyirci salonlardaki yerini alırken, hasılat ₺280.667.465 olarak gerçekleşti.

Bu sayılar göre:
  • 2019'a göre seyircide %7 kayıp, hasılatta %10 artış gözleniyor.
  • 2018'e göre seyircide %34 kayıp, hasılatta %9 kayıp gözleniyor.
  • 2017'ye göre seyircide %34 kayıp, hasılatta %7 kayıp gözleniyor.
NewsItem_637212690039037169_c_80.jpg


İlk 4 Ay Karşılaştırması (17 haftalık periyot)

Nisan ayında sinema salonları kapalı olacağından 2020 yılı ilk dört aylık bilançosu, ilk çeyrek ile aynı, yani seyirci sayısı 16.372.762, hasılat ise ₺280.667.465 olarak kayıtlara geçecek.

Bu sayılar göre:
  • 2019'a göre seyircide %24 kayıp, hasılatta %13 kayıp gözleniyor.
  • 2018'e göre seyircide %43 kayıp, hasılatta %21 kayıp gözleniyor.
  • 2017'ye göre seyircide %47 kayıp, hasılatta %25 kayıp gözleniyor.
NewsItem_637212690040797270_c_80.jpg


Mart karşılaştırmalarında 2020’nin gelir kaybı derin gözükürken 17 haftalık periyotların karşılaştırılmasın bu kaybın derin gözükmemesinin asıl nedeni, kapanmadan önce sinemalarda hasılatın yüksek olduğu bir dönemin olması, geçen yıl yaşanan ‘mısır krizi’nin ardından ucuz bilet ve bedava bilet promosyonlarının bitmesi ile sinema biletlerine enflasyon oranında bir artışın eklenmesi olarak yorumlayabiliriz.

Mart ayı başında The Hollywood Reporter’da yayınlanan raporda, salgının hâlihazırda dünya genelinde sinema sektöründe yarattığı kaybın $5 milyar seviyesinde olduğu belirtiliyordu. Yine aynı mecrada sadece iki hafta sonra yayınlanan başka bir rapora göre ise mevcut koşulların yaz aylarına kadar devam etmesi hâlinde toplam kaybın $20 milyar civarında olacağı not düşülüyordu. Türkiye’de de mevcut koşulların ne kadar süreceği ve hayat normalleşme sürecine girdiğinde seyircinin reaksiyonunun ne şekilde olacağı gibi sorulara net cevap verilemediğinden gerçekleşecek zararı kesin olarak telaffuz etmek zor. Fakat iyimser senaryolarda bile oluşan bilançodan sadece yıllık box office kaybının ₺300 milyon seviyelerinde olabileceği öngörülebilir.





 
Sinema yasaklandı, ne gişesi kaldı ki?
 
zaten bunu anlatıyor haber,ayrıca sinema biletleri tek bir tekel sinema salonları olunca zaten biletler pahalı bir düşüş vardı.
 
Box Office Türkiye: "Sinemada normalleşme süreci 6 aydan uzun sürebilir"

Çin'de kendisini göstermesinden beri, sonradan bir pandemiye dönüşen salgının sinemaya global ve yerel ölçekte etkilerini ve bu konuda gerçekleşen gelişmeleri iletmeye çalıştık. Salgınla mücadele sürerken bu kez sözü sinema sektörünün farklı bileşenlerine vermek istedik. İlk etapta sinema salonu işletmecileri ve sorumlularının fikirlerini aldık.

Covid-19 salgını, hayatın akla gelebilecek her alanını az ya da çok etkiledi. Sinema ve kültürel faaliyetler, doğrudan ve keskin bir şekilde etkilenen alanlardan biri. Stüdyolar şimdiden hasar kontrolü yaparken ABD'nin en büyük sinema zinciri AMC de dahil olmak üzere salonların girdiği darboğaz ile ilgili her gün farklı bir gelişme görüyoruz. Dünya genelinde yaşanan bu "sekte" dönemi, yedinci sanat için daha önce emsali olmayan ölçekte bir duraklama periyodu. Cinens Sinemaları kurucu ve işletmecisi Serkan Günay, "Yılın tüm günleri açık olan bir işletmenin bu kadar uzun süre kapalı kalmasının yarattığı etkiyi anlatacak kelimeleri bulamıyorum açıkçası. Neredeyse gün boyunca yediden yetmişe tüm insanların hayal dünyalarını beyazperdede paylaşmalarının durması , salonların lambalarının kapatılması bizleri derinden üzdü." diye açıklıyor mevcut vaziyet hakkında hissettiklerini.

Cinetech Sinemaları genel müdürü Murat Aslan, geçen yıl endüstrinin tamamını etkileyen ve basında "mısır savaşları" olarak yer bulan mevzunun yarattığı olumsuz tablo daha giderilemeden salgınla karşılaşmanın, sektörde ekonomik anlamda yeni bir "dip" yarattığını belirtiyor. Prestige Sinemaları program direktörü Cengiz Koyuncu da salgının henüz ülkemizde görülmediği dönemde bile etkilerinin gişede hissedildiğinden bahsederek salonların güncel durumunu anlatıyor: "Deloitte gibi ciddi araştırma kuruluşlarının ortaya koyduğu güncel raporlara göre tüm kategoriler arasında açık ara en negatif ayrışan kategorilerden birisi maalesef sinema sektörü. Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği (SİSAY) yönetimi; Sinema Genel Müdürlüğü, Bakanlık, yapımcılar ve film şirketleri ile sürekli temas halinde. Kanun, yönetmelik, vergiler ve platformların durumu konu başlıkları altında sürecin minimum hasarla atlatılması üzerine görüşmeler yürütülüyor."

Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği (SİSAY) başkanı ve Büyülü Fener Sinemaları işletmecisi İrfan Demirkol ise yaklaşık bir aydır içerisinde bulunduğumuz süreçte sorunların müşterek olduğunun altını çiziyor:

Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği Türkiye’deki salonların % 90’ını temsil etmektedir. Henüz üyemiz olmasalar da, bu süreçte Cinetech ile Pink ve bazı bağımsız sinemalarla birlikte hareket ediyoruz. 16 Mart 2020 gece yarısına kadar, 442 lokasyonda, 2768 sinema salonu/perdesi, 327.168 koltuğuyla hizmet veren salonlar bunlar. Bir gruba bağlı olup olmamaları, lokasyonları, personel/salon sayıları, kira durumları, yatırım ve kredi borçları, seyirci sayıları birbirinden farklılık gösterse de şuan sorunlar ortak.

Box Office Türkiye: Sinemada normalleşme süreci 6 aydan uzun sürebilir


Son yıllarda ülkenin içerisinde olduğu ekonomik buhran, sektörel yaklaşımlar ve kültürel faaliyetler konusunda yürütülen politikaların sonucu olarak bilhassa bağımsız işletmeler için zorlu bir dönemden geçildiği aşikâr. Geçtiğimiz haftalarda, tüm bu periyodun olumsuz sonuçlarına yenileri eklendi ve İstanbul'un köklü sinema salonlarından Rexx ile Atlas faaliyetlerine son verdiklerini açıkladılar. Salgının getireceği yük, hâlihazırda sektörün sırtladığına eklendiğinde kaygılanmamak elde değil. SİSAY başkanı İrfan Demirkol, "Bazı salonların ağırlaşan kira, vergi ve genel giderleri nedeniyle yaz aylarında kapanacağını biliyorduk. Salgınla beraber daha çok sinema salonu kapanacak. Bazı grup ve bağımsızlardan gelen haberlere göre bu sayı 100-150 salon civarında. Krizin daha uzun sürmesi bu sayıyı artıracaktır kuşkusuz." şeklinde özetliyor olası bilançoyu. Murat Aslan da benzer bir öngörüde bulunuyor: "Türkiye genelinde şu anda faaliyet gösteren sinema işletmelerinin %40’ı bu kriz nedeni ile faaliyetlerine son verecek gibi duruyor. Kalan sinemalar ise salon eksiltme yöntemine gideceklerdir. Çünkü sektörü bekleyen en önemli problem içerik sıkıntısı ve seyircilerin tekrar sinemaya dönüşünün zaman alması olacaktır."

Aslan'ın belirttiği iki problem, gerçekten de tüm sektörde ortak karşılığı olan iki endişe olarak dikkat çekiyor. Avşar Sinemaları genel koordinatörü Murat Çiçek, "Sinema salonlarının kapalı yerler olması ve insanların kendilerini koruma psikolojisi düşünüldüğünde sinemaların seyirci ile buluşması uzun bir süre alabilir." diye belirterek, normalleşme sürecinde sinemaseverlerin bu kaygılarını gidermek, salonlara hijyen ve sağlık açısından güvenebileceklerini göstermek adına aktif bir tutum içinde olunması gerektiğinden bahsediyor. Sinemaların güvenli mecralar olduğunu insanlara hissettirmeleri gerektiğini belirten Serkan Günay, normalleşme sonrası ayağa kalkma döneminin beklenenden uzun süreceğini düşündüğünü, bu sarkma sebebiyle yerli film üretimi ve dolayısıyla gişenin de etkileneceğini ekliyor.

Salgının ne zaman tam anlamıyla kontrol altına alınabileceği bilinmezliğini koruyor. İlk etapta nisan ayı sonuna kadar kapalı olacağı açıklanan sinemaların, bu belirsizlik sonrası yaz aylarına kadar kapalı kalabileceği ihtimali üzerinde duruluyor. Setlerin de ertelenmesiyle eylül sonrası girilecek yeni sezonda gösterimi yapılacak içerik azlığı, öngörülen bir diğer husus. Cengiz Koyuncu bu konuda şöyle bir çerçeve sunuyor: "Sinemalar tarafında genel olarak haziran başından önce salonların açılmayacağı yönünde bir görüş hakim. En iyimser tahminimiz Ramazan Bayramı’nı içeren 22 Mayıs haftası. Seyirciler elbet sinema salonlara dönecektir ancak salgın yüzünden dünya genelinde ertelenen filmlerin açıkladığı yeni vizyon tarihleri, geleneksel olarak yazın çekilen yerli film setlerinin belirsizliği, ekonomik parametreler normalleşmenin 6 aydan önce olmayacağı yönünde sinyaller veriyor. Sinema sektöründeki Amerikan hegemonyası sebebiyle oradaki olumlu gelişmelere gebeyiz." Koyuncu sözlerine şöyle devam ediyor:

Kısa vadede, haziran ayında sinemaların açılması durumunda birkaç film hariç içerik konusunda da bir hayli sıkıntı çekeceğiz gibi görünüyor. Geçen yaz bu çapta bir kriz yokken bile sinemalar açık olmasına rağmen salon kapatarak faaliyetlere devam etmişti (10 salonun 6 tanesinde film göstermek gibi). Bu yaz da faaliyete devam edilse bile salon kapatma yolunun yaz boyunca tercih edileceğini düşünüyoruz.

Covid-19 salgınının 2020 gişesinde yaratacağı kaybın global seviyede $20 milyar dolaylarında olacağı konuyla ilgili raporlarda yer alıyor. Cinetech genel müdürü Murat Aslan'ın projeksiyonuna göre, ülkemizde eylül ayına kadar yaşanacak hasılat kaybı ₺300 milyon civarında olacak. Aslan, tüm bu koşullar ışığında 2020 toplam seyirci sayısının 40 milyona ulaşmasının bile büyük bir başarı olarak görülmesi gerektiğini belirtiyor.

Geçtiğimiz günlerde SİSAY başkanı Demirkol; Başka Sinema'nın BluTV ile ortak projesi olan, salgın sebebiyle sinemaların kapanması sonrası vizyona giremeyen Başka Sinema filmlerinin platform üzerinde "Kirala & İzle" modeliyle gösterime açılmasının akabinde kurum adına bir açıklama yayınlamıştı. Benzer çekincelerin sinema işletmecilerinin geneli tarafından paylaşıldığı görülüyor. Dünya genelinde tartışılan bir konu olan, seyircinin online platformlar üzerinden geliştirdiği yeni alışkanlıkların geleneksel izleme deneyimini nasıl etkilediği hususu, ülkemizde de gündemde olmaya devam edecek gibi duruyor.

Her ne kadar karamsar bir tablo çizilse de, tüm sinema işletmecileri bir kanıda birleşiyor: Dağıtımcısından yapımcısına, salonundan oyuncusuna, sektörün tüm paydaşları mevcut vaziyete karşı ortak bir aksiyon içerisinde olursa gerçekleşecek zarar minimize edilebilir. Bu krizi daha da fazla hissedecek olan bağımsız salonlarla ilgili ayrı bir çalıştay yapılmasının gerekliliğinden de bahseden İrfan Demirkol, SİSAY olarak sinema salonlarının kapatılma kararının uygulanmaya başlandığı gün Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile bir görüşme gerçekleştirdiklerini, süreçle ilgili bakana ilettikleri talepleri aşağıdaki gibi sıralıyor:

1- Destek Paketinde açıklanan konular (Muhtasar, KDV, SGK vergi ve primlerinin 6’şar ay ertelenmesi, salgının mücbir sebep sayılması ve kira ödemelerinin yapılmaması vb.)

2- Yıllardır sektörümüzün sırtında bir kambur olan, sinemaya hiçbir katkısı olmayan (%10) Eğlence Vergisi’nin tamamen kaldırılması. Otellerde 1 Nisan'da yürürlüğe girecek olan (%1) Konaklama Vergisi’nin bile uygulamaya giremeden ertelendiği belirttik. Kıyasla; %1 Konaklama, %10 Eğlence Vergisi!

3- Biletlerden/seyirciden %8 KDV alınırken, film şirketlerine %18 KDV ödenmesi. Aradaki fark orta ve küçük sinema işletmelerinin kârını yok etmektedir. Alış ve satışta %8 KDV eşitlenmelidir.

4- Sinema ekipmanlarında ÖTV’nin kaldırılması.

5- Filmlerin sinemalarda vizyona girmesinden ücretli olarak 5 ay, ücretsiz olarak ise 6 ay sonra yayınlaması gereken mecraların, bu sürelerden önce yayın yapması durumunda yaptırım/ceza uygulanması.

6- Dünyadaki en kısa sürelerden biri olan bu uygulamanın 11/12 aya çıkarılması.




 
2020 den umudu kestik 2021 deki filmlerin gösterim tarihlerini ötelemezler inşallah
 
Kasım aralık gibi başlayabilir diye düşünüyorum.başlamazsa 2021 sıkışık bir hafta olur neredeyse ayda en az 3-4 kere sinemaya gideriz.
 
Box Office Türkiye: "İnsanlar sinemaya özlem duyuyor"

Big_637238562586619393_c_80.jpg


Salgının sinemaya etkileri üzerine sektör paydaşlarının fikirlerini almaya devam ediyoruz. Bu kapsamda sinemanın mevcut vaziyetini dağıtımcılara sorduk.

"17 yaşındayken bir film bağımlısı olduğumda sinema salonları benim güvenli alanımdı ve sinemaya gitme deneyiminin huzur verici heyecanı, en az keşfettiğim filmler kadar mühimdi benim için. Pauline Kael bu hissiyatı bir kitabının adında yakalamayı başarıyor: Işıklar Söndüğünde. Bir sinema salonunda ışıklar söndüğünde (günümüz karşılığı; fragmanlar bittiğinde), kendinizi dingin ama bir yandan coşkun, sonsuz ihtimallerin kıvancıyla dolmuş hissedersiniz." Tecrübeli sinema yazarı ve eleştirmen Owen Gleiberman, karantina sürecinde kaleme aldığı "Neden Sinema Salonlarını Özlüyorum ve Neden Hiçbir Şey Onların Yerini Tutamaz" başlıklı yazısında bu şekilde tasvir ediyor sinemaya gitme deneyiminin kendisine ne ifade ettiğini, bu konuda yalnız olmadığını bilerek. Haftalardır sinema salonundan salgın sebebiyle uzak kalan birçok sinemasever de benzer hissiyatlarını sosyal medya üzerinden paylaşıyor. Salgının sinemaya etkileri üzerine fikirlerini sorduğumuz dağıtımcıların ortak dile getirdiklerinden biri de bu oluyor: "İnsanlar sinemaya özlem duyuyor."

Bir Film'in kurucularından Ersan Çongar, tekrardan açıldığı dönemde seyircinin sinema salonlarına temkinli yaklaşmasının doğal bir reaksiyon olacağından bahsederken kısa sürede sinemaya ilginin artacağını belirtiyor:

Salgın tehlikesinin azalması ve yok olmasıyla sinemalara olan ilginin hızla artacağını düşünmekteyim. Çünkü insanlar sinemayı özlüyorlar. Bu zor ve stresli dönemlerin ardından büyük perdede film izlemek hem bir normalleşme işareti olacak, hem de insanları geçen dönemin stresinden uzaklaştıracak. Tarihte, sıkıntılı dönemlerin ardından sinemaların altın zamanlarını yaşadığı pek çok örnek görebiliyoruz. Bugünkü tabloya baktığımızda da stüdyo filmlerinin bir kısmı sonbahara, bir kısmı da 2021’e kaymış gibi görünüyor. Sinemalar açıldığında içerikle ilgili bir sorun yaşanmayacağını düşünüyorum. Halihazırda çekimi tamamlanmış ve hazır olarak bekleyen pek çok film var zaten.

CGV Mars Cinema Group Dağıtım genel müdürü Serdar Can, "Sinema ve sahne sanatları Covid-19 salgınından en fazla etkilenen sektörlerden biri oldu. Ancak uzun vadede sürecin bu şekilde devam etmeyeceğini düşünüyoruz. Sinema salonları, kültür ve sahne sanatları olduğu gibi insanların en çok tercih ettiği sosyalleşme kanallarından biridir. İnsanların sosyalleşmeyi ve eski alışkanlarını özlediğini gözlemliyoruz. Bu nedenle orta vadede sinemada da normalleşme süreci başlayacaktır." diyerek güncel durumla ilgili fikirlerini paylaşırken, kurumsal olarak da ilk önceliklerinin halk sağlığı ve tedbirlerin uygulanması olduğunu, bu süreçte sinemanın tüm paydaşlarının aynı frekansta hareket etmesinin önemli olduğunu belirtiyor. Sinemaseverlerin endişelerini azaltıp keyifle film izleyebilmeleri için gerekli ortamı tesis etmenin tüm sektörün ortak uğraşı olduğunu, bu hususta sinema salonu işletmecilerinin de mühim çalışmalarının olduğundan bahseden Can, karantina süreci sonrasına bir projeksiyon tutuyor:

Daha öncesinde yaşadığımız tecrübelere dayanarak karantina süreçleri sonrası insanlarda sinemaya dair yüksek bir talep olacağını da öngördüğümüzü söyleyebiliriz. 2015 yılında MERS virüsü sona erdikten sonra Jurassic World gösterimdeyken sinemalar dolup taşmıştı. Doğası gereği insanlar sosyalleşme ihtiyacı ile gidebileceği mekanlar arayacak. Sinema da onlara bunu sağlayacak yegane yerlerden biri. Hem sosyalleşip hem de film izleme, yeni bir dünyaya girme tecrübesini yaşayabilecekleri bir yer olduğu için sinema salonları eskiden olduğu gibi talep görecek.

Gerekli tedbirler alındığı takdirde birçok mecraya kıyasla sinemanın bulaşın en az risk teşkil ettiği yerlerden biri olduğundan bahseden CJ Entertainment Turkey genel müdür yardımcısı Ferhat Aslan, er ya da geç her filmin seyirciyle buluşacağının; sinemaların filmsiz, filmlerin ise seyircisiz kalmayacağının altını çiziyor:
Süreç uzar ise setlere girişlerde gecikmeler olabilir. Bununla birlikte her film / yapımcı / sektör hayatın doğal akışına uygun olarak kendi çözümünü üretecektir. Sonsuza dek film çekimleri ertelenmeyecek, sistem içinde bir şekilde çözüm bulunacak ve sinemalar açık olduğu sürece filmler hep yapılacaktır. Salgının en yoğun olduğu bugünkü koşullar altında dahi film uzunluğunda TV dizileri çekiliyor ise filmler de çekilecektir ve biz CJET olarak sektörün film çekmesi için elimizden geleni yapacağız. Eğer kötü bir senaryo yaşanır, salgın uzun süre sosyal ve iş hayatını etkilemeye devam eder ve film çekimlerinde büyük krizler yaşanır ise tabii ki ana geliri komisyon olan dağıtım şirketleri faaliyetlerini sürdürmekte zorlanacaklardır. Biz CJET olarak dağıtım faaliyetleri yanında yapım ve yatırım da yaptığımız için süreci daha rahat atlatabiliriz. Tabii ki %60 yerli içeriğin hakim olduğu sektörümüzde böyle bir kötü senaryo sermaye gücü az olan, tekli sinemalar ve küçük sinema zincirlerini zorlar ve bu durum karşımıza sinema kapanmaları ve yeni birleşmeleri çıkarabilir.
Salgın sürecinde sinemanın sekteye uğramasıyla en büyük zararı sinema işletmecileri ile dağıtımcıların gördüğünü belirten TME Films pazarlama direktörü Sultan Duranay ise, sinemanın normalleşme sürecinde en son normale dönen sektörlerden biri olacağını düşündüğünü belirtiyor:

Hem yaz ayları ile birlikte gişe açısından zayıf geçen sezonun başlaması, hem de aylardır evlerinde kapalı olarak yaşayan insanlar daha çok açık havaya çıkacak olması da bunda etkili olacaktır. Her yıl ilkbaharla birlikte yaşanan bu durum bu yıl daha derin hissedilecek. Ayrıca kapalı bir alana girmek ve kalabalıkta oturma konusunda seyirci temkinli olacaktır. Ancak sektör olarak önlemler alınıp, etkili bir duyuru yapılarak bunun önüne geçilebilir. Her salona belli sayıda insan almak, mesafeli oturum düzeni ayarlamak, çeşitli kampanyalar etkili olabilir.

Filmlerin bu yılın ikinci yarısına, hatta gelecek yıla ertelenmesi, birçok soruya da beraberinde getirdi. Yazın yerli film üretilememesi söz konusu olursa sinemaların yoğun olduğu kış sezonunda gişede belli bir talep yaratacak film konusunda kısırlık yaşanabileceği konuşulan konulardan biri olurken, prodüksiyonların gerçekleşmesiyle çekilecek yapımların vizyonuyla ertelenen filmlerin gösterimlerinin kesişme ihtimalinin yaratabileceği vizyon takvimi sıkışıklığı da ortaya atılan olası senaryolardan biri olmuştu. Serdar Can, gelecek yıl adına negatif bir tablo olmadığını belirterek şunları söylüyor: "Önümüzdeki yıl için karamsar bir tablo olacağını söylemek doğru olmaz. Daha önce belirttiğim gibi orta vadede filmlerin setleri başlayacak ve biz de yapımcılar ile filmlerin vizyonlarını tarihlendireceğiz. İçeriğe bağlı olarak 2021 Ocak ayından itibaren planlamaya başlayacağız. Daha çok türlere göre ayrıştırılmış ve doğru aritmetikler üzerine oluşturulan bir vizyon takvimi olacağını düşünüyorum. Bu sebeple sıkışık bir takvim öngörmüyoruz. Özetle her seyircinin beğenisine göre alternatifli bir vizyon takvimi olacak diyebiliriz. Sinema sektörünün tüm paydaşları el ele vererek eski günlerimize döneceğimize yürekten inanıyoruz."

Ne içerik eksikliği ne de takvim sıkışıklığı öngördüklerini belirten Ersan Çongar, sektörel dengelerin gözetilmesiyle alınacak aksiyonların yerli sinemayı bu krizden çıkarmak adına önem arz ettiğinden bahsediyor:
Bu süreçte 2019’dan beri vizyon sırası bekleyen bazı filmler sinema vizyonunu atlayarak VOD ve PayTv gösterimlerine başladılar. Bu sayede sinemalar açıldığında ekstra bir sıkışıklık yaşanmayacaktır. Ancak zaten tamamlanmış olan ve vizyona girmeyi bekleyen pek çok film olduğundan, içerik sıkıntısı da olmayacaktır. Türkiye’de sinema sektörü pek çok önemli değişimler yaşıyor; geçmişte sinemalar, yapımcılar ve dağıtımcılar arasındaki çeşitli güç dengesizliklerinden kaynaklanan pek çok tartışma yaşandı. 90’lı yıllarda dağıtımcılar fazla güçlüydü, 2010’lu yıllara gelindiğinde güç dengesi bu sefer sinema zincirlerinin lehine bozulmuştu. Yaşanan bütün krizlerin ardından artık sektör bileşenlerinin, sektörün sağlıklı bir şekilde büyümesi için hep beraber ve her bir tarafın diğer tarafı dinleyerek hareket etmesinin, bu krizden çıkış için tek çözüm yolu olduğuna inanıyoruz. Umarız salgın sonrası oluşacak tabloyla 2020’li yıllarda güçlerin daha dengeli olduğu, daha uzlaşmacı ve yapıcı diyaloglara sahip bir sektör inşa etmeyi başarırız.



 
Geri