Biyoloji Böcekler Evrime Meydan Okuyor

Konu sahibi son olarak 3331 gün önce görüldü
Böcekler yaşam dünyasının tür, çeşit ve sayı bakımından en zengin bölümüdür. Kimi böcekler arasında yapı ve yaşamsal meziyetler, beceriler yönünden öylesine derin, geniş ve büyük farklılıklar vardır ki evrimsel yönden uzaktan ya da yakından akraba olmaları mümkün görünmemektedir.

Evrim teorisince böcekler ilkel canlılar olarak tanımlanırsa da tek kelime ile harika olan yapıları, yaşamsal meziyetleri ve becerileri göz önüne alındığından evrimleşmiş addedilen canlılarla kıyaslandığında hiç de ilkel olmadıkları görülür.

Aşağıdaki yazı dizimizde böceklerin harika dünyalarından kesitler sunacak, evrim ve tersinim teorilerinin öngörüleriyle sorgulayacak, bir kez daha gerçekleri bulmaya çalışacağız.

= = =



Böceklere Evrim Teorisi Savunucuları Ne Diyor?

Evrimci teorisi savunucularınca böceklerin harika yapıları; özellikle kanatlarının oluşumu, uçuşun gerçekleşmesi ve gelişimi konusunda çeşitli senaryolar üretilmişse de bilimsel kanıtlara dayanmadığından şöyle oldu, böyle oldu edebiyatı dışında değerleri yoktur. Fakat bilimsel tarafsızlığımız gereği bu varsayımlardan kısaca bahsedeceğiz.

Böcek kanatlarının oluşumu konusunda evrim savunucularınca ortaya atılan Trakeal kuram adı verilen birinci senaryoya göre, suda yaşayan böceklerin göğüs trakelerinden karaya çıkınca kanatlar oluşmuştur. Fakat solungaçlarda rastlanan kaslar, kanatlarda yoktur.

Ayrıca, böceklerin kanatsız aşamadan, kanatlı aşamaya geçtiğini gösteren bir delil veya ara-geçiş formuna ait fosiller de bulunamamıştır.

adszuld.png


Fosil kayıtları ilkel böcek olmadığını, bilinen en eski böceklerin bile günümüzdeki gibi mükemmel uçuş sistemlerine sahip olduklarını göstermektedir. Bu uçuş sistemleri görüldükleri ilk tarihten beri basite indirgenemez kompleks özelliklere sahiptirler.

İkinci senaryo olan paranotal kuram ise, bazı vücut bölgelerinin genişlediği, düzleştiği ve zaman içinde kanat haline geldiğini savunur.

Bu varsayıma göre böceklerin göğüs bölgesinin üç bölümünden sadece ikisi, evrimcilerin de bilmediği0 kimi sebeplerden dolayı bu gelişimi göstermiş ve böylece kanatlar oluşmuştur.

Böceklerdeki uçuş sistemlerinin basite indirgenemez komplike oluşları göz önüne alındığında bunun mümkün olmadığı hemen anlaşılır.

Diğer ifade ile henüz tam evrimleşmemiş yarı gelişkin kanatlar böceklere fayda sağlamadıkları gibi yük oluşturduklarından zarar da verirler. Bu tür başlangıçlarındaki faydasız oluşumların canlı vücutlarında barındırılması (hele hele uzun süreçlerde) mümkün değildir.

Böceklerin mükemmel ve eksiksiz olarak aniden ortaya çıktıklarını belgeleyen sayısız fosillerin olmasına rağmen bir tane dahi ara format fosilinin bulunamaması bu iki varsayımı da bilimin çöplüğüne atmaya yeterlidir.

Mutasyonların hepsi de yararlanma mekanizmaları yok ise canlılar için zararlıdır. Bu varsayım Tersinim Teorisiyle birebir uyuşur.

Gerçekte mutasyona uğrayan canlılar mükemmel yaratılışlarında az ya da çok bir kayba uğrarlar.

Ünlü Fransız zoolog Pierre Paul Grassé böceklerin kökeni konusunda tam bir karanlık içindeyiz derken aslında bu gerçeği itiraf etmektedir.

Exeter Üniversitesinden Robin J. Wootton, Scientific American dergisinde yayınlanan makalesinde böceklerin uçuş becerilerini şu şekilde yorumluyor:

-Böcekler bütün uçan makineler içinde en çevik ve en çok manevra kabiliyetine sahip olanlardandır. bazı böcekler az kütle, gelişmiş sinir duyu sistemleri ve kompleks kas yapıları sayesinde hayret verici hava akrobasisi örnekleri sergilerler.

Örneğin karasinekler hızlı uçuş sırasında yavaşlayıp havada asılı kalır, ters döner ve bu şekilde uçar, dikey dönüş yapar, yuvarlanır ve tavana iniş yapar; hepsi saniyeden az bir sürede gerçekleşir.

Böcek kanatlarının işlevlerini ne kadar öğrenirsek, tasarımları da bize o kadar usta ve güzel görünmektedir.
 
Yusufçuk ve Evrim

Evrim teorisi savunucuları nedense yusufçuk böceğini diğer böceklere göre daha az evrimleşmiş yani ilkel ve basit bulurlar.


Fakat gerçek hiçte evrim savunucularının iddia ettikleri gibi değildir. Bu böceklerde diğerleri gibi mükemmel olarak yaratılmışlardır.

Bu mükemmel ve harika canlıyı ilkel ve basit olarak nitelemek derin bir cehaletin ya da kara bir taassubun sonucu olmalıdır.


adszbwi.png


Yusufçuk hiçte ilkel bir canlıya benzemiyor.

Evrimcilerce ilkel olarak tanımlanmasının tek nedeni 300 milyon yıllık fosillerinin bulunmuş olmasıdır. Üç yüz milyon yıllık fosil yusufçuklar ile günümüzde yaşayanlar arasında evrimsel yönden herhangi bir yapı farkı olmadığı gibi bu böcekler de diğer canlılar gibi eksiksiz ve mükemmel yapılıdırlar.

Yusufçuk adını, yüz güzelliği ve rengârenk kaftanı ile meşhur Yusuf peygamberden aldığı iddia edilir. Bu güzelliğinin insanlar üzerinde bıraktığı derin etkidendir.

Yusufçuk (Anisoptera), odonata takımına ait, kanatlarını dinlenmeleri sırasında yanlara açık olarak yatay tutmalarıyla kızböceklerinden ayrılan bir alttakımdır.

Yusufçuk böceklerine Türkçede kız böceği, helikopter böceği de denildiği gibi gövdeleri ince olan türlere iğnecik de denir.

Büyük birleşik gözleri, güçlü saydam kanatları, göz alıcı renkleri ve uzunca vücutlarıyla ile tanınırlar.

Vücutları kuvvetli yapıda ve hiçbir zaman düz değildir. Hareketleri daha hızlı ve devamlıdır.

Bağırsak (trake) solunumu yaparlar. Göller ve durgun sularda sıkça bulunurlar.

Yusufçuklar genelde sivrisinekler, tatarcıkları ve arılar, kelebekler gibi diğer küçük böcekler ile beslenirler.

Çoğu zaman göllerin, akarsuların ve su birikintilerinin olduğu bölgelerde görülürler, çünkü nemf diye adlandırılan larvaları suda doğarlar. İnsanları normal şartlarda ısırmaz ya da sokmazlar fakat karınlarından tutulduğu takdirde kurtulmak için ısırmayı denerler.

Sivrisinekler gibi bazı zararlı canlıları yiyerek popülâsyonlarını dengede tutmaları bakımından oldukça önemlidirler.

Bu nedenle Kuzey Amerika'da birçok yerde yusufçuklar sivrisinek avcıları olarak adlandırılırlar.

Yusufçuklar genelde güneşli havalarda uçmayı tercih ederler.

Görme duyuları çok gelişmiştir. Birbirlerine birleşmiş olan petekgözleri yaklaşık 1000 ayrı gözden oluşur.

Kanatları gövdelerinin üst kısımlarında bulunur ve genelde saydam iki çift kanatları olur.

Bilinen 500 dolayında alt türü bulunur ve en çok tropik iklimde yaşarlar.

Kimilerinin uçuş hızı saate 95 kilometreyi bulabilir.

Ayrıca Yusufçuk böceklerinin dişileri çiftleştikten sonra erkek yusufçuk böceğinin kafası ile beslenir. Bu yüzden tüm erkek yusufçuk böcekleri sadece 1 defa çiftleşebilirler.

Yusufçuklar kanatlarını kendi üzerlerine katlayamazlar ve uçma kaslarının kanatları hareket ettirme şekli diğer böceklerinkinden farklıdır.

İlkel ve basit olarak nitelenen bu özellikler gerçekte bir tasarım harikasıdır.

Yusufçukların vücudu, metalle kaplanmış izlenimi veren halkalı bir yapıya sahiptir.

Buz mavisinden bordoya kadar çeşitli renklerdeki gövdelerin üzerlerinde çaprazlama yerleştirilmiş iki çift kanat bulunur.

Bu yapı sayesinde yusufçuklar, çok iyi bir manevra yeteneğine sahiptirler. Uçuşu hangi hızda ve hangi yönde olursa olsun, aniden durup ters yönde uçmaya başlayabilir veya havada sabit durup avına saldırmak için uygun bir pozisyon bekleyebilir. Bu durumda iken olduğu yerde kıvrak bir dönüş yaparak avına yönelebilir.

Yusufçuk çok kısa bir zamanda, böcekler için şaşırtıcı sayılabilecek bir hıza; saatte 40 km'ye ulaşır, bu hızla avına çarpar.

Çarpmanın şoku çok şiddetlidir. Yusufçukların zırhları hem çok sağlam hem de çok esnektir. Zırhların esnek yapısı çarpmadan doğan enerjiyi emerek böceği rahatlatır, ama aynı şeyi avı için söylemek mümkün değildir.

Yusufçuğun avı, çarpmanın yarattığı şok ile ya tamamen sersemler ya da ölür.

Çarpışma sonrasında ise yusufçuğun en etkili silahları olan arka bacakları devreye girer.

Uçuş sırasında arkaya doğru kıvrık olan bacaklar, hızla öne açılarak sersemlemiş olan avı havada yakalar. Artık sıra çelikten farksız olan alt çeneye gelmiştir.

Av kısa sürede parçalanarak yenir. Bu nedenle yusufçuklar böcekler içinde av konusunda en usta olanlardan biridir.

Çok yüksek hızlarda uçarken ani manevralar yapabilen yusufçukların görme yeteneği de kusursuzdur.

Yusufçukların gözü, dünyanın en iyi böcek gözü olarak kabul edilir.

Her birinde 30.000 kadar ayrı mercek bulunan bir çift göze sahiptirler.

İki yarım küreye benzeyen ve başının yarısı kadar yer kaplayan gözler, böceğe çok geniş bir görüş sahası sağlar.

Yusufçuk gözleri sayesinde neredeyse arkasında olup bitenleri bile gözleyebilir.

Elimizdeki en eski yusufçuk fosilleri ile bugün yaşayan örnekleri arasında hiçbir fark yoktur.

Üç yüz milyon yıllık yusufçuk fosillerinin günümüzde yaşayanlarından farksız mükemmel yapılı olmaları (eğer evrim gerçek ise) en azından yüz milyon yıl geriden evrimleşmeye başlaması gerektiğini düşündürür.

Diğer ifade ile henüz kanatları bileşik gözleri oluşmamış muhtemelen basit gözlü, kanatsız kurtçuklar halindeki ilkel yusufçukların, ara formatlarının fosilleri bulunmalıdır. Bulunmalıdır ama bir tane bile yoktur.

Yusufçukların ataları olabilecek yarı evrimleşmiş yarı evrimleşmemiş hiç bir canlının fosilini de rastlanmamıştır.
 
Böceklerin Harika Dünyaları


Böcekler yapılarıyla, özellikleriyle, tür, çeşit ve nüfus zenginliğiyle yaşamın en eski dönemlerinden beri görülmesiyle tevrim teorisine başlı başına kafa tutar, temellerinden sarsar.

Bunun nedenleri ise rastlantısal olamayacak kompleks yapılarıyla diğer hayvanlar arasında evrimsel yönden bağ olabilecek herhangi bir canlının olmamasıdır.

Evrim teorisi savunucuları böcekler konusunda genelde sessizdirler. Çünkü evrimsel yönden söyleyebilecek fazla bir şey yoktur. Olanları da ayrı bölümde okuyucularımızın bigisine sunduk.

Aşağıda vereceğimiz bilgilerin evrimsel yönden irdelenip buna göre yorumlanması gerçeği bulma yönünden çok önemlidir. Amacımızın gerçekleri bulma olduğu unutulmamalıdır.

= = =

Böcekler arthropoda (eklembacaklılar) şubesinin Insecta sınıfından canlılara verilen genel addır.

adszlza.png


Böcekler, dünyada en çok tür ve çeşitliliğe sahip hayvanlar olarak da bilinmektedirler. 800 binin üzerinde tür şu ana kadar tanımlanmış olmakla birlikte hali hazırda bu listeye yeni türler eklenmektedir. Kutuplardan okyanuslara kadar hemen her ekosistemde ayakta kalmayı başarabilmiş mükemmel yaratılışlı canlılardır.

Canlılar aleminin belki de en kalabalık sınıfıdır. Yaklaşık olarak 30'un üzerinde takım içerir.
Tanımlanmış olan hayvanların yaklaşık 4/5'i böceklerdir. Gerçek olsaydı evrimin böcekler yönünden geliştiği ve zirveye ulaştığı rahatlıkla iddia edilebilirdi.

Vücutları baş, göğüs ve kuyruk olmak üzere 3 bölümden oluşur. Bazı gruplarda bu vücut bölümlerinde kaynaşmalar görülebilir. Baş bölgesinde bir çift anten ve bir çift bileşik göz bulunur.

Sınıf özelliği olarak göğüsleri 3 segmentlidir ve her segmentten bir çift bacak çıkar. Çoğunda 2. ve 3. göğüs segmentlerinden birer çift kanat çıkar.

Hayvanlar aleminde uçma ilk defa bu grupta ortaya çıkmıştır. Ancak böceklerin kanatları, kuşların kanatlarından farklı yapıdadır.

Böcekler mükemmel yapıları tür ve çeşit zenginliğiyle evrim teorisinin dinmez baş ağrılarından biridir.

Türden türe geçişte ne bir ara format bulunabilmiş ne de kanatlar gibi basite indirgenemez kompleks yapılar olan mükemmel organların evrimi açıklanabilmiştir.

= = =

Böceklerin göğüsleri 11 segmentlidir ve hiçbir segmentte üye bulunmaz.

Son segmentlerde yapısal değişiklikler sonucu oluşmuş kavuşma organı, cercus uzantıları veya yumurta yerleştirme borusu gibi yapılar görülebilir.

Dış iskelet bulunur. Büyüme esnasında dış iskeletin neden olduğu kısıtlama, deri değişimi ile telafi edilir.

Vücutlarında sadece çizgili kas bulunur. Bu yüzden çok hızlı hareket ederler.

Solunum trake sistemiyledir. Açık dolaşım sistemi görülür. Vücutta dolaşan solunum sıvısı hemolenf adını alır ve çoğunlukla renksiz, bazen de soluk yeşil-sarı renktedir.

Vücutları bez bakımından zengindir. Çekici veya itici koku, mum, zehir, ipek, yağ, tükürük, anti koagülan madde gibi birçok maddeyi salgılamak üzere özelleşmiş çok sayıda bezler sahiptirler.

Duyu organları ve sinir sistemleri iyi gelişmiştir. Birçok grupta, özel görevleri olan duyu organlarına rastlanır.

Avlanmak veya avcılarından korunmak için son derece başarılı uyumlar kazanmışlardır.

Renklenmeleri büyük çeşitlilik gösterir. Bazılarında ışık çıkarma özelliği görülür.

Kural olarak yumurta ile çoğalırlar ve gelişmelerinde çoğunlukla bir meta-morfoz görülür.
(Meta morfoz bölümüne bakınız)

Bazı gruplarda koloni hâlinde sosyal yaşam örnekleri görülür. Yaşam ve beslenme şekillerine göre, ağız parçaları, anten ve bacak yapıları farklılık gösterir.

Hayvan türü canlılar içinde mikroorganizmalardan sonra sayı, çeşit, tür olarak böcekler gelir.

Yaşamın bütünselliğinde diğer canlılarla kıyaslandığında, böceklerin çok ayrı bir yeri vardır.

Fosil kayıtlarından anlaşıldığı gibi, böcekler en az 400 milyon yıldır varlıklarını sürdürmektedirler.


Bu dönem boyunca, çeşitli felaketler yaşanmış, dünyadaki hayvan türlerinin büyük bir kısmı yok olmuştur. Bu gerçek tersinimin en büyük kanıtlarından biridir.

Bu yıkıcı olaylardan belki de hiç etkilenmeyen tek canlı türleri böceklerdir.

Sahip oldukları üstün tasarımla her türlü ortamda yayılmış ve çoğalmışlardır.

Böceklerin hepsi de basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünselliği içindedirler ve mükemmel yaratılmışlardır.


adszfpfd.png


Çöllerde, ormanlarda, göllerde, volkanlarda, sıcak sularda, buzullarda, kısacası her yerde böceklere rastlamak mümkündür.

Böceklerin hepside yaşadığı ortamlara uygun mükemmel tasarımlar içindedir. Yaşamaları ve üremeleri için gerekli olan her şey kendilerine verilmiştir.

Mesela bazı böcekler bir tür antifriz üreterek vücut sıvılarının donmasını engellerler.

Böylece Himalaya Dağlarının yüksek tepelerinde ya da bazıları Sahra Çölü'nde 47°C'nin üstündeki sıcaklıkta yaşayabilir.

Mikroorganizmalar gibi böceklerin türü ve sayısı o kadar fazladır ki, bilim adamları bu konuda kesin bir rakam verememektedirler.

Son yapılan çalışmalara göre böcek türlerinin tahmini sayısı 2 ile 30 milyon arasındadır.

Bu türlerin içinde sadece 370.000 adeti tanımlanabilmiştir, ayrıca 15.000 kadar fosil böcek türü bulunmuştur.

Bugün, bilinen hayvan türlerinin dörtte üçünü böcekler oluşturmaktadır ve tahmini sayıları 1 trilyondan fazla, toplam ağırlıkları ise 2,7 milyar ton olarak belirtilmektedir.

Bu rakam 45 milyar insanın toplam ağırlığına eşittir.

Yani yaşayan her insan başına 170 milyondan fazla böcek düşmektedir.

Bu olağanüstü sayılardan da anlaşılacağı gibi, böcekler hem nüfuslarıyla, hem sahip oldukları tasarımlarıyla, hem de besin zincirinde en önemli halkalardan birini oluşturmalarıyla bize önemli mesajlar vermektedirler.

Bu canlıların fosil kayıtlarında aniden ortaya çıkmaları, hiçbir evrimsel ataya sahip olmamaları, son derece kompleks organlara sahip olmaları ve en önemlisi de bu kadar fazla çeşitlilik göstermeleri, evrim teorisi için mantıklı olarak cevaplanması oldukça zor bu konudaki sorulardan sadece bir kaçıdır.
 
Böceklerin Harika Dünyaları-2

Milyonlarca böcek türünü tek, tek inceleyecek olursak her birinin farklı bir tasarıma sahip olduğunu görürüz. Sadece kanatları açısından bile, birbirine benzemeyen birçok tür ve çeşitleri vardır.

Mesela kelebeğin kanatlarıyla sineğin kanatları tamamen farklı tasarıma sahiptir.

Aynı şekilde yusufçukla çekirge, hamamböceğiyle karınca, arıyla pire gibi, böcek oldukları halde, son derece farklı tasarımlara sahip, henüz tam sayısı belirlenememiş milyonlarca böcek tür ve çeşidi vardır.

Böcek ve böcek türleri o kadar çok ve çeşitlidir ki tek, tek inceleyip bir tasnifte bulunmak imkânsız gibidir.

Her türün her çeşidinin ayrı, ayrı tasarımlara sahip oldukları, basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünselliğinde mükemmel ve eksiksiz var edildiklerini unutmadan sadece bazı türleri için geçerli ortak özelliklerinden söz edilebilir.

Böcekler her türlü iklim koşulunda yaşayabilecek özelliklere sahiptirler.

Bu özelliklerin başında vücutlarının dış yüzeyini saran kitin tabakası gelir.

Böcekler, bir iskelete sahip değildirler. Bunun yerine vücutlarını bir zırh gibi saran dış iskeletleri vardır. Bu zırhın ana maddesi kitindir.

Kitin son derece hafif ve incedir. Bu nedenle böcekler onu taşımakta hiçbir zaman zorlanmazlar.

Böceğin bedenini dışarıdan sarmasına karşın, iskelet işlevi görecek kadar sağlamdır.

Kitin aynı zamanda da son derece esnektir. Vücut içinden uçları kendine bağlı olan kasların kasılıp esnemesi ile hareket edebilir.

Bu özellik böceklere hareketlerinde çabukluk kazandırdığı gibi, dışarıdan gelecek darbelerin etkisini de azaltır.

Kitin dışarıdan içeri su geçirmez. Vücut içindeki sıvıları da dışarı çıkarmaz. Sıcaktan hatta radyasyondan etkilenmez.

Çoğu zaman etrafa tam uyum sağlayacak bir renktedir. Bazen de caydırıcılık sağlayacak kadar parlak olabilir.

Kitin maddesi, bilim adamları ve tasarımcıların yapay olarak üretmeyi hayal ettikleri bir maddedir.

Özellikle Birinci Dünya Savaşı'ndan itibaren, kitin kullanılarak üretilebilecek malzemelerin ve araçların tasarımı yapılmıştır.

= = =

Eldeki fosillere göre böcekler en az 350 milyon yıldır tüylere ve kaslara ihtiyaç duymadan uçmaktadırlar.

Fosil kayıtlarına göre, böcekler günümüzdeki halleriyle, bundan yaklaşık 350-400 milyon yıl önce aniden ortaya çıkmaktadırlar ve günümüze kadar hiç bir değişim göstermemişlerdir.

400 milyon yıl önce yaşayan bir hamamböceği veya yusufçukla günümüzde yaşayan örnekleri arasında hiçbir fark yoktur. (İlgili bölümlere bakınız)

Böceklerin farklı uçma sistemleri ise harika birer tasarım örneğidir. Öyle ki bu konuda birçok böcek türü kuşlardan üstün uçuş becerilerine sahiptir.

Örneğin kral kelebeği Kuzey Amerika'dan Orta Amerika'nın içlerine kadar uçabilir. Sinekler ve yusufçuklar ise havada asılı durabilirler.

Böceklerin kanatları da farklı tasarımlara sahiptir.

Kimi böceklerde iki, kimilerinde dört kanat vardır. Bazı böceklerin kanatları içeri katlanır ve üzerinde koruyucu bir kabuk vardır; bazıları zar kanatlı, kelebek gibi böcekler ise pul kanatlıdır. Her kanat türü kendi içinde ayrı bir mükemmellik sergilemektedir.

Böceklerin kanat eklemi, mükemmel esneme özellikleri olan resilin adlı özel bir proteinden oluşmuştur.

Hem doğal hem de suni kauçuktan çok daha üstün özellikleri bulunan bu madde, laboratuarlarda kimya mühendislerince üretilmeye çalışılmaktadır.

Resilin, esneme-bükülme yoluyla üzerine yüklenen tüm enerjiyi depolayan ve üzerine etki eden kuvvet kaldırıldığında bu enerjiyi tümüyle geri verebilen bir maddedir.

Bu açıdan bakıldığında resilinin verimi %96 gibi çok yüksek bir değere ulaşmaktadır.

Bu sayede kanadın yukarı kaldırılması sırasında harcanan enerjinin yaklaşık %85'i depolanmakta ve aşağı kanat hareketinde bu enerji yeniden kullanılmaktadır.

Böceklerde göğüs duvarları ve kaslar da bu enerji birikimine imkân tanıyacak özel bir yapıda var edilmiştir.

Bu sayede ortaya olağanüstü bir enerji çıkar.

Balarıları kanatlarını saniyede iki yüz, tatarcık denen böcek ise yine saniyede bin defa kanatlarını titretebilir.

Bir an evrimin doğru olduğu kabul edilirse canlılığın (tür, çeşit ve sayı zenginliği göz önüne alındığında) böceklerle başlaması gerektiği açıktır.

Bu mantıksal çıkarım ise mevcut evrim teorisini temelinden yıkar, cevapsız soru dağlarının altında ezer, dipsiz kuyular iter.

Tersinim teorisi ise elbetteki bilimsel bir temeli olmadığından canlılığın böceklerle başladığı tezini en baştan ret eder.
 
Böceklerin şaşırtıcı Yapıları


Böcekler sadece mükemmel uçuş veya son derece kompleks görme sistemlerine değil, tek, tek incelendiğinde her biri ayrı bir tasarım harikası olan sayısız organ ve sisteme sahiptirler.

Evrim taraftarlarınca çok basit ve ilkel bir canlı olarak görülen karıncaların ayaklarını inceleyen bilim adamları hem mükemmel bir tasarımla hem de robot üreticilerine ilham verecek bir sistemlerle karşılaştılar.

Massachusetts Üniversitesi biyologlarından Elizabeth Brainerd ve ekibi, Harvard ve Würzburg Üniversiteleri ile ortak olarak, karıncaların ve arıların nasıl olup da tavan gibi yüzeylerde ters ve dikey olarak yürüdüklerini araştırmış ve ilginç sonuçlara ulaşmışlardır.

Cam yüzeylerde hızla ilerleyen arılar ve karıncalar kameraya çekilmiş ve bu böceklerin ayaklarında bulunan yapışkan organların diğer canlılardan farklı olduğu ortaya çıkmıştır.

Örnek olarak bir tür kertenkele türü olan geko verilmiştir.

Gekoların ayaklarındaki yapışkan yastıklar her adımın sonunda yapıştığı yüzeyden sıyrılmaktadır. Bu ise yavaş ve statik bir harekete yol açmaktadır.

Böceklerin sahip oldukları sistem ise çok daha dinamik bir yapı sergilemektedir.

Brainerd bu konuda şu yorumları yapmaktadır:

-Karıncaların ve arıların ayakları hayret verici şekilde kompleks yapılardır. Mikroskopla incelendiğinde, her bir ayak boğanın boynuzlarına benzeyen bir çift pençeye sahiptir, bu pençelerin arasında yerleşmiş olarak, arolium adı verilen yapışkan ayak yastıkları vardır. Böcek bir yüzeyde koştuğu zaman pençeler yüzeyi yakalamaya çalışıyorlar.

Eğer pençeler yüzeyi yakalayamazsa geri çekiliyorlar ve devreye yapışkan yastıklar giriyor. Ayak yastığı hızla açılıyor ve kanla şişiyor ve pençelerin arasından çıkarak yapışkan yastığın yüzeye yapışmasını sağlıyor.

Daha sonra sönüyor ve geri katlanıyor. Bütün bu işlem sadece saniyenin on veya yüzde biri kadar bir sürede tamamlanıyor ve böcek hızla ilerlerken, şimşek gibi her adımda tekrarlanıyor.

Ayrıca, ayak yastığı, ıslak bir kâğıt parçasının pencere camına yapışması gibi, böceklerin yumuşak yüzeylere yapışmasını sağlayan bir sıvı salgılar. Aroliumun dinamik doğası, yüzeye bağlı olarak farklı yapışkanlık seviyeleri sağlamaktadır.



Geko ayaklarındaki yapışkan yastıklar.

Dahası, araştırmacılar pençelerin hareketini kontrol eden tendonların sadece pençelerin geri çekilmesinden değil, ayak yastığını hareket ettirmekten de sorumlu olduğunu bulmuşlardır.

Bu sistem, mekanik ve hidrolik sistemlerin birleşmesiyle ortaya çıkmış mükemmel bir tasarımdır.

Robot üreticileri bu sistemi taklit ederek tıp alanında kullanılacak küçük robotların üretimi üzerinde çalışmalarını sürdürmektedirler.

Bir bakıma doğadan (her zaman olduğu gibi) pek çok şeyler öğrenmekteyiz.

Her zaman olduğu gibi doğadan çok şeyler öğrenmeye devam edeceğiz.

Çünkü doğa en büyük Alimin tecelli ettiği yerlerden sadece biridir.
 
Böceklerdeki İlginç ve Birliktelikli Davranışlar

Böcek davranışlarının en ilginç olanlarına, bu tür süper organizma kolonilerinde rastlarız. Örneğin büyük bir karınca kolonisi tek bir vücut gibi çalışabilmektedir.

Koloni içinde tam bir düzen ve disiplin hakimdir.

Karıncalar feromon adlı kimyasalları kullanarak antenleriyle haberleşirler.

Bilim adamları iki farklı tür feromon olduğunu düşünmektedirler.

Birincisi genel etkilere ikincisi ise alarm gibi anlık etkilere sahiptir.

Bir koloni diğerinden, kendine has kokusu sayesinde ayrılır.

Koloni içinde her karıncanın belirli bir görevi vardır. Dünyaya gelişlerinin ilk anlarından itibaren herkes kendi görevini eksiksiz olarak yerine getirmek için uğraşır. Görev bilgileri onlara var edilişlerinde zaten verilmiştir.

Bu üstün organizasyonun en ilginç özelliklerinden biri de karıncaların fedakâr davranışlarıdır. Tehlike veya savaş sırasında her bir karınca hiç düşünmeden canını feda etmeye hazırdır.

Yaralanan veya vücudundan parça kopan karıncalar bile geri dönüp kaçmazlar.

Bazı karıncalar birer canlı bomba haline dönüşerek asit keselerini şişirir ve düşmanın ortasında kendilerini patlatırlar.

Bu ilginç özelliklerin yanı sıra karıncaların bazıları diğer kolonilerin pupa halindeki yavrularını çalar ve onları köle olarak kullanırlar.

Yuvaların belirli bölgelerinde mantar yetiştirebilmek için tarım faaliyeti yaparlar, öz sularını içtikleri bazı böcekleri yetiştirerek hayvancılık yaparlar.

Bitkiler veya diğer hayvanlarla ortak yaşam denilen simbiyoz ilişkisine girerler.

Terzicilik yaparak yapraklardan yuva dikerler.

Arı ve termit kolonileri de kendilerine özgü davranışlar sergilerler.

Balarıları mimari becerilerini sergileyen mükemmel petekler inşa ederler.

Kimyasal haberleşmenin yanı sıra, arı dansı adı verilen bir yöntemi kullanarak iletişim kurabilirler.

Karıncalarda görülen savunma ve fedakârlık arılarda da vardır.

Böceklerin karmaşık ilişkileri sadece bu kadar türle sınırlı değildir.

Hangi böceği incelersek inceleyelim, farklı bir davranışla veya değişik bir sistemle karşılaşmak mümkündür.

Karıncalar diğer böcekleri esir alırken, bazı böcekler de koloni halinde yaşayan böcekleri veya onların kokularını taklit ederek yuvada parazit olarak yaşamaktadırlar.

Bazı böcekler diğerlerinin besinlerini çalarak yaşarlar.

Bölümler açıldıkça bu harika ve şaşırtıcı dünyalar hakkında daha geniş bilgiler vereceğiz.
 
Böcek Fosilleri Evrime Ne Diyor?

Evrim teorisi insanın evrimine odaklanmış gibidir. Bu nedenle canlılar aleminin en zengin bölümü olan böceklerle pek ilgilenmez.

Böcekler arasındaki türsel farklılklar öylesine büyük, derin ve geniştir ki en güçlü evrimci hayalleri bile bu canlıların birbirlerinden evrimleştiklerini iddia edememiş, yaşamın bu bölümünü görmezlikten bilmezlkten gelmeyi tercih etmişlerdir.

Böcekler tür ve çeşit yönünden öylesine zengindir ki evrim öngörülerine uygun olarak mikroorganizmalar ve bitkilerden sonra dünya yüzünde görünen canlılardan olması nedeniyle, daha sonra gelen canlılardan daha çok evrimleşmeleri gerekir ama evrim teorisine göre ilkeldirler.

Evrim teorisinin işine gelmediği için (diğer pek çok konular ve sorular gibi) bilmezlikten, görmezlikten geldiği, unutturmaya çalıştırdığı bir konuyu gerçeği arayan bizimde bilmezlikten görmezlikten gelmemiz beklenemez.

Böcekler konusu evrim teorisi için içinden çıkılmaz derin ve kör kuyulardır.

Yapıları arasındaki evrimsel bağlar kurulamayacak kadar derin, geniş ve büyük farklılıklarının yanı sıra nice milyon yıllardan beri değişmeden kalmış olmaları evrimi en baştan bir kez daha yıkar.

Fosil arşivleri diğerleri gibi bu canlılarında milyonlarca yıldan değişmediklerini gösteren belgelerle doludur.

= = =

Evrim teorisi başka bir alternatifi olmadığından böcekler içinde kademeli evrimleşmeyi öngörür.

Diğer bir ifade ile böceklerde diğer canlılar gibi basitten mükemmele doğru kademeli bir gelişim göstermiş olmalıdırlar.. Bu nedenle kademenin en altında basit ve ilkel bir ya da bir kaç böcek bulunmalıdır.

Evrim teorisini savunanlara göre bu ilkel böcekler yusufçuk ile hamam böceğidir.

= = =



Evrimcilerce en ilkel böceklerden biri zannedilen yusufçuk fosilleri.

Sağdaki yusufçuk fosili 250, soldaki yusufçuk larva fosileri ise 165 milyon yıllıktır.

= = =



Üç yüz yirmi milyon yılllık yusufçuk fosili günümüzde yaşayanlarla en küçük bir farklılık göstermemektedir. Bu fosil evrimi kökten yalanlamaktadır.

= = =

Fakat yapılan araştırmalar yusufçuk ve hamam böceğinin evrimcilerin öngördüğü gibi hiçte basit ve ilkel canlılar olmadıklarını göstermiştir.

Yusufçukta hamam böceği de diğer böcekler gibi mükemmel bir yaratılışa sahiptirler.

Milyonlarca tür ve çeşide ve bu türleşme ve çeşitlenmede birbirlerine karşıt yapılarına rağmen ilkel ve basit bir böcek türü yoktur.

Hepside basite indirgenemez kompleks yapıların bütünselliğinde mükemmel yaratıklardır.

Bu nedenle böcekler evrim savunucuları için hiç bir zaman yanıtını veremeyecekleri çetin bir soru olarak karşılarında durmaktadır.

Böcekleri kademeli gelişimi öngören evrim şemalarında bir yerlere sıkıştırma çabaları bu soruları daha da çetinleştirmekte ve çoğaltmaktadır.

En az 350 milyon yıl öncesine kadar varıp dayanan fosil kayıtları da böyle bir gelişimin olmadığını göstermektedir.

O dönemlerden kalan fosillerle günümüzde yaşayan örnekleri arasında hiçbir fark yoktur.

Örneğin bilinen ilk böcek fosili olan Rhyniella Praecursor Collembulan Kuyrukla sıçrayanlar takımına aittir ve erken devonian döneminden olup 396 milyon yıllıktır. Evrim teorisine göre bu böcek basit ve ilkel olmalıdır.

Fakat gerçek hiçte öyle değildir.

= = =



Kuyrukla sıçrayanlar soldan itibaren Sminthurus-Podura ve Entomobrya. Hiç de ilkel canlılara benzemiyor.

= = =

Günümüzde 3.500'den fazla türü yaşayan bu böcekler basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünselliğine mükemmel denebilecek birer örnektirler.

Kuyrukla sıçrayanlar, bu adı kuyruklarının ucunda bulunan özel bir düzenekten almaktadırlar.

Çatala benzer bu yapı normal olarak öne doğru vücudun üzerine yatar ve çatalın kaidesi başka bir organel tarafından sabitlenir.

Kaslar, bu çatalı arkaya doğru hızla itince, yere çarpar ve tehlike anında böceğin yay şeklinde uzun sıçramalar yaparak kurtulmasını sağlar. Böylece bu böcekler suyun üzerinde bile sıçrama yapabilirler.

Kuyrukla sıçrayanlar dünyanın her yerinde, kutuplarda, suyun üzerinde ve yerin derinliklerinde bile yaşamaktadırlar.

Toprak parçalanması ve humuslaşması konusunda büyük yarar sağlamaktadırlar.

Parçalama, çiğneme, emme işlerini yapan son derece kompleks bir ağız ve çene yapısına sahiptirler.

Vücut yüzeyinde pseudocel adı verilen ve tehlike sırasında vücut sıvısının dışarıya fışkırtıldığı yapılar vardır.

Diğer böceklerde gördüğümüz gelişmiş anten yapısına ek olarak postantenal adlı bir organ vardır.

Bilim adamları bu organın nem algılamaya yaradığını düşünmektedirler ve sadece bu böceğe özgüdürler.

Deri tüylerinin arasındaki hava yastıkları, sulu ortamlarda nefes almak için kullanılır. Bazı türler ise vücutlarından ışık çıkartabilirler. Çiftleşme için özel bir dans yaparlar.

Hiç bir bilimsel bulguyla desteklenmediği halde böceklerinde evrimleştiğini savunmak bunu inat ve ısrarla bilimsel bir gerçekmiş gibi ileri sürmek çok ilginçtir.
 
Evrimi Yalanlayan Böcek Fosillerinden Örneklemeler




Sol üstte ABD Kansas eyaletinde bulunan Acantherpestes major türü kırkayak fosili, yaklaşık 300 milyon yıl yaşındadır.

Sağ üstte 145 milyon yıllık bir sinek fosili. bu fosil Çin'in Liaoning bölgesinde bulunmuştur.

Alt solda günümüzde yaşayan bir kırkayak. Üç yüz milyon yıl önceki kardeşiyle en küçük bir yapısal farklılık yok.

Alt sağda günümüzde yaşayan bir sinek. 145 milyon seneden beri yapısal bir değişikliğe uğramamış.

Öyleyse evrime oldu?


= = =



Hamam böceği evrimcilerce en ilkel böcek zannedilirse de gerçek böyle değildir. Hamamböceği de diğer böcekler gibi mükemmel bir yapıya, kendine özel pek çok yaşam avantajlarına sahiptir.

Solda elli milyon yıllık bir hamamböceği fosili, sağda ise günümüzde yaşayan bir hamamböceği görülüyor. Aralarında herhangi bir fark göremedik.

 
Bilimin Işığında Böcekler


Evrim savunucularını içinden çıkılmaz bir duruma sokan şey, en ilkel ve en basit olarak adlandırılan böceklerin bile mükemmel tasarımlara, son derece gelişmiş organlara ve mekanizmalara sahip olmaklarıdır.

Evrim teorisinde böceklerin kökeni konusu büyük bir problem haline gelmiştir.

Böcek fosilleri incelendiğinde bu canlıların Devonyan ve Üst Karbon adı verilen dönemlerde aniden, bugünkü halleriyle ortaya çıktıkları görülmektedir.

Evrim teorisinin temel inancına göre bütün böceklerin atası olması gereken ilkel böcek ise ortada yoktur. Yani böcekler daha basit bir canlının evrimleşmesiyle ortaya çıkmamışlardır.

Verdiğimiz örneklerdeki gibi tüm böcekler 350-400 milyon yıl önceden başlayarak çeşitli süreçlerde fakat şimdiki formlarında, aynı kompleks organlara sahip olarak aniden ortaya çıkmışlardır.

Böceklerin hiç değişmeden günümüze kadar gelmiş olmaları onların hiç evrim geçirmediklerinin açık delilleridir. Bu delillerde inkar edlemeyecek kadar çoktur.

Bilinen 1.087 böcek ailesinin %69'unun fosili bulunmuştur.

Bu fosilleşmiş böcekler bugün de aynı özelliklere sahiptirler. Bu bilimsel gerçekte evrim teorisini tamamen çürütür.

Evrim teorisinin ikinci büyük sorunu ise böceklerin tür ve çeşit çokluğu, aralarındaki evrimsel mekanizmalarla aşılması mümkün olmayan yapı farklılıklarıdır.

Evrim senaryolarına göre tek bir atadan evrimleşmiş olan böceklerin belirli bir sayısı olmalıdır. Ancak bugün böcek türlerinin 30 milyonu aştığı tahmin edilmektedir.

Böcek nüfusu ise bu tahminlere göre katrilyonları aşmaktadır.

Bir canlının bu kadar çok çeşitliliğe ve tür sayısı kadar farklı özelliklere sahip olması, evrim için diğer pek çok cevapsız sorulardan sadece bir tanesidir.

Böceklerin en erken görüldükleri beş yüz milyon yılın kabul edilen evrim hızıyla böylesine bir tür çeşitliliğinin ortaya çıkmasına yetmeyeceği açıktır. (Evrimin hızı bölümüne bakınız)

Evrim sürecinin meydana gelebilmesi için ne bu kadar çeşitliliği sağlayacak mutasyon ne de yeterli vakit vardır.

California Berkeley Üniversitesi'nden Profesör R. W. Merrit ve K. W. Cummins Kuzey Amerika'daki Su Böcekleri Konusuna Giriş adlı kitapta şu yorumu yapmaktadırlar:

-Fosil kayıtları hakkındaki yorumlar büyük bir dikkatle yapılmalıdır. Mesela, böceklerin kara/su kökenini açıklamak için kullanılan fosillerin kısa süre önce, kesinlikle ilkel böcekler olmadıkları, deniz kabuklularının fosilleşmiş parçaları olduğu ortaya çıktı.

Berkeley ve Oxford Üniversitelerinde yaptıkları araştırmalarla tanınan H. V. Daly ve J. T. Doyen'in yorumları da bu gerçeği ortaya koymaktadır:

-Ne yazık ki böceklerin kökenine rehberlik edecek hayati aşamaların kanıtları henüz fosil kayıtlarında bulunamamıştır...

Kanatlar böceklerin başarısına, diğer organlardan çok daha fazla katkıda bulunmuştur, ama kanatların tarihsel kökeni halen geniş çapta bir sır olarak kalmaktadır.

Pensilvanya döneminden kalan ilk böcek fosilleri zaten kanatlıdır...

Bu yüzden kanada dönüşen vücut bölümleri, evrim aşamaları, ve kanat oluşumunu sağlayan ekolojik koşullar kuşkuludur.


Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nden Ward Wheeler da, uzun süren çalışmalarının ardından Nature dergisinde yayınlanan makalesinde delil eksikliğini vurguluyor ve çalışmaların istenilen sonucu vermediğini belirtiyor:

-Doğru cevabı verdiğinden asla emin olamazsın, çünkü her grubun kökeni zamanın sisi içinde kaybolmuştur.

Bir diğer büyük problem ise böceklerin mükemmel tasarımlara sahip olmalarıdır. Kanat, kimyasal haberleşme, sosyal örgütlenme, mimarlık gibi son derece gelişmiş becerileri doğada hiç olmayan faydalı mutasyon veya kademeli evrim gibi oluştukları varsayılan evrim mekanizmalarıyla açıklamak mümkün değildir.

Bilimin ortaya koyduğu bu gerçek ise tersinim teorisinin tüm canlılar gibi böceklerinde; gerektiği zamanlarda, gerektiği yerlerde ve yeterli sayılarda mükemmel olarak var edildiği varsayımını doğrular.
 
Geri