Bize ne oldu?

Konu sahibi son olarak 3565 gün önce görüldü
Kuranı okuyoruz anlamıyoruz. Birileri bize Kuran anlaşılmaz diyor, onlara itibar ediyoruz. Dini anlayanlardan öğreniyoruz. Her birimize farklı kanallardan din öğretildiği için, öğrendiklerimiz bir birini tutmuyor. Bu sefer seninki doğru, benimki doğru kavgasına giriyoruz. Bizim öğrendiğimiz öğretilerin içinde; her şeyi bilen, haşa Allah ile görüşebilen, Hz peygamberi hem uyanıkken hem de rüyasında gören, bilgilerini ondan alan, masum, hata işlemeyen, yanılmayan, şefaat yetkisi olan, keramet sahibi, Kutsal kişilikler mevcut. Sonuç itibariyle; kişiler kime inanıyor, hangi gurup fikirlerinden besleniyorsa, Kuranı ve dini o grubun daha iyi anladığı hükmüne varıyor. Diğer farklı izahları toptan reddederek Kuran’ı herkesin anlayamayacağı fikrinde de sabitleniyor. Ona göre, dini en iyi anlayan “ Her yüz yılda gelen mürşit “ üstat ya da mehdilik makamında oturan kişi, bağlı olduğu kişi!. Onların yolu en doğru yoldur. Her grubun iddiası bu!. Orada bulunanlar buna inandırılıyor, Bulundukları yerde öyle gizemli şeyler söyleniyor ki; Orada olunması, Allah ın bir lütfu, ve nasip’li olunmasından!. Diğerleri acınacak durumda. Bu iddialarda bulunanlar sünni ise; sade kendilerinin ehli sünnet vel cemaat, şii ise; tek ehlibeyt mektebi kendilerinin olduğuna inandırılıyor..
Evet dostlar. Hakikat tek iken, iddia çok. Hiç kimse bu gizemlerin ardına saklanmasın. Biraz akıl etsin. Akıl ederseniz size mutezile derler. Akıl etmek ile akılcılığı ayırt edemedikleri için. Ya da işlerine öyle geldiği için!.
Nasıl oluyor da rüyalarda gezen Hz peygamber, her bir şeyhe ayrı ayrı şekilde görünüp farklı öğretiler söylüyor?!.
Diğerlerinin gördüğü acaba şeytan mı..!? Oysa şeytan peygamber suretinde rüyalar girmez deniyor. Kuran kendisi için “En doğruyu söyleyen Kuran” dır demesine rağmen Kuran’a farklı şeyler söyletiliyor. Ha, birde Kuran ın bir zahiri bir de batıni anlatımı var deniyor. Kuran’ın batıni yönünü bildiğini iddia edenlerde, batını yönle ilgili bir birinden farklı şeyler söylüyor. Bunu nereye koyacağız. O hale getirdiler ki bu tacirler. İslam; içinden çıkılmaz bir labirent!..... çık çıkabilirsen!.....
Bu tür sorulara kafasını yormak istemeyenler bir yere kapağı atıp orada kalıyor. Oranın militanı oluyor. Bal kavanozunu dışına bakanlar onun tadını bilmez diyor! Zira kendisi artık içinden yalamaya başlamış! Yani, oranın körü körüne savunucusu. Farklı söylemleri dinlemiyor, dinlese de reddediyor.
Kafasını yoranların bir kısmı da böyle din mi olur? Deyip dinden soğuyor kendi dünyasını yaşıyor.
Diğer bir kısım ise; Allah bana akıl vermişse, düşünmeyi emretmişse, düşünmez, araştırmaz doğruyu bulmaya çalışmazsam bunun bir sorumluluğu var. Deyip doğruyu araştırıyor. Nerden başlayacağını da iyi biliyor. Çünkü inandığı Allah “Kuran’ı biz indirdik onu biz koruyacağız” demiştir. Pekiyi bunu kim gibi anlayacağız? Sorusuna kendim gibi. Demesini de biliyor. Başkasının yanlışları, kendisinin doğrusu olursa o hesaptan, kurtuluşunda olmadığını biliyor.
Bunları nerden biliyorsunuz? Derseniz, kendimden biliyorum. Evet dostlar dinini öğrenmek isteyen bir kardeşiniz olarak ülkemizdeki meşhur tüm grupların içine girdim bal kavanozunu içinden yalayayım diye! Her birinin bir tarafında zehir gördüm. İfrat gördüm tefrit gördüm. Bazı gruplarda Allah ın artık yeryüzünde o grup şeyhinin suretinde insanlara göründüğünü öğrendim. Grup liderlerine rüya ile, ya da ilham la Hz Peygamberden stratejiler öğrettiğini duydum. Bazılarının yazdıkları kitabı Hz peygamberin dikte ettirdiğini söylediler. Bazı tarikatlarda olmanın, peşinen cennetlik olduğunu inandırdılar. Bazı üstatların son nefeste hırsız şeytandan imanı kurtaracağını fısıldadılar. Oysa, şeyhlere, masum imamlara değil de, Allah resulüne inen Kuran, onların bu konulardaki iddiaların bir bir yalanlıyor. O tür düşünceleri şirk sayıyordu. Ben kimin yanında olmalıydım? . Kuran’ın yanında mı, kavanozcuların yanında mı? Kırk yıldan beri bu yolculuğun içindeyim. Size hikayemi değil, buralara nasıl geldik? Onu anlatmaya çalışayım. Lütfen peşin hükümlü olmayın. Kimsenin borazancısı değilim. Kimseye çağırmıyorum. Yanız Kuran’a. Yorumlarınızı, sorularınız bekliyorum. Saygılar. Odabaşoğlu
.
 
Güzel bir yazı olmuş ben de değineyim bir yerlere. Hep eskiden diyoruz, eskiden her şey güzeldi. İnsanlar güzeldi, anlayış güzeldi, ahlak güzeldi güzeldi de güzeldi yani. Hayat ve teknoloji geliştikçe biz veya bizden başkaları hep kötü şeylere yönelmeye başladık. Kur'an-ı Kerim ilk ayeti "oku" ile başlarken biz kolaya kaçarak okudan ziyade anlatan biri olsada mantığımıza yatarsa tamam der geçeriz olayına büründük. Bu gün dünyada Müslüman topluluklarına baktığımızda farklılıklar gösteriyor. Sizinde dediğiniz gibi dünyayı geçtim Türkiye'de ki cemeaat topluluklarına baktığımızda tek din olan İslam farklı farklı kılıklara bürünüp onümüze servis ediliyor. Bana göre bunun en bariz sebebi kolaya kaçmamızdan. 28 yaşındayım ve ben de bir çok cemeatin içine girip gözlem yaptım. Bir zamanlar arayışta olmamdan ötürürüydü.

Bir tarafta Müslüman'lık iyiyi emreder kötüden sakınmamızı ister derken diğer taraftan Müslümanlık kafa kesmek inanmayanı katletmek olarak sergileniyor. Hal böyle olunca işine gelenler Müslümanlığı kafa kesmek olarak gösterip tüm Müslümanlara çamur atarken, bir taraftan Müslümanlık iylik yapmaktır yardıma muhtaç olana hizmet etmektir diyerek vazifelerini yerine getiriyor. Şimdi insanlar olarak hangi Müslümanlığa inanmamız lazım? Çevreye baktığımızda inanmayanlar yada şüphe edenler direk olarak kafa kesme örneğini gösteriyor iyi tarafını görmüyor çünkü işine gelen taraf o. Hal böyle olunca bir topluluğa maal ediliyor yapılan kötülükler. Bayburt'lu biri kötülük yaptığında tüm Bayburtluları suçlamak kadar abeste iştigal bir olay bu (Bayburt örneği gelişi güzel verilmiştir).

Diğer taraftan inanlar ve inanmayanlar olarak iki taraflı çatışmada mevcut. İnanmayan biri inanan birine atıfta bulunurken, inanan biri de inanmayana ithamda bulunabiliyor. Bu da yanlış bana göre. Biz inanlar olarak en büyük vazifelerimizden bir tanesi inanmayan birine İslam'ı anlatmak. Çünkü bize emredilen bu ama bu demek değildir ki; "sen inanmıyorsun ateşlerde yanacaksın mundar olacaksın". Bu yönde lanse eden insanlar mevcut. Bir de bunu güzel yoldan anlatıp asıl olan onu İslam'a davet ederek iyiliğini düşünmesi. İnanmayan biride kalkıp inanan birini suçlar derecesinde veyahut aşşağılayarak onun değerlerine yargıda bulunabiliyor. Bunun tam terside var "ben inanmıyorum inana da karışmıyorum saygım var" diyen insanlar gibi.

Biz benliğimizi kaybettik. Dün yerde yatan birine yardıma koşmak için çaba sarf ederken, bu gün "aman bana da bir şey olur, bir sürü şeyle uğraşmak zorunda kalırım" diyerek yanından geçip gidebiliyoruz. Dün yolda gördüğümüz aç biriyle ekmeğimizi paylaşırken, bu gün bu zaten bana yetmiyor diyerek bir parça ekmeği zor görebiliyoruz. Bunlar mecazı örneklemeler tabiki. Ana teması benliğimiz ve benciliiğimizin içinde o kadar çok kaybolduk ki başkalarını düşünemez hale geldik. Ben merkezli yaşayarak hayattan kendimizi soyutladık, dışarıyı görmez hale gelip dışarıdakinin halini anlamaz olduk. Böyle yaparak her olgunun uç noktasına ulaşmaya başladık.

Bir de internet alemimiz var. Dışarıda olduğumuz kişiliğin tamamen farklı bir ikizini yarattık ve onu yansıtmaya başladık. Facebook'ta Twitter'da gördüğümüz şeylere üzüldük, altarına satırlarca yazılar yazarak bunu belli ettik ama sekmeyi değiştirdiğimizde anında unuttuk. Binlerde yardım kampanyaları başlatıp altlarına kafa patlattık ama bunu fiile dökmeyi beceremedik. Bu gün dışarıdaki a karakterimiz ve internetteki b karaketrimizin çatışmasına kapılıp ortada sıkışıp kaldık. Bir şeyi okuyup anlamaktan ziyade muhalefet olmak daha cezbedici geldi ve karşımızdakini anlamaktan aciz bir hale geldik. Tıpkı bu yazıyı sonuna kadar okumadan ön yargılarıyla cevap yazacaklar gibi.


Uzun yazımın özeti şu ki; biz kendimizden başkasını düşünemez hale geldik. Kendi benliğimizi beğenmeyip olmayan benlikler yaratarak olduğumuz kişiyi kaybettik. Açın halinden anlayamaz olduk ki haklarında yargılarda bulunduk. Yardıma muhtaç olana yüz çevirdik ve kalplerimiz katran karasına dönüştü. Ayrımcalıklar hep daha ateşli ve popüler gelmeye başladı. Karşıdakine sen böylesin ben böyleyim diyerek ateşe benzin dökerek koşuyoruz. Bu böyle devam eder mi? Evet bu böyle devam edecek malesef. Ne zaman ki aç kalacağız, ne zamanki muhtaç olacağız o zaman anlayacağız.
 

Sevgili dost,

Yukardaki cümlelerinize katılıyorum. Ne düşünürsek düşünelim, neye inanıyorsak inanalım sonuçta insanız bunu kaybetmemiz lazım. Benin amacım bu kadar bölünmüşlüğe, bir bölünme olsun diye değil. Allah kelamında "Müminler Kardeştir" demektedir. Bunun ötesinde bir kardeşlik olmamalı. Akideyi düzeltmemiz gerekir. Bunun da tek yolu tekfircilik değil, birilerinin ağzıyla tanıma değil, egoya göre tanıma değil, Allah ın bak dediği yerden bakabilmek. Amacım bu. İnsan; insan olabilmek için en iyi bildiği bir şeyi insanlık adına yapma gayretini gösterebilmeli. Böyle gelmiş böyle gider demek sorumluluktan kurtarır mı bizi?
 
Geri