Biz mi zamanı yönetiyoruz yoksa zaman mı bizi yönetiyor?

Konu sahibi son olarak 1073 gün önce görüldü
Hep bir yerlere yetişme çabamız niye? Zamanı yetiştiremeyişimiz hep acele edişimiz ya da her şeyi rafa kaldırıp bomboş geçirişimiz saatleri?

Zaman bildiği gibi akıp gidiyor kendi işleyişi içerisinde. Ne kadar uyumluyuz? Her şeyin bir zamanı mı var gerçekten? Kim karar veriyor peki buna? Siz mi zaman mı ?

Hep iki seçenek vardır aslında. Sadece zaman için değil. Kendini yönetmeyi bilmezsen birileri, bir şeyler illaki yönetir seni.

Uyan uyan da zaman daha fazla geçmeden al eline o ipleri!
 
zamanın bizimle bir derdi olduğunu düşünmüyorum, o kendi halinde akıp gidiyo. sanki bizim zamanla bir derdimiz varmış, biz kendimizi yönetemiyormuşuz da suçu zaman atmaya çalışıyormuşuz gibi. rezilliğe bak ya.
 
Son düzenleme:
Zaman yanılgıdan ibarettir; bununla birlikte "ömür" adı verilen ve Müslümanlar için, faydalı, iyi işler yapılarak geçirilmesi emredilen bir süre vardır.
Zamanın illüzyon oluşuna en sağlam delili Kur'an, Ashab-ı Kehf kıssasıyla önümüze sermiş:

18:9 - Yoksa sen Ashab-ı Kehf'i ve Rakim'i (isimlerinin yazılı bulunduğu taş kitabeyi) şaşılacak âyetlerimizden mi sandın?
18:10 - O gençler mağaraya sığınınca şöyle dediler: "Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla."
18:11 -Bunun üzerine biz de kulaklarını tıkayarak mağarada onları yıllarca uyuttuk.
18:12 -Sonra da iki gruptan hangisinin, onların mağarada kaldıkları süreyi daha iyi hesapladığını anlamak için, onları tekrar uyandırdık.
18:13 -Biz sana onların kıssalarını gerçek olarak anlatacağız. Hakikaten onlar, Rablerine iman eden birkaç genç idi. Biz de onların hidayetlerini artırdık.
18:14 -(Oranın hükümdarı karşısında) ayağa kalkarak dediler ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O'ndan başkasına ilâh deyip tapmayız, yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz.
18:15 -Şu bizim kavmimiz, Allah'tan başka ilâh edindiler. Onların ilâh olduğuna dair açık bir delil getirselerdi ya! Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?
18:16 -(İçlerinden biri şöyle demişti:) "Mademki siz, onlardan ve Allah'tan başka taptıkları putlardan ayrıldınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz rahmetinden size genişlik versin ve işinizi rast getirip kolaylaştırsın."
18:17 -Ey Muhammed! Baksaydın güneşin doğduğu zaman mağaranın sağ tarafına yöneldiğini, batarken de sol taraftan onları makaslayıp geçtiğini görürdün. Onlar, mağaranın geniş bir yerinde idiler. İşte bu Allah'ın mucizelerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır; kimi de hidayetten mahrum ederse, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.
18:18 -Bir de onları mağarada görseydin uyanık sanırdın. Halbuki onlar uykudadırlar. Biz onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de girişte ön ayaklarını ileri doğru uzatmıştı. Eğer onları görseydin, arkana bakmadan kaçardın ve için korku ile dolardı.
18:19 -Onları bir mucize olarak uyuttuğumuz gibi, birbirlerine sorsunlar diye kendilerini uyandırdık da içlerinden bir sözcü şöyle dedi: "Ne kadar durup kaldınız?" (Kimi) "Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık" dediler. (Kimi de) şöyle dediler: "Ne kadar durduğunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi, bu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise, ondan size azık getirsin. Hem çok dikkatli davransın ve sizi kimseye sezdirmesin."
18:20 -"Çünkü şehir halkı, sizi ellerine geçirirlerse muhakkak sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki, o zaman siz dünyada da ahirette de asla kurtuluşa eremezsiniz."
18:21 -Böylece insanları onlardan haberdar kıldık ki, öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu ve kıyamet gününden şüphe edilemeyeceğini bildirmek için, öylece şehir halkına buldurduk. Onları mağarada bulanlar, aralarında durumlarını tartışıyorlardı. Dediler ki: "Üstlerine bir bina (kilise) yapın. Bununla beraber Rableri, onları daha iyi bilir." Sözlerinde üstün gelen müminler: "Üzerlerine muhakkak bir mescid yapacağız." dediler.
18:22 -Ashab-ı Kehf'in sayılarında ihtilaf edenlerden bazıları: Onlar, üç kişidir, dördüncüleri köpekleridir" diyecekler. Diğer bazıları da "Onlar, beş kişidir, altıncıları köpekleridir " diyecekler. Her ikisi de bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. (kimileri de:) "Onlar, yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir" derler. De ki: "Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir." Onları ancak pek azı bilir, Bu sebeple onlar hakkında bu bildirilenler dışında bir münakaşaya girişme ve bunlar hakkında hiç kimseye de bir şey sorma!
18:23 -Hiçbir şey için, Allah'ın dilemesi dışında: "Ben yarın onu yapacağım deme"
18:24 -Ancak Allah dilerse (yapacağım de). Ve unuttuğun vakit Allah'ı an ve "Umarım Rabbim beni, doğruya daha yakın olana eriştirir." de.
18:25 -Onlar, mağaralarında üç yüz yıl kadar kaldılar ve dokuz yıl da buna ilave etmişlerdir.
18:26 -De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir." Göklerin ve yerin gaybı O'na aittir. O ne güzel görendir! O ne mükemmel işitendir! Onların, O'ndan başka bir yardımcısı yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez
.

Başka bir örnek de Mü'minûn Suresinden:

112 Allah, "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar.
113 "Bir gün veya günün bir bölümü kadar kaldık; işte, saymakla görevli olanlara sor" derler.
114 Allah buyurur: "Pek kısa bir süre kaldınız; keşke bunu (dünyada iken) bilmiş olsaydınız!"


Kur'an'da "mühlet" mefhumu vardır, bu kelime "bekleme süresi" anlamına gelir, "mehil" kelimesinden türemiştir. Mehil de "ertelemek" anlamına gelir. Burası, yani dünya; ahirete gidişin ertelendiği, yavaştan alındığı bir yer. Aslında "kabir hayatı" olarak tasvir edilen yer de dünya; dünyanın nasıl bir mekan olduğunu tam olarak idrak edemeyenler için kabir hayatı örneği verilmiş zira orada da bekletiliyoruz (bu benim yorumum).
 
zaman zaman değişiyor, yöneten sürekli yer değiştiriyor bizde.: )
 
zamanın bizimle bir derdi olduğunu düşünmüyorum, o kendi halinde akıp gidiyo. sanki bizim zamanla bir derdimiz varmış, biz kendimizi yönetemiyormuşuz da suçu zaman atmaya çalışıyormuşuz gibi. rezilliğe bak ya.

Rezillik olarak algıladığınız şey tamamen sizin yorumunuz. Zamanı doğru kullanamamak genel bir sorun. Bir şeylerin farkında olup zamanı değerlendirin şeklindeki bir tavsiyenin size rezilce gelmesi tuhaf gerçekten.
 
Rezillik olarak algıladığınız şey tamamen sizin yorumunuz. Zamanı doğru kullanamamak genel bir sorun. Bir şeylerin farkında olup zamanı değerlendirin şeklindeki bir tavsiyenin size rezilce gelmesi tuhaf gerçekten.

aksini iddia etmiyorum ki, evet benim yorumum. anlamadığım nokta sizin neden bundan rahatsız olduğunuz, çünkü bu daha tuhaf. postu tekrar okursanız sizin tavsiyenizle değil, durumla alakalı bir gönderme olduğunu anlarsınız diye umuyorum.
 
Son düzenleme:
aksini iddia etmiyorum ki, evet benim yorumum. anlamadığım nokta sizin neden bundan rahatsız olduğunuz, çünkü bu daha tuhaf. postu tekrar okursanız sizin tavsiyenizle değil, durumla alakalı bir gönderme olduğunu anlarsınız diye umuyorum.

Kusura bakmayın beyefendi ben yorumuma karşılık verilmiş bir tepki olarak algılamıştım.
 
O felsefe, en sevdiğim. Zaman burada "horoz" oluyor ve o işini yapıp geçiyor. (Ulan binlerce yıldır cevap bulunamayan soruya da böyle kısa ve net (bence) bi' cevap yazmak da ne bileyim biraz narsistce ya)
 
Zaman denilen kavram, insani ihtiyaçlarımızı listelediğimiz defter yaprağıdır. Algımız bu kavramın dışına çıkabilecek derecede gelişmediğinden çaresizlikle buna zaman ismini verip gelişimimizi bu kavramın sınırlarının akışına bırakmışız. Haliyle zamanı yönetebilmek gibi bir yetiye sahip değiliz, ancak zamana göre tercih ve mecburiyetlerimizi programlayabiliriz.
Şu yorumumun başında ki ilk kelimeyi yazan Histanbul ile son cümle arasında ki Histanbullar zamanın neresindeler mesela? Yoksa aslında her şey yaşandı yaşanıyor ve yaşanacak mı? Ve biz zaman denilen ilüzyonun içinde ki tavşanlar mıyız? Ne zaman düşünsem hiç oluyorum şu kavram karşısında. Nereden baktım bu konuya :)
 
Zaman bizim algımızda var ve tamamen yanılgıdır. Einstein da bu durumu "Sevgilinin yanında zaman çok çabuk geçer fakat kızgın fırında, bir saniye bile çok uzun algılanır." şeklinde ifade etmiştir.

İnsan, olmayan geleceği planlamakla zaten ilk baştan kaybediyor çünkü yarının bile garantisi yokken, planlı yaşamak ya da hedefler belirlemek adına birçok şeyi erteleyerek yaşamaktayız. Ya o zaman hiç gelmez ve çok geç kalmış olursak ne olacak peki? En güzeli çok fazla gelecek hayallerine dalmamak ve anı doğru yaşamaktır çünkü bugünü iyi yaşarsan geleceğin de ona göre şekillenecektir, tabii olağanüstü bir durum ya da hesaplamadığın bir şey karşına çıkmazsa.:)
 
Geri