Biz Her 17 Ağustosta Bir Kere Daha Ölürüz !!!

Konu sahibi son olarak 989 gün önce görüldü
Yine herşeyi eleştiriyor,
Yine her şeyi düşünüyor,
Yine konudan konuya geçip sotelerde şarkılar söylüyor,
şarkıları tezahüratlara çevirip SAKARYASPORUMUZ için besteliyorduk...

Çoğumuz ne olduğunu, ne zaman geleceğini bilmdiğimiz buhranlar geçiriyorduk.
Sağlıklı birer birey olarak duruyor fakat yaralıydık.

Bir şehrin göbeğinde,
Sakaryanın Merkezinde,
Çark Caddesi patentliydik...

Hepimiz yıkık bir kentin göbeğinde,
Sokağında hiç bar olmamasına rağmen '' Barlar Sokağı '' olarak bilinen , Ambarlı Sokak' ta depremden sonra ahşap bir kahve olarak hizmetimize sunulan, '' Yakamoz Kahvesinin '' arkasında.

Burada hiç bitmedi depremler,
ve bizde artık sokak çocuğuyduk.
ve Alkol başka içiliyordu sotelerde...

Hergün yürüdüğümüz sokakları depremden sonra bulamıyor ve bizi neyin beklediğini bilmez bir halde şehrin nöbetini tutuyorduk...

Bazı akşamlar neşemizden söylemediğimiz şarkılar kalmaz, bazı akşamlar ise efkar bile lanet okurdu sessizliğimize...

Atkıları gözümüze kadar çeker, Şişelerimizle hayallere dalar, sevgimizi çalan tabiata küserdik.
Ustası olmuştuk birbirimizin, gözlerimizden ruh halimizi anlar ve hiç konuşmadan sotemizdeki yerimizi alırdık.
Bir şehrin göbeğinde, sokak ortasında anılarımızla kala kalmıştık...

Bazı akşamlar o kadar çok oluyorduk ki ; Üçerli beşerli gruplar halinde alıyorduk sotelerdeki yerlerimizi.
Şarkılarımızı bile ağır makamlarda söylüyorduk zamanı kazanmak için, Lakin bizi yarın , Hiç bir şey beklemiyordu.
Gitmiyorduk, kaçmıyorduk.
Doğayla inatlaşıyorduk...
Artçı depremler tribün arkadaşımız olmuştu.

YEŞİL SİYAH çekiyorduk...

Çevre illerden yardıma gelen insanlar için,
İnsanlık için içiyorduk bir akşam,
Bir akşam ise sigaraları iki katı fazlasıyla satan büfeciyi öldürmediğimiz için...

Hiçbirşey geri gelmiyordu,
Orada şu vardı,
O binanın altında şu dükkan,
Aa O adammı ? ÖLDÜ !
Onlar Antalyayamı göçtüler,
Gittiler... de gittiler,,,

Ve hepimize yavaş yavaş geldiler,,,

Mahallenin en eski müstakil evleri sağlam kalmıştı.
Onlar da bu değişimde bizi yalnız bırakmadılar,
Sotemize ve gönlümüze mezeler gönderdiler.
Karanlığa alışmıştı gözlerimiz ama çok bedava kapak kaybettik zifiri karanlıklarda...

Çok özlüyorduk ; şehrimizin mahallemizin sokaklarını. Dayanılmaz oluyordu acısı...

'' SAKARYASPORUMUZ '' da ligden çekilmişti
Nefes almak daha bir zorlaşmıştı bizim için...

Bıkmadan deprem,
Bıkmadan eskiler,
Bıkmadan şarkılar,
ve sokakta
Sotede geçen deprem günlerimiz...

... En nihayetinde maç hastalığı bizi genç takımımızın peşine sürüklemişti.
ve orada keşfetmiştik '' TUNCAYIMIZI '' ( TUNCAY ŞANLI )
Depreme inat koşuyordu
gözü görmüyordu ve freni patlamıştı...

Geceleri boş stadımıza gizlice girip OLEY çekiyor ve o tribünden o tribüne koşuyorduk.
Çadırlar evimizdi ve zeminle ve toprakla kucak kucağa yaşıyorduk...

Atatürk Evinin karşısında depreme yakalanan şimdilerde abisinin cezasını yatan DELİ BURAĞIN evinde sabahladığımızda çok olmuştu.
Her taraf enkazdı ve yakacak sorunumuz da yoktu...
Ev lisenin tam karşısında olduğu için, sabahları çocuklara konuşma yapan müdürün borazan sesiyle, küfür kafir kalkıyorduk...

Elinde kağıtlarla ölen,
Yakasına gül yerine haşhaş yaprağı takan abilerimizi özlüyorduk
Eski halimizi ve biz kendimizi geri istiyorduk...

Askerimizi bile sote mekanlarda içirip uğurluyorduk,
Her taraf inşaat
Her taraf prefabrik
Her taraf çadır
ve her taraf BİZ...

Mahallemizin DELİ MUSA abisi bir akşam çadırları yakmaya kalkıyor ve onun durumunu polislere anlatana kadar biz deliriyorduk.
Deli Musa abimiz ki 1980 lerde SAKARYASPORMUZUN maçında, mahallenin kurnaz abileri tarafından, anlaşmalı olarak : Hadi iyisin MUSA sende oynayacaksın denilerek saha kenarına yollanır.
Musa abimizde ne zaman gircem be oğlum diye koşar durur...

Orta hasarlı,,,
Ağır hasarlı,,,
Göz boyamalı boyalı...
ELVEDA SAKARYA yazılı binaların arasında büyür bir gençlik !
Bir ovanın üzerine kurulmuş ADAPAZARI...
Seni kim nerenden tutup kaldırsın, neyini nası anlatsın ki...

Kız Kadir de dayanamadı bir gece ;
Ah be dede !
Millet boğazları parsellemiş , en güzel yerleri almış, siz de gele gele ovaya gelmişsiniz diyerek sitem etti...

Otuzar senelik periyotlarla misafir ettiğimiz deprem, kuşkusuz yine gelecek, üçü dördü çekilen korku filmleri gibi !
'' Deprem öldürmez, bina öldürür ''
Bu söz doğru ise yine öleceğiz bir otuz sene sonra...
Bir şehrin yarı deli insanlarımı, unutmayacağız
Sote akşamları unutmayacağız...
Gördüğümüz muameleyi!...

Sana besteler yaptık koca şehir ;

Bazıları çadırlarda,
Bazıları sokaklarda,
Bazıları barakada,
Yaşıyoruz SAKARYADA...
Alayına isyan olsun,
Sakaryama yemin olsun,
Bu şehirde ölüm olsa,
Kaçanlarda NAMERT olsun...

Bu şehri tribünden seven insanlar, sana hep maraton tribününden kuş bakışı baktılar.
Her yer sote,
Her yer şişe
Sen en çok ölen,,,
Sen en çok darbe yiyen,,,
En çok yıkılan,
En az ilgi gören akreplerin şehri,
Okeyde hep sahte okey,
Tribünde hep açık oldun,

Şeytan soteyi görürmü görmezmi bilinmez ama . '' Bu yürek senden gelecek daha büyük bir acıyı kaldıramaz ''

... ve Siz,

Sakaryasporumuzu çalmaya kalkan insanlar,
Siz ideolojinizle, Bir yüreğimizle !
Siz paranızla, Biz sesimizle !
Siz villanızla, Biz sotemizle!

Bir şehir yıkılır yenisi kurulur ama, bu kırılan gönül yol vermez artık kara cahile.
Çekin kirli ellerinizi !
Bizi hayallerimizle baş başa bırakın...
Biz,,,
Yeşilin de,
Siyahında,
Anlamını biliriz...
Siz çadırda sevemezsiniz,,,

Ne patatesimiz kaldı ne kabağımız !
Naylon fatura gibi bir şehir yaptınız,
Başarısızlıklar ve kara bulutlar adresiniz olmuş !

Düzce de, Bolu da, İzmit te, DEPREMİN yıldönümleri meşalelerle anılırken
SAKARYADA sokağa çıkma yasağı koyanlar...
Hiç hayra alamet değil bu sessizlik,,,

,,, ve Biz
Sote akşamcıları !
Boşuna TATANGA koymadık ismimizi...

Bugün Adapazarında Ambarlı Sokakta Yakamoz kahvesi yok artık.
Soran olursa Turgay abi ve Okan abilerle Sahaf Kahvehanesinde hayatımız devam ediyor...

SEVGİLER...

BÜYÜMESİN TATANGALAR YÜREĞİMİZ KADAR
bÜYÜSÜN YÜREĞİMİZ TATANGALAR KADAR...
 
Bizim babalarımız Sakarya da doğmuş ve SAKARYASPOR u tutmuşlar ve terk etmemişler bu kenti.

Bizler Sakarya da doğduk ve SAKARYASPOR u tutuyoruz ve terk etmedik etmiyoruz bu kenti.

Bizlerin ilerde bir erkek çocuğu olursa, Onlar da Sakarya da doğacak ve SAKARYASPOR u tutacaklar ve onlar da tıpkı bizler ve dedeleri gibi bu kenti terk etmeyecekler...
 
[YOUTUBE]J1kLIBi2X1A[/YOUTUBE]
 
Yan yana yürümeyelim diye dar yapılmıştı kaldırımlar. Ve yine yan yana yürümeyelim diye dar kafalıydı insanlar. Ve sırf dardı diye kafalar düşünmeyi bırakıp sevmeyi denedik. Sarılmak yakar bizi deyip aşkı hep uzaktan sevdik.
 
İnananlar asla kaybetmez !
 
Bir başka sevdim ben seni, işte o sebepten ötürü bir başkasını sevemedim...
 
Bir nefes ki AŞK sana benzer...
 
Yetiş namazım kılmaya kılmaya, seni seven öldü gel gel...
 
[YOUTUBE]SBgjYMq8YJw[/YOUTUBE]
 
Bir yerlerde karşıma çıkma diye kalabalık bu şehir.
 
Yeri gelmiş acıya da gülmüşsem, sana olan sevdamdandır bilesin...
 
Alışmaya çalışmak diye birşey yok, alışmam gerek
 
Bir çift göze köle ettik ömrümüzü, söyletmediler son sözümüzü
 
13 yıl önce bugün canlarımı aldın benden. Bugün içimden yaşamak gelmiyor...
 
Ey 17 Ağustos 1999 dilimdeki bütün küfürler sitemim kızgınlığım kırgınlığım hepsi sanadır...

Ey Allah' ın belası kara gün...

Umutlarımızı, hayallerimizi, çocukluğumuzu, gençliğimizi, geçmişimizi ve geleceğimizi ve hepsinden önemlisi canlarımızı canımızdan söke söke kanata kanata alan ey 17 ağustos...

Çocukları gözü yaşlı ve boynu bükük bırakan. Anneleri evladım diye feryad ettiren, babaları içine içine ağlatan 17 ağustos...

Hayatımızı 45 saniye de yıktın mahvettin ya sana diyecek bir sözüm yok 17 Ağustos
 
Sen kıvrıl ben gideyim son Peygamber kılavuz


[YOUTUBE]xfwnQAhCrBY[/YOUTUBE]
 
Önemli olan umutsuzluğun olduğu yerde umudunu kaybetmeden yürümektir..
 
Bugün her ölümle biraz daha ölürken sizi düşündükçe hayata dönüyorum yeniden
 



17 AĞUSTOS 1999 / Betonlar AĞLIYORDU

Bir gece yarısıydı gök gürlüyor , yağmur ağlıyor ! iSTANBUL susmuş yıkılışını izliyordu.
Bir agustos miskinliği vardı havada
yağmur ağlıyor insanlık batıyordu. Betonlaşan yürekler kırılıyor
İstanbul yedi parçaya bölünüyordu.
İstanbul yağmur ağlıyor gök susuyor , güneş batıyor
analar evlat ağlıyordu.
Babalar evlat arıyordu!
yarin kolunda bilezik boynunda yazması yurduna sıkışmış yarine ağlıyordu.

İstanbul ağlıyor , gök susuyor
gece ağıta bürünüyordu.
Dedim ya Ana ağlıyordu
baba ağlıyordu
yetim kalmış yürekler ağlıyordu!
istanbul yıkılışına ağlıyordu.

Yedi kubbesin de sela
yüreğinde mabed
gözlerinde matem
Yitip gitmiş yurduna ağlıyordu İstanbul..

Ses ver ey garip anam
ses ver yüreğine yetimlik sıkışmış yavrum
ses ver gözlerine öldüğüm yar!
ses ver omuzunda evim , göğsünde evim
canım babam ses ver..

İstanbul Sustu!
Yalova sustu!
Koceli Sustu!
Bursa Sustu!
Sakarya sustu !
Yer gök evlat Ağlıyordu ..

kırkında yarim , kundağında yetim kalmış yavrum
sesin duyulmaz toprağımda
duyulmaz betonlaşmış yurdumda
sesini unuttuk!
biz böyleyiz işte 3 gün ağlar
sonra susarız..

|Fatih Kaba / 17 AĞUSTOS 1999 Yetim Yüreklerine Hitaben..



 
Geri