Od
Üye
-
- Katılım
- Eylül 19, 2017
-
- Mesajlar
- 1,262
-
- Tepkime puanı
- 182
-
- Puanları
- 319
-
- Yaş
- 42
İman, duayı kesin bir vesile olarak gerektirdiği gibi, insanın fıtratı da onu şiddetle ister. Cenâb-ı Hak da, “Duanız olmazsa ne kıymetiniz var?” mealinde, قُلْ مَا يَعْبَؤُۨا بِكُمْ رَبِّي لَوْلَا دُعَۤاؤُۨكُمْ752 buyuruyor ve اُدْعُونِۤي أَسْتَجِبْ لَكُمْ753 diye emrediyor.
752 “(Resûlüm!) De ki: (Kulluğunuz ve) yalvarmanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan sûresi, 25/77)
753 “Bana dua edin, size cevap vereyim.” (Mü’min sûresi, 40/60)
Eğer dersen ki: Birçok defa dua ediyoruz, kabul olmuyor. Halbuki ayet umumidir, her duaya cevap verildiğini bildiriyor. Bunun izahı nedir?
Cevap: Cevap vermek ayrı, kabul etmek ayrıdır. Her duaya cevap verilir, fakat her duayı kabul etmek, istenen şeyi aynen vermek Cenâb-ı Hakk’ın hikmetine tâbidir.
Mesela, hasta bir çocuk doktoru çağırır. Doktor, “Buyur!” der, “Ne istiyorsun?” Çocuk, “Şu ilacı ver bana.” der. Doktor ise ya aynen çocuğun istediğini ya da faydası için ondan daha iyisini verir. Belki de ilacın zararlı olduğunu bilir, hiç vermez.
İşte Cenâb-ı Hak, Hakîm-i Mutlak, her yerde hazır ve nâzır olduğundan kulun duasına cevap verir. Yalnızlık, korku ve kimsesizlik dehşetini, her yerde hazır bulunuşu ve her şeye cevap vermesiyle dostane bir hale çevirir. Fakat insanın arzu ve heveslerinin zorlamasıyla istediklerini değil, hikmetinin gerektirdiği gibi, ya onun dilediğini aynen ya da daha iyisini verir veyahut hiç vermez.
Hem dua bir kulluktur. Kulluğun neticeleri ahirete aittir. Dünyevî maksatlar ise o tür dua ve ibadetin vaktidir, gayesi değil. Mesela, yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk o ibadetin vaktidir. Yoksa o ibadet ve dua, yağmurun yağması için değildir. Eğer sırf bu niyetle yapılsa, o dua ve ibadet hâlis sayılmayacağından kabule lâyık olmaz.
Mesela, günbatımı akşam namazının vaktidir. Güneş ve ay tutulmaları da “küsuf ve husuf namazları” denilen iki hususi ibadetin vaktidir. Yani gece ve gündüzün nuranî ayetlerinin perdelenmesi754 Zât’ının büyüklüğünü ilana vesile olduğundan, Cenâb-ı Hak kullarını o vakitte ibadete davet eder. Yoksa o namaz –vakti ve ne kadar devam edeceği gökbilimcilerin hesabıyla zaten belli olan– ay ve güneş tutulmalarının sona ermesi için değildir.
754 “Biz gece ve gündüzü kudretimizi gösteren iki delil kıldık. Gece delili olan ayı sildik, gündüz delili olan güneşi aydınlatıcı yaptık.” (İsrâ sûresi, 17/12)
Aynen bunun gibi, yağmursuzluk da yağmur namazının vaktidir. Belâ ve sıkıntıların hücumu ve zararlı şeylerin insana musallat olması ise bazı duaların hususi vaktidir ki, insan o vakitlerde aczini anlar, dua ve niyaz ile Kadir-i Mutlak’ın dergâhına sığınır.
Eğer çok dua edildiği halde belâlar ortadan kalkmazsa, “Dua kabul olmadı.” değil, “Duanın vakti sona ermedi.” denmelidir. Cenâb-ı Hak lütuf ve keremiyle belâyı kaldırırsa –ki nur üstüne nur olur– duanın vakti biter, ilahî takdir yerine gelir.
Demek, dua bir kulluk sırrıdır. Kulluk ise hâlis bir şekilde, sadece Allah için olmalı.755 İnsan yalnız aczini ortaya koyup dua ile O’na sığınmalı, O’nun rubûbiyetine karışmamalı. İdareyi O’na bırakmalı, O’nun hikmetine güvenmeli, rahmetini itham etmemeli…
755 Kulluğun sırf Allah için yapılacağını belirten ayet-i kerimelerden bir kısmı için Fâtiha sûresi, 1/5; Nisâ sûresi, 4/146; En’âm sûresi, 6/162; A’râf sûresi, 7/29 ...
Evet, Kur’an ayetlerinin apaçık beyanıyla sabit olan, hakikatte her varlığın kendine has birer tesbihi, birer hususi ibadeti, secdesi bulunduğu gibi;756 bunlar bütün kâinattan Cenâb-ı Hakk’ın dergâhına giden birer duadır. Bu dualar:
756 Varlığın tesbih, secde ve ibadetlerine dair ayet-i kerimelerden bir kısmı için Nahl sûresi, 16/49; İsrâ sûresi, 17/44; Meryem sûresi, 19/93; Hac sûresi, 22/18 ...
• Ya kabiliyet diliyledir; bütün bitkilerin duaları gibi… Her biri kendi kabiliyetinin lisanıyla mutlak feyz, bereket ve bolluk sahibi Cenâb-ı Hak’tan bir suret talep eder ve O’nun isimlerinin tecellisine açıkça mazhar olmak ister.
• Ya fıtrî ihtiyaç diliyledir; bütün canlıların, güçlerinin yetmediği zaruri ihtiyaçları için dualarıdır... Her bir canlı o fıtrî ihtiyacın lisanıyla mutlak cömertlik sahibi, çok ihsan eden Yaratıcısından hayatını devam ettirmek için bir tür rızık hükmünde bazı şeyler ister.
• Veya çaresizlik diliyle bir duadır ki, çaresiz kalan her bir canlı, kesin bir iltica ile dua eder, bilmediği bir koruyucuya sığınır, belki Rabb-i Rahîm’ine yönelir. Bu üç çeşit dua, bir mâni olmazsa daima makbuldür.
• Dördüncü çeşit –ki en meşhurudur– bizim duamızdır. Bu da iki kısımdır: Biri fiil ve hâl ile, diğeri kalb ve söz iledir.
Mesela sebeplere uymak, fiilî bir duadır. Sebeplerin bir araya gelmesi, neticeyi meydana getirmek için değil, hal diliyle neticeyi Cenâb-ı Hak’tan istemek için, O’nun razı olacağı bir vaziyet almaktır. Mesela çift sürmek, rahmet hazinesinin kapısını çalmaktır. Bu tür fiilî dua, mutlak cömertlik ve bol ihsan sahibi Cenâb-ı Hakk’ın isim ve unvanlarına baktığından büyük çoğunlukla kabul edilir.
İkinci kısım ise dille, kalbden dua etmektir. Elinin yetişmediği bir kısım arzuları istemektir. Bunun en mühim tarafı, en güzel gayesi, en tatlı meyvesi şudur: Dua eden insan anlar ki, kalbinden geçenleri işiten, her şeye eli yetişen, her bir arzusunu yerine getirebilecek, acizliğine merhamet gösterecek ve fakrından dolayı ona yardım edecek biri var.
İşte ey aciz ve fakir insan! Dua gibi, rahmet hazinesinin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin kaynağı olan bir vesileyi elden bırakma. Ona yapış, insanlığın en yüksek makamına çık. Bir sultan gibi bütün kâinatın dualarını kendi duanın içine al! Bütün âlemi temsil eden bir kul ve umumi bir vekil gibi وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ757 de, kâinatın güzel bir takvimi758 ol!
757 “Yalnız senden medet umarız.” (Fâtiha sûresi, 1/5)
758 Ahsen-i takvim: İnsanın yaratılışının en güzel surette olması. Bkz. Tîn sûresi, 95/4.
-alıntıdır-
752 “(Resûlüm!) De ki: (Kulluğunuz ve) yalvarmanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan sûresi, 25/77)
753 “Bana dua edin, size cevap vereyim.” (Mü’min sûresi, 40/60)
Eğer dersen ki: Birçok defa dua ediyoruz, kabul olmuyor. Halbuki ayet umumidir, her duaya cevap verildiğini bildiriyor. Bunun izahı nedir?
Cevap: Cevap vermek ayrı, kabul etmek ayrıdır. Her duaya cevap verilir, fakat her duayı kabul etmek, istenen şeyi aynen vermek Cenâb-ı Hakk’ın hikmetine tâbidir.
Mesela, hasta bir çocuk doktoru çağırır. Doktor, “Buyur!” der, “Ne istiyorsun?” Çocuk, “Şu ilacı ver bana.” der. Doktor ise ya aynen çocuğun istediğini ya da faydası için ondan daha iyisini verir. Belki de ilacın zararlı olduğunu bilir, hiç vermez.
İşte Cenâb-ı Hak, Hakîm-i Mutlak, her yerde hazır ve nâzır olduğundan kulun duasına cevap verir. Yalnızlık, korku ve kimsesizlik dehşetini, her yerde hazır bulunuşu ve her şeye cevap vermesiyle dostane bir hale çevirir. Fakat insanın arzu ve heveslerinin zorlamasıyla istediklerini değil, hikmetinin gerektirdiği gibi, ya onun dilediğini aynen ya da daha iyisini verir veyahut hiç vermez.
Hem dua bir kulluktur. Kulluğun neticeleri ahirete aittir. Dünyevî maksatlar ise o tür dua ve ibadetin vaktidir, gayesi değil. Mesela, yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk o ibadetin vaktidir. Yoksa o ibadet ve dua, yağmurun yağması için değildir. Eğer sırf bu niyetle yapılsa, o dua ve ibadet hâlis sayılmayacağından kabule lâyık olmaz.
Mesela, günbatımı akşam namazının vaktidir. Güneş ve ay tutulmaları da “küsuf ve husuf namazları” denilen iki hususi ibadetin vaktidir. Yani gece ve gündüzün nuranî ayetlerinin perdelenmesi754 Zât’ının büyüklüğünü ilana vesile olduğundan, Cenâb-ı Hak kullarını o vakitte ibadete davet eder. Yoksa o namaz –vakti ve ne kadar devam edeceği gökbilimcilerin hesabıyla zaten belli olan– ay ve güneş tutulmalarının sona ermesi için değildir.
754 “Biz gece ve gündüzü kudretimizi gösteren iki delil kıldık. Gece delili olan ayı sildik, gündüz delili olan güneşi aydınlatıcı yaptık.” (İsrâ sûresi, 17/12)
Aynen bunun gibi, yağmursuzluk da yağmur namazının vaktidir. Belâ ve sıkıntıların hücumu ve zararlı şeylerin insana musallat olması ise bazı duaların hususi vaktidir ki, insan o vakitlerde aczini anlar, dua ve niyaz ile Kadir-i Mutlak’ın dergâhına sığınır.
Eğer çok dua edildiği halde belâlar ortadan kalkmazsa, “Dua kabul olmadı.” değil, “Duanın vakti sona ermedi.” denmelidir. Cenâb-ı Hak lütuf ve keremiyle belâyı kaldırırsa –ki nur üstüne nur olur– duanın vakti biter, ilahî takdir yerine gelir.
Demek, dua bir kulluk sırrıdır. Kulluk ise hâlis bir şekilde, sadece Allah için olmalı.755 İnsan yalnız aczini ortaya koyup dua ile O’na sığınmalı, O’nun rubûbiyetine karışmamalı. İdareyi O’na bırakmalı, O’nun hikmetine güvenmeli, rahmetini itham etmemeli…
755 Kulluğun sırf Allah için yapılacağını belirten ayet-i kerimelerden bir kısmı için Fâtiha sûresi, 1/5; Nisâ sûresi, 4/146; En’âm sûresi, 6/162; A’râf sûresi, 7/29 ...
Evet, Kur’an ayetlerinin apaçık beyanıyla sabit olan, hakikatte her varlığın kendine has birer tesbihi, birer hususi ibadeti, secdesi bulunduğu gibi;756 bunlar bütün kâinattan Cenâb-ı Hakk’ın dergâhına giden birer duadır. Bu dualar:
756 Varlığın tesbih, secde ve ibadetlerine dair ayet-i kerimelerden bir kısmı için Nahl sûresi, 16/49; İsrâ sûresi, 17/44; Meryem sûresi, 19/93; Hac sûresi, 22/18 ...
• Ya kabiliyet diliyledir; bütün bitkilerin duaları gibi… Her biri kendi kabiliyetinin lisanıyla mutlak feyz, bereket ve bolluk sahibi Cenâb-ı Hak’tan bir suret talep eder ve O’nun isimlerinin tecellisine açıkça mazhar olmak ister.
• Ya fıtrî ihtiyaç diliyledir; bütün canlıların, güçlerinin yetmediği zaruri ihtiyaçları için dualarıdır... Her bir canlı o fıtrî ihtiyacın lisanıyla mutlak cömertlik sahibi, çok ihsan eden Yaratıcısından hayatını devam ettirmek için bir tür rızık hükmünde bazı şeyler ister.
• Veya çaresizlik diliyle bir duadır ki, çaresiz kalan her bir canlı, kesin bir iltica ile dua eder, bilmediği bir koruyucuya sığınır, belki Rabb-i Rahîm’ine yönelir. Bu üç çeşit dua, bir mâni olmazsa daima makbuldür.
• Dördüncü çeşit –ki en meşhurudur– bizim duamızdır. Bu da iki kısımdır: Biri fiil ve hâl ile, diğeri kalb ve söz iledir.
Mesela sebeplere uymak, fiilî bir duadır. Sebeplerin bir araya gelmesi, neticeyi meydana getirmek için değil, hal diliyle neticeyi Cenâb-ı Hak’tan istemek için, O’nun razı olacağı bir vaziyet almaktır. Mesela çift sürmek, rahmet hazinesinin kapısını çalmaktır. Bu tür fiilî dua, mutlak cömertlik ve bol ihsan sahibi Cenâb-ı Hakk’ın isim ve unvanlarına baktığından büyük çoğunlukla kabul edilir.
İkinci kısım ise dille, kalbden dua etmektir. Elinin yetişmediği bir kısım arzuları istemektir. Bunun en mühim tarafı, en güzel gayesi, en tatlı meyvesi şudur: Dua eden insan anlar ki, kalbinden geçenleri işiten, her şeye eli yetişen, her bir arzusunu yerine getirebilecek, acizliğine merhamet gösterecek ve fakrından dolayı ona yardım edecek biri var.
İşte ey aciz ve fakir insan! Dua gibi, rahmet hazinesinin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin kaynağı olan bir vesileyi elden bırakma. Ona yapış, insanlığın en yüksek makamına çık. Bir sultan gibi bütün kâinatın dualarını kendi duanın içine al! Bütün âlemi temsil eden bir kul ve umumi bir vekil gibi وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ757 de, kâinatın güzel bir takvimi758 ol!
757 “Yalnız senden medet umarız.” (Fâtiha sûresi, 1/5)
758 Ahsen-i takvim: İnsanın yaratılışının en güzel surette olması. Bkz. Tîn sûresi, 95/4.
-alıntıdır-
Son düzenleme: