Türkiye gerginliğin zirvesine gelmişti. Devletin başı bile söylememesi gereken sözleri söylüyordu. Kana kan, dişe diş, intikam diyordu. Başbakan Erdoğan'ın yurda sesleniş konuşması Kemal Kılıçdaroğlu tarafından “çaresizlik” olarak değerlendirilmişti.
Arka arkaya yaşanan olaylar ve sonrasında aynı anda 24 şehit verilmesi CHP ve MHP'nin dilini çözmüş, AK Parti Hükümeti'ni suçlamaya başlamışlardı.
ETÖ ve Balyoz yandaşları da bakın bizi içeri tıktınız terör azdı dedirtmeye halkı içten içe kışkırtmaya çalışıyorlardı.
Yeni Genelkurmay Başkanı ise istifa eden, cephede askerini komutansız bırakıp kaçan generallerden devraldığı görevi yapmak, terörü bitirmek için gece gündüz demeden operasyonların başından ayrılmıyordu.
Yüze yakın terörist öldürülmüş veya etkisiz hale getirilmişti ama Türk Milleti'nin yüreğindeki ateş sönmüyor daha da parlıyordu.
İş dünyası bu gidişin sonunu iyi görmediği için "silahlar sussun" demeye başlamıştı. Başta İzmir olmak üzere bir çok Güneydoğulu dernekler harekete geçmiş, dağdaki terörist yakınlarını kurtarmak için son çare silahlar sussun diyorlardı.
Türkiye'de bu çağrıya kimse inanmamıştı. İnanmak ta mümkün değildi.
Hele terörist cesetler kokmasın diye toplamak isteyen askerlere kurulan bubi tuzakları nedeniyle bir astsubayın şehit olması yüreklerdeki acıyı daha da derinleştirmişti. İşte tam o noktada gündeme düşen bir haber tüm Türkiye'de şaşınlıkla karşılandı.
Doğu'da merkezi Van olan 7.2 şiddetinde deprem olmuştu. Erciş ilçesi ve tüm Güneydoğu Anadolu illerinde hissedilen deprem yüzlerce evi yerlebir etmiş, binlerce insanın hayatı tehlikeye girmişti.
Gölcük depreminden sonra Van depremi de aynı görüntülere sahne oldu. Binalar Gölcük depreminde olduğu gibi büskivi gibi üst üste yığılmıştı. İnsanlar çaresiz bir şekilde Allah'u Ekber çığlıklarıyla sağa sola koşuşturuyordu.
Televizyon kanalları deprem haberini flaş olarak verdi. Depremin acı yüzü bir kaç saat sonra kendini belli etti. 50 can kaybından bahsedilirken yıkılan binaların altından kaç ceset çıkacağı kestirilemiyordu.
Van ve çevre iller depremle boğuşurken 81 ilde de teröre lanet mitingleri yapılıyordu. İnsanlar ellerinde ay yıldızlı bayraklarla yüreklerindeki yangını söndürmeye çalışıyordu.
Van'da meydanda gelen deprem insanlarda farklı düşüncelerin oluşmasına neden oldu. Kimileri ilahi gazap derken, kimileri de Gölcük depreminde olduğu gibi bir provokasyon olduğunu öne sürüyordu.
Gölcük depremi olmadan çok önce vizyona giren Komplo Teorisi – Conspiracy Theory adlı filmdeki Türkiye'de 7.2 şiddetinde deprem oldu haberi aylarca tartışılmıştı. Film vizyona girdikten sonra dönemin Mit Müşteşarı Sönmez Köksal da filmi izlemek için sinemaya gitmişti.
Gölcük ve Van depremlerinin oluş şekli ve binaların aynı şekilde yıkılması ilginç benzerlikler oluşturuyor.
Komplo Teorisi'ne inananların öne sürdüğü gibi, depremin Discovery Uzay Mekiği ile ilgisi var mı, bilmiyoruz. Eğer Amerika ve İsrail “deprem silahı” üretmişlerse, bundan sonra dünyanın farklı ülkelerinde de ilginç depremlere şahit oluruz.
Komplo Teorisi adlı filmde de Discovery Uzay Mekiği'nin bir tür deprem fay hatlarını tetikleyerek yapay deprem üretebildiğinin üzerinde duruyordu.
Bu teoriler ne kadar gerçekçi bilmiyoruz. Ancak Van depremi Türkiye'de gündemi değiştirdi. 70 milyonun içindeki yangını söndürdü.
Ülkedeki iç savaş ihtimalini bitirdi. Terörün merkezi olarak bilinen illerdeki felaketin boyutu, şer odakların yaktıkları ve yakacakları fitne ateşlerini söndürdü.
Şimdi Türkiye'de tek şey konuşuluyor. Van depreminde mağdur olan Kürt kardeşlere yardım edelim. Kardeş olduğumuzu gösterelim çağrıları büyük çaplı yankı uyandırıyor.
AK Parti Hükümeti, Başbakan Erdoğan başta olmak üzere Güneydoğu'daki Kürt vatandaşlarımızın yardımına koşmak için Van'a gitti.
Kızılay ve gönüllü kuruluşlar yardım seferberliği oluşturdu. Bir gün önce birleşemeyen Türkiye, Van depremi ile birbirine kenetlendi.
BDP'nin şiddet artırıcı açıklamalarının hepsi çöpe gitti.
Umimi acı Türkiye'deki gerçek kardeşlik duygularını ön plana çıkardı.
İsrail, Gölcük ve Adapazarı depreminde olduğu gibi ilk yardıma koşan ülkelerden biri olarak adını duyurdu.
Bu durum komplo iddialarını güçlendirdi.
Deprem fitne ateşlerini söndürdüğüne göre, TÜRK – KÜRT kardeşliğine atılan bombalar etkisiz hale geldiğine göre, şimdi Kürt kardeşlerimizin yaralarını saralım.
Etle tırnak gibi olduğumuzu gösterelim.
Terörü azdırmak isteyenler, ülkede kardeş kavgasının fitili ateşleyenler yine başaramadı. İster doğa imdada yetişti deyin, ister yüce Allah Türkiye'yi seviyor deyin. Ne derseniz deyin...
Bir felaket büyük musibetlerin önünü aldı.
Yüce Allah'tan dileğimiz ülkemizdeki birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyenlere fırsat vermesin. Onların oyunlarını bozsun, kendi içlerinde birbirine düşürsün. Tüm bunlar olurken de masumları korusun...
Arka arkaya yaşanan olaylar ve sonrasında aynı anda 24 şehit verilmesi CHP ve MHP'nin dilini çözmüş, AK Parti Hükümeti'ni suçlamaya başlamışlardı.
ETÖ ve Balyoz yandaşları da bakın bizi içeri tıktınız terör azdı dedirtmeye halkı içten içe kışkırtmaya çalışıyorlardı.
Yeni Genelkurmay Başkanı ise istifa eden, cephede askerini komutansız bırakıp kaçan generallerden devraldığı görevi yapmak, terörü bitirmek için gece gündüz demeden operasyonların başından ayrılmıyordu.
Yüze yakın terörist öldürülmüş veya etkisiz hale getirilmişti ama Türk Milleti'nin yüreğindeki ateş sönmüyor daha da parlıyordu.
İş dünyası bu gidişin sonunu iyi görmediği için "silahlar sussun" demeye başlamıştı. Başta İzmir olmak üzere bir çok Güneydoğulu dernekler harekete geçmiş, dağdaki terörist yakınlarını kurtarmak için son çare silahlar sussun diyorlardı.
Türkiye'de bu çağrıya kimse inanmamıştı. İnanmak ta mümkün değildi.
Hele terörist cesetler kokmasın diye toplamak isteyen askerlere kurulan bubi tuzakları nedeniyle bir astsubayın şehit olması yüreklerdeki acıyı daha da derinleştirmişti. İşte tam o noktada gündeme düşen bir haber tüm Türkiye'de şaşınlıkla karşılandı.
Doğu'da merkezi Van olan 7.2 şiddetinde deprem olmuştu. Erciş ilçesi ve tüm Güneydoğu Anadolu illerinde hissedilen deprem yüzlerce evi yerlebir etmiş, binlerce insanın hayatı tehlikeye girmişti.
Gölcük depreminden sonra Van depremi de aynı görüntülere sahne oldu. Binalar Gölcük depreminde olduğu gibi büskivi gibi üst üste yığılmıştı. İnsanlar çaresiz bir şekilde Allah'u Ekber çığlıklarıyla sağa sola koşuşturuyordu.
Televizyon kanalları deprem haberini flaş olarak verdi. Depremin acı yüzü bir kaç saat sonra kendini belli etti. 50 can kaybından bahsedilirken yıkılan binaların altından kaç ceset çıkacağı kestirilemiyordu.
Van ve çevre iller depremle boğuşurken 81 ilde de teröre lanet mitingleri yapılıyordu. İnsanlar ellerinde ay yıldızlı bayraklarla yüreklerindeki yangını söndürmeye çalışıyordu.
Van'da meydanda gelen deprem insanlarda farklı düşüncelerin oluşmasına neden oldu. Kimileri ilahi gazap derken, kimileri de Gölcük depreminde olduğu gibi bir provokasyon olduğunu öne sürüyordu.
Gölcük depremi olmadan çok önce vizyona giren Komplo Teorisi – Conspiracy Theory adlı filmdeki Türkiye'de 7.2 şiddetinde deprem oldu haberi aylarca tartışılmıştı. Film vizyona girdikten sonra dönemin Mit Müşteşarı Sönmez Köksal da filmi izlemek için sinemaya gitmişti.
Gölcük ve Van depremlerinin oluş şekli ve binaların aynı şekilde yıkılması ilginç benzerlikler oluşturuyor.
Komplo Teorisi'ne inananların öne sürdüğü gibi, depremin Discovery Uzay Mekiği ile ilgisi var mı, bilmiyoruz. Eğer Amerika ve İsrail “deprem silahı” üretmişlerse, bundan sonra dünyanın farklı ülkelerinde de ilginç depremlere şahit oluruz.
Komplo Teorisi adlı filmde de Discovery Uzay Mekiği'nin bir tür deprem fay hatlarını tetikleyerek yapay deprem üretebildiğinin üzerinde duruyordu.
Bu teoriler ne kadar gerçekçi bilmiyoruz. Ancak Van depremi Türkiye'de gündemi değiştirdi. 70 milyonun içindeki yangını söndürdü.
Ülkedeki iç savaş ihtimalini bitirdi. Terörün merkezi olarak bilinen illerdeki felaketin boyutu, şer odakların yaktıkları ve yakacakları fitne ateşlerini söndürdü.
Şimdi Türkiye'de tek şey konuşuluyor. Van depreminde mağdur olan Kürt kardeşlere yardım edelim. Kardeş olduğumuzu gösterelim çağrıları büyük çaplı yankı uyandırıyor.
AK Parti Hükümeti, Başbakan Erdoğan başta olmak üzere Güneydoğu'daki Kürt vatandaşlarımızın yardımına koşmak için Van'a gitti.
Kızılay ve gönüllü kuruluşlar yardım seferberliği oluşturdu. Bir gün önce birleşemeyen Türkiye, Van depremi ile birbirine kenetlendi.
BDP'nin şiddet artırıcı açıklamalarının hepsi çöpe gitti.
Umimi acı Türkiye'deki gerçek kardeşlik duygularını ön plana çıkardı.
İsrail, Gölcük ve Adapazarı depreminde olduğu gibi ilk yardıma koşan ülkelerden biri olarak adını duyurdu.
Bu durum komplo iddialarını güçlendirdi.
Deprem fitne ateşlerini söndürdüğüne göre, TÜRK – KÜRT kardeşliğine atılan bombalar etkisiz hale geldiğine göre, şimdi Kürt kardeşlerimizin yaralarını saralım.
Etle tırnak gibi olduğumuzu gösterelim.
Terörü azdırmak isteyenler, ülkede kardeş kavgasının fitili ateşleyenler yine başaramadı. İster doğa imdada yetişti deyin, ister yüce Allah Türkiye'yi seviyor deyin. Ne derseniz deyin...
Bir felaket büyük musibetlerin önünü aldı.
Yüce Allah'tan dileğimiz ülkemizdeki birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyenlere fırsat vermesin. Onların oyunlarını bozsun, kendi içlerinde birbirine düşürsün. Tüm bunlar olurken de masumları korusun...