Bırakmak ya da Bırakamamak: İşte Bütün Mesele Bu

M
  • Kullanıcı Myself
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Forum Meydanı
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Vazgeçmek ve bırakmak üzerine kafa yorduğum şu günlerde, beni çok etkileyen bu sözü ve bende uyandırdığı düşünceleri sizlerle paylaşmak istedim. Bu söz, geçenlerde çalışmalarına katıldığım, dünyanın en iyi yoga hocalarından biri olan Godfrey Devereux tarafından, ders sonu sohbeti esnasında söylendi ve benim içimde önemli bir noktaya dokundu. Bu sözde bahsedilen "let go", vazgeçmek, bırakmak ya da gitmesine izin vermek olarak çevrilebilir, ama bana kalırsa hepsini kapsayan bir anlamı var bu terimin. Godfrey diyor ki: Acı, bırakmanın acısı değil, bırakamamanın (ya da bırakma kabiliyetinin olmamasının) verdiği acı.

Bırakmak derken sadece bir insanı bırakmaktan da bahsetmiyorum. Bir hayatı, bir alışkanlığı, duygusal bağlarımızın kuvvetli olduğu herhangi bir varlığı bırakmak. Ben, böyle bağlarım olan şeyleri bırakma konusunda yeterli olmadığımı düşünürüm. Yani "let go" ile ilgili problemlerim var gibi gelir hep. Bunun da şu günlerde öğrenmem gereken bir şey olduğuna inanıyorum (Yavaş yavaş da öğreniyorum galiba). Çünkü Godfrey'nin dediği gibi, bırakabildiğimiz zaman, somut olarak değil, içimizden bırakabildiğimiz zaman o acılar, o üzüntüler hafifliyor. Oysa bırakamadığımız, mücadele ettiğimiz, tutunduğumuz zaman, bırakmamız gerektiğini bile bile bunu yapamadığımız zaman, süreç daha acı verici oluyor.

Peki neden bırakamıyoruz? Tutunduğumuz şeyler, bizim varoluşumuzu ya da kendimizi içine yerleştirdiğimiz dünyanın varoluşunu belirliyor belki de.Varoluşumuzu tanımlamamıza yardım eden dünyayı şekillendiriyorlar. Güçlü duygusal bağlarımız olan bir şeyi, hayatımızın merkezine çok yakın duran bir şeyi bırakmak, biraz ölüm gibi, çünkü bir hayatın bittiğine işaret ediyor ve bir dünyanın son bulduğuna. Bir daha o dünyada, o hayatı yaşayamayacağız ve bir gün bütün bunlar hiç varolmamış gibi olacak. Tıpkı biz öldükten sonra olacağı gibi. O bildik soru gibi: Eğer bir gün öleceksem ve her şey bitecekse, yaşamış olmamın bir anlamı var mı? Eğer bitecekse bir gün bunlar, yok olacaksa bu dünya, bir zamanlar varolmuş olmasının bir anlamı var mı? O yüzden belki büyüdükçe, çocukluktan çıktıkça zorlaşıyor bırakmak, çünkü ölümü biliyor oluyoruz artık.

Oysa bırakmanın, vazgeçmenin, gitmesine izin vermenin ölümden bir farkı var: Yeni bir hayatın başlayacak olması... Yeniden doğmak gibi, yeni bir dünyanın şekillenecek olması. Bu dünyanın hafif olması, omuzlarımıza bir yük gibi binmemesi için ise, içimizden bırakmamız gerekiyor bitmekte olanı. Kolay değil, ama biraz uzaktan bakınca, bırakamamaktan daha hafif görünüyor. Bir kere bırakabilirsek, mücadeleden kurtulacağız ve daha özgür, daha acısız olacağız gibi duruyor.

Peki bir kere bıraktıktan sonra bir hayatı, ben hala aynı ben miyim? Yeni varoluşum, eskisine yer bırakır mı? Yoksa o da mı ölüme benzer bir sona mahkum?

“We're our own dragons as well as our own heroes, and we have to rescue ourselves from ourselves.” Tom Robbins.
"Biz kendimizin ejderhalarııyız, aynı zamanda kendimizin kahramanlarıyız da ve kendimizi, kendimizden kurtarmamız gerekiyor."

Bahar muratoğlu
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri