Aleyna1
Gümüş Üye
-
- Katılım
- Ekim 13, 2014
-
- Mesajlar
- 5,966
-
- Tepkime puanı
- 212
-
- Puanları
- 318
İngiliz şair Henry Wadsworth’un karısı Fanny, evde otururken birden alev aldı.Küçük bir kibrit ya da yanan kağıt parçası eteğine temas etmiş, ve dev bir alev topu yaratmıştı.
Elektriğin henüz ziyaret etmediği gündelik yaşam için çok şaşırtıcı ya da nadir bir ölüm değildi bu.
Her yerde mumlar, gaz lambaları, şömineler vardı. Giysiler de ham pamuk, yün ve malakoftan yapılmaydı.
Bunun da ötesinde, elbiseler başlı başına birer tehlikeydi. Anilin ile boyanan çoraplar erkeklerin ayaklarını kavuruyor, hatta terzi işçilerini mesane kanseri yapıyordu.
Selüloitten yapılma taraklar yaygındı. Fakat bu taraklar çok ısındığı zaman patlıyordu.
Bu sebeple, sakallarını tararken ölen bir adam vardı. Hatta Brooklyn’de bir tarak fabrikası havaya uçmuştu.
Bütün bu kıyafetler, giyenden ziyade, imalatçılara etki ediyordu aslında.
Dönemin klasik şapkaları genellikle tavşan kürkünden yapılıyordu, fakat kürklerin bir arada durması için civa kullanılıyordu.
Tabii işin psikolojik boyutu da var. Civa insanı oldukça utangaç ve paranoyak hale getiriyor.
Öfke patlamalarına sebep oluyor. Bu noktada “Bir şapkacı gibi çılgın” deyimininin arkaplanını öğreniyoruz.
Şimdilerde gizli bir suikast silahı gibi görülse de, 19. yüzyılda arsenik ucuz ve yaygın yapısıyla neredeyse her şeyde kullanılıyordu.
Yeşil renginden dolayı eldivenler, ayakkabılar ve yapay çiçeklerin boyamasında kullanılıyordu.
Yapay çiçek buketleri epey yaygındı. 19 yaşındaki yapay çiçek imalatçısı Matilda Scheurer’in ölümü de, işinden olmuştu.
Sürekli arseniğe maruz kalan Mathilda günlerden bir gün, iki büklüm halde, ağzından köpükler saçarak ve kusarak öldü. Safrası, tırnakları ve gözlerinin akı yeşile dönmüştü. Otopsi sonuçları midesinde ve ciğerlerinde arsenik yoğunluğuna rastlamıştı.
Bu gibi vakalar, devam eden dönemde arseniğin sorgulanmasına ve nihai olarak İskandinavya, Fransa ve Almanya gibi ülkelerde yasaklanmasına sebep oldu. (Birleşik Krallık’ta yasaklanmadı)
Tehlikeli giyim imalat unsurlarından uzaklaşmak, çok uzaklarda kalmış bir dert gibi gözükse de, yakın bir tarihe kadar halen göz önünde olan bir problemdi.
2009’da ülkemizde kot taşlama işlemi yasaklanmadan önce, kot taşlama işçileri yoğun kuma maruz kalıyor ve silikoz hastalığına yakalanıyorlardı.
Türkiye bir adım atsa da, günümüzde kot taşlama yöntemi Çin ve diğer asya ülkelerinde halen kullanılıyor.