Uzun zaman önce, henüz dünya bozulmamış ve çocuklar mutlu, yetişkinler saygın ve mevsimler de düzgünken, bir kız arkadaşım vardı. Ama uzaklardaydı. Hatta çok uzaklarda, ve telefon masrafı ne çıkabilir korkusu bize çözüm aratıyordu. E-mail konusunda anlaştık. Bir E-mail adresi edindim ve telefonla bildirdim. Sonra o beni aradı ve mail gönderdiğini söyledi. Mail adresimi alırken bana İnternet Cafe'deki çocuk yardımcı olmuştu. Gittim, kayıt olduğum aynı bilgisayarı boş buldum ve oturdum. Mail'lere bakıyorum, bana gelen yok. O çocuğa abuk sapık mail'ler gelmiş ve ben de istemeden onun özelllerine göz atmış oluyorum.
Kızı telefondan aradım ve dedim, mail'in henüz ulaşmamış. Biliyorsun burasu Türkiye ve burada her şey biraz yavaş işler Haftaya tekrar bakarım dedim. Mektuplar da bazen geç geliyordu ve oradan mantık yürütmüştüm. Ve fırçamı da yedim tabi.
Sonra tekrar mail'lere daldım ve uzun uğraşlar sonrasında kendi mail'ime giriş yapmayı başardım.
Tam olarak bu iş yaklaşık bir saatimi aldı. O esnada şimdiki hatun ve o zamanki nişanlısı da dışarıdan beni izlemişler. Dediler, bir saattir seni izliyoruz ve çok eğlendik. Aynı gün iki kez rezil olduktan sonra bilgisayar kullanmasını öğrenmeye karar verdim. Ama kendi mail'ime girmeyi öğrenmem en az bir ay sürdü. O süre boyunca da o çocuğa gelen o garip mesajları okumak zorunda kalmıştım.