Bir mu’cize

Konu sahibi son olarak 2616 gün önce görüldü
Bir mu’cize

Çarpışma bütün şiddetiyle devam ederken, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, yerden bir avuç ince kum alıp küffar ordusunun üzerine attı ve şöyle duâ etti:

“Yüzleri kara olsun! Allah’ım! Kalblerine korku sal! Ayaklarına titreme ver.”1

“Yüzleri kara olsun” sözü bir kelâm iken, onlardan her birinin kulağına gitmesi gibi, o bir avuç kum dahi her bir müşrikin gözüne gitti. Hücumu terk edip gözleriyle meşgul olmaya başladılar.

Kur’ân-ı Azimüşşan bu mu’cizeyi şu âyetiyle ilân eder:

“Onları siz öldürmediniz, Allah öldürdü. Attığın zamanda sen atmadın, ancak Allah attı…”1

Evet, Resûl-i Kibriyânın avucunda küçücük taşlar zikir ve tesbih ettiği gibi, aynı avucuna alıp attığı kum ve küçücük taşlar da düşmana el bombası hükmüne geçiyor ve onları dehşete düşürüyordu.

Peygamber Efendimiz, bir taraftan mücâhidler arasında dolaşıp cihada olan aşk ve şevklerini arttırıcı konuşmalar yapıyor, bir taraftan da Kıbleye yönelerek Yüce Mevlâsına yalvarıyordu:

“Allah’ım! Bana va’dettiğin yardımı lutfet.”

Bu münacaâtı esnasında bir ara öylesine kendinden geçti ki, ridâsı mübârek omuzlarından kayıp düştüğü halde farkına varmadı. Yanından ayrılmayan Hz. Ebû Bekir, ridâsını yerden alıp mübârek omuzlarına koydu ve “Yâ Resûlallah! Rabbine ettiğin niyaz yetişir. Şüphesiz O, sana olan va’dini yerine getirecektir”2 dedi.

Bir müddet sonra Resûl-i Kibriyâ Efendimiz şöyle buyurdu:

“Müjde ey Ebû Bekir! Sana Allah’ın yardımı geldi. İşte şu Cebrâil’dir. Kum tepeleri üzerinde atının dizginini tutmuş, silâhlanmış, emir bekliyor!”

Kur’ân-ı Azimüşşan bu vak’ayı da şöyle hatırlatır:

“Muhakkak ki, siz Bedir’de zayıf durumda iken Allah size yardım etmişti de muzaffer olmuştunuz. Öyleyse Allah’tan korkun ki, Onun yardımına şükretmiş olasınız.

“O zaman sen mü’minlere, ‘Rabbinizin gökten indirdiği üç bin melekle yardıma gelmesi size yetmez mi?’ diyordun.”3

Rivâyet edilmiştir ki; o esnâda, benzeri görülmedik gayet şiddetli bir rüzgâr çıktı. Göz gözü görmez oldu. Sonra geçip gitti. Arkasından ikinci bir rüzgâr çıktı. O da geçip gitti. Daha sonra üçüncü bir rüzgâr daha çıktı ve o da geçip gitti.

Bu, Cebrâil (a.s.) emrindeki 3000 meleğin gelip Resûl-i Kibriyâ Efendimizin yanında, sağında ve solunda yer alışının tezahürü idi.

Melekler; başlarına beyaz sarıklar sarmışlar, sarıkların uçlarını ise arkalarına salıvermişlerdi. Yalnız Cebrâil’in (a.s.) sarığı sarı idi. Meleklerin hepsi alaca renkte atlara binmişlerdi.

Parolaları “Yâ Mansur! Emit” olan mücahidler düşmanla kahramanca çarpışıyor, hücum ve hamleleriyle düşman saflarını yarıyorlardı.

Hususan Hz. Hamza ile Hz. Ali (r.a.) son derece kahramanca ve cesurca müşriklere hücum ediyorlar ve düşmanın hangi koluna hücum etseler yarıp geçiyorlardı. Hz. Hamza, iki elinde iki kılıç önüne geleni bir hamlede yere seriyordu. Bu iki kahraman Sahabî müşrik ileri gelenlerinden bir çok kimseyi kılıçlarıyla öldürdüler.
 
Geri