Bir Kız Çocuğun Hikayesi

Konu sahibi son olarak 2619 gün önce görüldü
Bir Kız Çocuğun Hikayesi

bir-hikaye-mi-yazilmaliydi-sana.jpg


Bir Yalana mı Teslim Etmeliydi Gerçeği !

Yer yüzünde masumiyeti şekillendiren, anlamlandıran ve insanların gözlerinden kalplerine sürükleyen merhamet duygusunun çocukların olduğu varsayımı herkes tarafından kabul edilmektedir.

Özellikle kız çocukların yüzünde ki tatlı tebessümlerin sağa sola koşturmalarının peşinde bıraktığı mutluluk, sevgi ve ince dokunuşlar bizlere hayatı anlamlaştıran ve hayatta tutan önemli sebepler arasında bırakmaktadır.

Bu Hikaye doğru olanın masumiyet ifade etmediği bir çocuk üzerine kurgulanarak doğruları haykırtmanın sonucu ile oluşturulmuştur.

Hz. Mevlana ‘nın dediği gibi ;

Doğru olsam ok gibi yabana atarlar beni ,
eğri olsam yay gibi elde tutarlar beni…

Yıllarca doğru olanın, yalın ve temiz olabilmenin peşinde koştuğu halde, sevginin ve aşkın mücadelesinde layık olamamış hayatının büyük çoğunluğunu içinde ki kanı dökerek hastane köşelerinde geçiren bir bir gencin konusu ele alınarak başlıyor bu hikaye ve sesi arşa karışan henüz doğmamış bir kız çocuğun hikayesi ile bitiyor…

Korkular sarıyor her yanı. Her gece bedenini saran korkuların pençesinde gözyaşları dökmekten başka bir şey gelmiyor insanın elinden. Gösteriş budalası tavırları aklına bile getiremiyor, peşinde koştuğu değerleri elinde tutmak için. Renkleri, kokuları ve sesleri kullanmıyor. İlave hiç bir şey katmıyor yolun sonunda ki gerçek aşka sahip olabilmek için.

Oysa kendini emanet bıraktığı kişi renklerin kokuların ve seslerin peşinde arıyor aşkın gerçeğini. Bulamıyor tabii. Bulabildiği şeyin koca bir hiç olduğunu biliyor. İstediği güzelliğin bir kız çocuğunun gözlerinde ki masumiyet ile aynı olduğunu bildiği gibi..

Gerçek; yüzlerce kere kapısını çalıp aşka davet etsede kendini aşkın yerini tanımlayamıyor. İkisi de her şeyin farkında. Farkındalık o kadar ayrı kalıyor ki ikisi için. ikisi de bunun farkında olamıyor.

Tüm doğrular yıllarca harcanıp gidiyor. Tüm güzellikler peşinden sürükleniyor. Harmanlanan değerlere acılar ekleniyor, hırslar, kayboluşlar, ölümler.. Bitmiyor. Yıllar geçtikçe hayatlarına dahil olan herkes aynı şekilde kurban veriliyor bu aşka. İkisi de bıraktığı cesetlerin farkında olamıyor bu senaryo yazılmadan.

Hayat bu kadar acıya dayanamıyor. Aşkın çığlıkları gecenin gündüze, gündüzün geceye karışmasına sebep olurken yer yüzü tekrar bu ikiliyi bir tutmayı başarıyor yıllar sonra. Aşk yeniden tüm masumiyeti ile filizlenirken bir soru çıkıyor ortaya gecenin karanlığında. Soruya bir hikaye ekleniyor. Bir kız çocuğun hikayesi o gece doğmamış bir çocuğun hikayesi. Hikaye yarım yamalak sıralanıyor sevgiliye. İkisi de o kadar inanıyor ki sanki yer yüzü tüm çığlıkların intikamını alıyor onlardan. Ağlamalar ve kanlar dökülüyor yer yüzüne. İkisi de bu hikayeye öyle inanıyor ki…

Aşkın ve Sevginin içine gerçeği koyamayan iki kişi yalanın içine koyuyor aşkı ve gerçeği. Sonra gence sıralıyor renkleri o kişi. Renksizleşen tüm güzelliği tüm gerçekleriyle tüm çıplaklığı ile anlatıyor. Yer yüzünde ne varsa donuyor ve onları dinliyor. Hırsla söylenen bir hikayenin üzerine hırsla söylenen doğrular aşklar sıralanıyor kadının dilinden.

Söylemenin şekli bu muydu ? sorusuna cevap olarak Söyletmenin şekli bu muydu? sorusu gelmedi. Gelmesi gereken soruydu ancak gelmedi. Söyletmenin şekli bir senaryo muydu? Bir hikaye mi yazılmalıydı. Nasıl inanılmıştı iki taraflı? Neden? Niye?

Hayatın mutluluğunu kabusa çeviren bir gecenin sabahına uyanıyorlar. Uyanışa kabus olarak bakan kadın tekrar soruyor gerçek mi? Hikaye bozulmadan acı şekilde devam ediyor. Yalanı gerçek yapan sözlerle eğiliyor yay gibi. Ve kadın daha önce hiç söylenmemiş bir şekilde haykırıyor aşkını. Eyvahlar.. Ahlar yükseliyor göklere..

Hikaye tam bozulacakken kadın kendi gerçeğini öyle anlatıyor ki henüs pırtılaşmamış kan üzerinden akıyor. tüm acılar erkeğin beynine bir kere daha işleniyor. Hikaye devam edilmeli diyor. Hiç bozmadan, yalanlanmadan yalan bir hikaye tüm içtenliği ile ve kadının içinde ki şüphelerin bir cezası olarak devam ediyor.

Ceset Kokuları var üzerimde,
hangi nefreti üzerimde tutsam kaybolmuyor sözlerin içimde …

Elde tutmanın anlamı katılıyor sabaha. 16. yüzyılda mevlana nasıl da söze döküyor hayatın acı gerçeğni..
Kadının Hikayesi başlıyor sonra. Hikaye olmadığını vurgulayan ve kapıları herkese kapayan bir yüreğin isyanları gencin beynini yakıyor acı dolu sözlerle.. Bir donukluk başlıyor sonra. yer yüzü yine susuyor.

Hırslar, Ahhlar, Lanetler şimdi gencin ağzından çıkıyor.
Ne yazık ki oyun bozulmuyor.. Kaybedişlerin bedeli yılların bedelini ödüyorlar.

İnanmak imkansız kalsa da oyun imkansızlığı yıkıyor. Ok kırılıyor yay elde tutuluyor. Yalanlar, doğru kılınadursun doğru ise ahhlarla bir sigara dumanı ile kayboluyor.

Şimdi oyunlar oynama zamanı mı hayatta.
Renklerin peşinden koşanları anlama zamanı.
Güllerin üzerine yapay kokuların sıkıldığı bir zamanda, marka elbiselerin iki yüzlü yüzlerin, gösterişli tavırların sergilendiği bir hayatı yalana çalma zamanı.

Bu hikaye kim için, kimin adına yazıldı, ne anlam ifade ediyor? Kimsenin umurunda olmayacak bu. Kimse tek cümlesini anlamayacak. yorum katamayacak.

En Acısı.. Evet En acısı belki hikayenin sahibi bile bunu anlamayacak. Anlayacak olmanın bir cesaretine girmeyecek belki.

Aşkı gömecek Yalan Bir hikayenin üzerine. Geçmişini, kendi gerçeğini serpecek üzerine. Nasıl diyecek? Neden diyecek. Renklerin gölgesinde inanacak bu hikayeye..

Hikayenin bir sahibi var. Ancak hikaye hiç bir zaman sahiplenilmeyecek. Kabullenilmeyecek. İnanılmış bir hikayenin sonuçlarını ömür boyu yaşayacak olmanın acısı ile bu hikaye Roman olarak yıllar sonra kitaba çevrilecek. Ancak o kitap yine basılmayacak.

Kalemden dökülen sözlerin denize sırdaş olması kadar hayatta doğru bir şeyin olmaması, hikayenin ikilisi tarafından ortak söylenen sözü olarak kalacak.

ve daha acısı ömürler kaldığı yerden tükenip gidecek..

Şimdi hikayeyi sonlandırma vakti.
tekrar kuyulara mı dönme vakti?
tekrar seni arama vakti…
Seni sensiz yaşama vakti.
 
Geri