Bir hata,yitip giden on hayat.!

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Benim doğduğum kasabada neredeyse her evde şair ve bestekar çıkar..Bizim büyüklerimizde böyleydi.Neredeyse köyde ölen veya günyüzü görmeyen herkes için bir ağıt yada besteler vardır..
Bu yetenek genetiksel bir faktör…

Şimdi gelelim saadete!

80’li yılların başında devlet bir karar alır ve sağlık personellerini kasabamıza yollarlar.amaçları bebeklere ve okul çağındaki çocuklara aşı yapıp onları griplerden korumaktı.Neyse o dönem aşı olan çocuklar bir kaç gün sonra terleme,kusma şikayetleriyle hastanelere sevkedilmişti.imkanı olanlar 40 km ötede yer alan devlet hastanesine gidip çocuklarını tedavi etmişlerdi..imkanı olmayanlarda veya bunu önemseyenlerin başına ebedi felç durumu oluşacaktı.Çoğu çocuk kurtuldu ve 10’a yakını sakat kalmıştı..Kimi diyor aşılar kasıtlı vurulmuştu kimi ise öyle denk geldi..Ve yine her zamanki gibi yapanın yanına kar kaldı.İşte onlardan biri tekerlekli sandalyeye bağlı Mehmet’in O eşsiz düzgün Türkçesiyle ve sayısız yazdığı makaleler,şiirler,felsefeci ruhu ile onun kaleminden bir eser bırakıyorum…
IMG_3239.jpeg

Bir sonbahar yaprağı gibi düşer umutlar,
Toprak, sessizce ıslanır gözyaşlarıyla.
Gecenin koynunda erir yıldızlar,
Her biri bir hıçkırık, her biri bir sızı.

Yollar bükülür kimsesiz acılara,
Ayak izleri kaybolur çamurda.
Her sofrada bir sandalye boş kalır,
Ve gülüşler, solgun bir resimde donar.

Çocukluğun sesi kuytularda boğulur,
Zaman, paslı bir makas gibi kırpar hayatı.
Anaların ağıtları bulutlara düşer,
Yağmur olur, yakar toprağın çıplak tenini.

Mezar taşları okur hikâyemizi ara ara,
Her isim bir acı, her tarih bir yangın.
Zaman bir cellat, ömürlerimiz mahkûm,
Her nefes bir çığlık, her umut bir kırık.

Anaların ağıtları yankılanır gecede,
Yıldızlar dökülür saçlarından hüzünle.
Toprak şişer acıyla, nehirler taşar,
Gökyüzü tutar elimizden düşen ahları.

Geceler, kırık camlardan sızan soğukla örter,
Umuda yorgan olur; yırtık, eski ve kirli.
Anaların gözlerinde söner kandiller,
Babasız beşikler sallanır sessizlikte.

Toprak bile utanır ayak izlerimizden,
Çünkü her adım bir mezara dokunur.
Gökyüzü çatlar içimizdeki yangından,
Ve yıldızlar söner birer birer.

Bir çocuk sorar: "Neden ıslak bu ekmek?"
Tuzlu bir cevap sızar annenin sessizliğinden.
Küllerinde arar insanlık yarını,
Bir damla suya hasret, kökleri kurumuş.

Aynalarda kırılan yüzlerimiz,
Birbirine benzeyen acıların resmini taşır.
Bir kuş öter belki, ama sesi yabancı,
Dilinde unutulmuş bir türkünün matemini taşır.

Ve böylece kalır geriye,
Kırık aynalardan süzülen bir ışık hüzmesi:
Her parça, kayıp bir hikâyenin izini,
Her toz tanesi, düşmüş bir umudun sessizliğini...
 
Geri