Şimdi, seninle yaşadığımız her şey, bizim hikayemizle birlikte denizin dibinde uyuyor.
Sessizce unutuluyor.
Bizim hikayemiz, asla yaşanamayacak şeyleriyle birlikte uyuyor.
Denizin dibinde, sessizce uyuyor.
Unutuluyor.
Asla gerçekleşmeyecek sevişmelerimiz;
Gidemeyeceğimiz şehirlerimiz;
İzleyemeyeceğimiz yıldızlarımız;
Birbirimize asla anlatamayacağımız günlerimizle birlikte.
Sessizce… Batık bir gemi gibi.
Biz kurtulduk, belki sağız, belki hayattayız, farklı yollara devam ediyoruz. (Çok şükür yaşıyorsun. Çok şükür ki hayattasın, çok şükür ki hala okuyor, yazıyor, düşünüyor ve bir yerlerde dimdik duruyorsun.)
Ama "biz" şimdi,
Denizin dibinde uyuyor.
Unutuluyor.
Bilmem hatırlar mısın, bir gün seninle bisiklet sürüyorduk ve önüme geçip ellerini havaya kaldırdın… Bağırdım arkandan: “Düşeceksin, dikkat eet! Bırakma ellerinii”
Sen sonra demiştin ki bana; "O an insan mutluluktan düşünemiyor bisikletten düşebileceğini, düşme ihtimalini”.
Şimdi anlıyorum. Şimdi çok iyi anlıyorum.
İnsan severken, sevgiliyken, mutluluktan düşünemiyor…
Gidebileceğini.
Gitme ihtimalini.
Ve keşke anlasaydım ve uyarabilseydim yine evet seni;
Gideceksin…
Gideceksiin dikkat et!
Bırakma ellerini.
Carpe.