Aleyna1
Gümüş Üye
-
- Katılım
- Ekim 13, 2014
-
- Mesajlar
- 5,966
-
- Tepkime puanı
- 212
-
- Puanları
- 318
Şuanda bir web site sahibi, hayatının bir kısmında (ya da halen) garsonluk yapmış/yapıyor. Herhangi bir restorana gelen herhangi bir müşteriye yani bize, nefis tavsiyelerde bulunmuş. Yeryüzündeki bütün restoranların birer kopyasının asılması gerek.
Rezervasyon yaptırın, rezervasyon yaptırdığı için henüz kimse ölmedi
Bir yere rezervasyon yaptırdıysanız vaktinde gidin. Erken veya daha geç değil. Türkiye'deki bir konser değil bu. Prodüksiyon vaktinde başlıyor. Hatta konserlere de vaktinde gidin. Müzisyenler saatlerdir orada, sahneye çıkmak için bekliyorlar. Ha organizatörler saati erken yazıyor, içki satmak için. Ama ‘konser saati’ de var afişte. Vaktinde gidin. Yiyin, için, müzik dinleyin, eğlenin…
Eğer rezervasyon yaptırmadığınız bir restoranda size yer yok diyorlarsa yoktur, “Hiç mi yok?” diye sorsanız da yoktur
Farz-ı muhal edelim, size arkadaşınız bir restorant önermiş, hatta eklemiş 'rezervasyon yaptır’ diye, yaptırmamışsınız. Kapıya geldiniz. 'Yer var mı’ diye sordunuz. 'Yok’ cevabını aldınız. Dönün arkanızı, (robot) Marvin edasıyla başınızı önünüze eğmenize gerek yok. Varoluşsal bir sorun değil bu. Başınız dik bir şekilde yürüyün. Başka, farklı, güzel yerler keşfedin. Siz arkadaşlarınıza önerin. 'Hiç mi yok’ demeyin. Yok'un güncel kullanımının altında başka mânâ aramak lüzumsuz. Ha isterseniz farklı bir zaman diliminde felsefe tartışması yaparız, 'hiç'ten 'yok’ yaratırız. Ama yer yok işte.
Yer olmayan restoranda bir masanın kalkmasını beklediniz diyelim, ne yiyeceğinize beklerken karar verin, hatta gerekirse sipariş verin
Yok'a yok, dediniz. 'İlle de bekleyeceğiz’. Masa boşalır, oturursunuz. Bu süreyi iyi değerlendirin. Neler var, neler bitmiş öğrenin. O kadar bekliyorsunuz, bari istediğinizi yiyin. Menüye bakın, hatta siparişinizi verin ki herkes mutlu olsun. Ki bence beklemeyin. Hayatta beklemekten daha fazla yapılacak güzel şeyler var.
Menüyü okuyun, isterseniz çağırın garson okusun, tek tek o var mı bu yok mu diye sormayın
Menüyü okuyun. Okumak sıkıcı geliyorsa, çağırın anlatalım. Yok illa okuyacağım diyorsanız önden içeceklerinizi söyleyin o sırada biz onları hazır edelim.
Aç olabilirsiniz, çok aç olabilirsiniz ama bir bakın etrafınıza; sizden çok var
'Çok aç’ olabilirsiniz. Ben de çok acıkırım. Özellikle tatil beldelerinde herkes çok aç. Önceden ufak bir şeyler atıştırın. Kan şekeri bu, düşer. Tek müşteri siz değilsiniz. Şöyle bir etrafa bakın. 'Empati silahı’ hâlâ icat edilmedi ama dünya sizin etrafınızda dönmüyor ne yazık ki. Bu arada dünya hakikaten sizin etrafınızda dönmüyor. Bunu bir yaşam biçimi olarak kabul edin.
Garsonun yönlendirmesine önem verin ama ondan karar vermesini beklemeyin, yemeği siz yiyeceksiniz
Bizim yönlendirmemize izin verin, ama sizin yerinize karar vermemizi istemeyin. Aslında kimsenin sizin yerinize karar vermesine izin de vermeyin. Bakın sonuç belli: Bir uzun. Damak zevki mühim bir şey. 'Siz ne seviyorsunuz, bize de ondan söyleyin’ deyince çok acayip şeyler olabilir.
İnsanın olduğu yerde hata olur, bir garson da siparişlerini unutabilir
Dünyanın merkezini hatırlıyor muyuz? Eveeet biz insanlar değildik. Ayrıca çok görmek isterim, hatta mümkünse keşke olsaydım ancak bildiğim kadarıyla aramızda saylonlar yok. Biz garsonlar, saylon hiç değiliz. Sizin gibi naçizane insanlarız. Unutabiliriz, yorulabiliriz, o gün moralimiz bozuktur, dalgın olabiliriz… Kendinizi yerlere sermeyin ama müdana göstermekten de kaçınmayın.
Hesap geldiğinde hata aramak için müfettiş kesilmeyin, hesap yapmak da işin bir parçası, rahat olun
Biz 'şu kadar para verdiniz’ ama yine de kontrol edelim, dediğimizde alınmayın veyahut üstünlük sergilemeyin. 'Şu kadar para koyduk, üstünü karttan çekin’ dediğiniz zaman tam hesaplayarak o işlemi yapıyoruz. Hatta hesap makinası hesaplıyor. Yok ben şu kadar vermiştim, sen onu alıp üstünü tamamlamıştın, diyerek içsel hesaba girince ana hesap kaçıyor. Rahat olun. Hesap da bizim işimizin parçası. İnanmazsınız ama aramızda matematik mühendisi bile olabilir.
Bahşiş bırakın, 100 lira hesap ödüyorsanız 10 TL bahşiş bırakın, siz batmazsınız, garson zengin olmaz ama mutlu olur
Diyelim ki dört kişi yemek yediniz, içtiniz. Çok da keyif aldınız. Farz edelim bir meyhanedesiniz kelle başı 90-100TL bir hesap geldi. Kişi başı 10TL fazladan karttan çektirseniz, nakit bıraksanız hiçbirinizin bütçesine bir şey olmaz ama biz haftayı güzel geçiririz. Birçok yerde bahşiş vermemek kabalıktır, emeğe saygısızlıktır. Toplumumuzda bahşiş verip vermemeyi sormak, 'karttan çekebiliyor muyuz’ diye sormak ayıp gibi algılanıyor. Değil. Emeğin karşılığını veriyorsunuz. Rahat olun. Pek alışık değiliz emeğin hakkını alıp vermeye ama bu daha başlangıç! Karşılığında aldığınız güleryüzü her yere taşıyın, paylaşın. Birlikte daha mutlu olacağız.
Gecenin bir yarısı, restoranda kalan son iki masaysanız ve kapanma saati gelmişse, kalkın gidin kendinize sövdürtmeyin!
Son iki masa olmamaya gayret gösterin. O son iki masa büyük girdap. Nasıl çıkacağınızı bilemezsiniz. Bakarsınız arkaya daha oturuyorlardır. Dersiniz ki 'daha onlar var, rahatız’. Tam o sırada diğer masada da aynı konuşma dönüyordur. Bir Buñuel filmine sıkışmış gibi masaya yapışırsınız. Siz kalkmayınca diğer masa da kalkmaz. E iki masa kalkmayınca biz de evimize gidemiyoruz. Kalkın, valla her şey tadında güzel.
E pek tabi, biz de bunların karşılığında tüm güleryüzümüzle size en iyi servisi sunmaya devam edeceğiz. Bizi çok takmayın ama unutmayın biz de insanız.
Ve unutmayın garsonlar robotunuz ya da hizmetçiniz değil, size servis vermekle görevli çalışanlardır.
Rezervasyon yaptırın, rezervasyon yaptırdığı için henüz kimse ölmedi
Bir yere rezervasyon yaptırdıysanız vaktinde gidin. Erken veya daha geç değil. Türkiye'deki bir konser değil bu. Prodüksiyon vaktinde başlıyor. Hatta konserlere de vaktinde gidin. Müzisyenler saatlerdir orada, sahneye çıkmak için bekliyorlar. Ha organizatörler saati erken yazıyor, içki satmak için. Ama ‘konser saati’ de var afişte. Vaktinde gidin. Yiyin, için, müzik dinleyin, eğlenin…
Eğer rezervasyon yaptırmadığınız bir restoranda size yer yok diyorlarsa yoktur, “Hiç mi yok?” diye sorsanız da yoktur
Farz-ı muhal edelim, size arkadaşınız bir restorant önermiş, hatta eklemiş 'rezervasyon yaptır’ diye, yaptırmamışsınız. Kapıya geldiniz. 'Yer var mı’ diye sordunuz. 'Yok’ cevabını aldınız. Dönün arkanızı, (robot) Marvin edasıyla başınızı önünüze eğmenize gerek yok. Varoluşsal bir sorun değil bu. Başınız dik bir şekilde yürüyün. Başka, farklı, güzel yerler keşfedin. Siz arkadaşlarınıza önerin. 'Hiç mi yok’ demeyin. Yok'un güncel kullanımının altında başka mânâ aramak lüzumsuz. Ha isterseniz farklı bir zaman diliminde felsefe tartışması yaparız, 'hiç'ten 'yok’ yaratırız. Ama yer yok işte.
Yer olmayan restoranda bir masanın kalkmasını beklediniz diyelim, ne yiyeceğinize beklerken karar verin, hatta gerekirse sipariş verin
Yok'a yok, dediniz. 'İlle de bekleyeceğiz’. Masa boşalır, oturursunuz. Bu süreyi iyi değerlendirin. Neler var, neler bitmiş öğrenin. O kadar bekliyorsunuz, bari istediğinizi yiyin. Menüye bakın, hatta siparişinizi verin ki herkes mutlu olsun. Ki bence beklemeyin. Hayatta beklemekten daha fazla yapılacak güzel şeyler var.
Menüyü okuyun, isterseniz çağırın garson okusun, tek tek o var mı bu yok mu diye sormayın
Menüyü okuyun. Okumak sıkıcı geliyorsa, çağırın anlatalım. Yok illa okuyacağım diyorsanız önden içeceklerinizi söyleyin o sırada biz onları hazır edelim.
Aç olabilirsiniz, çok aç olabilirsiniz ama bir bakın etrafınıza; sizden çok var
'Çok aç’ olabilirsiniz. Ben de çok acıkırım. Özellikle tatil beldelerinde herkes çok aç. Önceden ufak bir şeyler atıştırın. Kan şekeri bu, düşer. Tek müşteri siz değilsiniz. Şöyle bir etrafa bakın. 'Empati silahı’ hâlâ icat edilmedi ama dünya sizin etrafınızda dönmüyor ne yazık ki. Bu arada dünya hakikaten sizin etrafınızda dönmüyor. Bunu bir yaşam biçimi olarak kabul edin.
Garsonun yönlendirmesine önem verin ama ondan karar vermesini beklemeyin, yemeği siz yiyeceksiniz
Bizim yönlendirmemize izin verin, ama sizin yerinize karar vermemizi istemeyin. Aslında kimsenin sizin yerinize karar vermesine izin de vermeyin. Bakın sonuç belli: Bir uzun. Damak zevki mühim bir şey. 'Siz ne seviyorsunuz, bize de ondan söyleyin’ deyince çok acayip şeyler olabilir.
İnsanın olduğu yerde hata olur, bir garson da siparişlerini unutabilir
Dünyanın merkezini hatırlıyor muyuz? Eveeet biz insanlar değildik. Ayrıca çok görmek isterim, hatta mümkünse keşke olsaydım ancak bildiğim kadarıyla aramızda saylonlar yok. Biz garsonlar, saylon hiç değiliz. Sizin gibi naçizane insanlarız. Unutabiliriz, yorulabiliriz, o gün moralimiz bozuktur, dalgın olabiliriz… Kendinizi yerlere sermeyin ama müdana göstermekten de kaçınmayın.
Hesap geldiğinde hata aramak için müfettiş kesilmeyin, hesap yapmak da işin bir parçası, rahat olun
Biz 'şu kadar para verdiniz’ ama yine de kontrol edelim, dediğimizde alınmayın veyahut üstünlük sergilemeyin. 'Şu kadar para koyduk, üstünü karttan çekin’ dediğiniz zaman tam hesaplayarak o işlemi yapıyoruz. Hatta hesap makinası hesaplıyor. Yok ben şu kadar vermiştim, sen onu alıp üstünü tamamlamıştın, diyerek içsel hesaba girince ana hesap kaçıyor. Rahat olun. Hesap da bizim işimizin parçası. İnanmazsınız ama aramızda matematik mühendisi bile olabilir.
Bahşiş bırakın, 100 lira hesap ödüyorsanız 10 TL bahşiş bırakın, siz batmazsınız, garson zengin olmaz ama mutlu olur
Diyelim ki dört kişi yemek yediniz, içtiniz. Çok da keyif aldınız. Farz edelim bir meyhanedesiniz kelle başı 90-100TL bir hesap geldi. Kişi başı 10TL fazladan karttan çektirseniz, nakit bıraksanız hiçbirinizin bütçesine bir şey olmaz ama biz haftayı güzel geçiririz. Birçok yerde bahşiş vermemek kabalıktır, emeğe saygısızlıktır. Toplumumuzda bahşiş verip vermemeyi sormak, 'karttan çekebiliyor muyuz’ diye sormak ayıp gibi algılanıyor. Değil. Emeğin karşılığını veriyorsunuz. Rahat olun. Pek alışık değiliz emeğin hakkını alıp vermeye ama bu daha başlangıç! Karşılığında aldığınız güleryüzü her yere taşıyın, paylaşın. Birlikte daha mutlu olacağız.
Gecenin bir yarısı, restoranda kalan son iki masaysanız ve kapanma saati gelmişse, kalkın gidin kendinize sövdürtmeyin!
Son iki masa olmamaya gayret gösterin. O son iki masa büyük girdap. Nasıl çıkacağınızı bilemezsiniz. Bakarsınız arkaya daha oturuyorlardır. Dersiniz ki 'daha onlar var, rahatız’. Tam o sırada diğer masada da aynı konuşma dönüyordur. Bir Buñuel filmine sıkışmış gibi masaya yapışırsınız. Siz kalkmayınca diğer masa da kalkmaz. E iki masa kalkmayınca biz de evimize gidemiyoruz. Kalkın, valla her şey tadında güzel.
E pek tabi, biz de bunların karşılığında tüm güleryüzümüzle size en iyi servisi sunmaya devam edeceğiz. Bizi çok takmayın ama unutmayın biz de insanız.
Ve unutmayın garsonlar robotunuz ya da hizmetçiniz değil, size servis vermekle görevli çalışanlardır.