K
Külkedisi
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Sanki doğduğumdan beri bu kafenin merdivenlerine oturmuş bekliyordum. Sigaramdan son bir nefes çekip fırlattım. Anlamıştım. Gelmeyecekti. Aptal gibi hissettim birden kendimi. Sahi, neyi bekliyordum ben burada merdivenlere oturmuş? Ne geçmişti aklımdan? Arkamdan koşup bana sarılışı. Dudaklarının baştan çıkartıcı ıslak sıcaklığı..
Herzamanki gibi öğleden sonra baş ağrıları içinde uyanıp telefonumdaki cevapsız çağrılara baktım. Nedense insanlar tam da ben uyurken bana ihtiyaç duyuyorlardı. Ya da ben tam da bana ihtiyaç duydukları anlarda uyuyordum. Ya da ortada insanların gündüz yaşadığı gibi bir gerçek vardı.
Sendeleyerek kalkıp üzerime birşeyler geçirdim. Masama baktım, birkaç şiir, boş şişeler ve boş bir sigara paketi. Boş bir sigara paketi mi! “Lanet olsun!” dedim. “Sabahları kalkar kalkmaz bitane yakmaya bayıldığımı biliyorsun!” diye bağırdım. “Neden bitirdin sigarayı!” Durdum.. Yalnızdım. Alıştığım sabah kavgaları yoktu artık. Kimse de bitirmemişti sigaramı. Sigaramın bitmediğine üzüldüğüm başka bir sabah daha hatırlamıyorum..
“Doğru ya..” dedim yüksek sesle. Elime masadaki şiirleri aldım. “Ben bunları kime yazdım.. Salak kafam..”
Bu sefer herzamankinden çok cevapsız verdı telefonda. Neden acaba? Kimlerin aradığına bakarken sanki bir anda uyandım. Lanet olsun! Bu gün onunla ve üç-beş dostumla buluşacaktım. Saate baktım.. Telefonumda bu kadar cevapsız çağrı oluşunun nedeni ortadaydı işte: Geç kalmıştım. Kaynakwh webhatti.com:
Paketi cebime koyup hemen dışarı attım kendimi. HSangi cafe’de olduklarını biliyordum. Beş dakika içerisinde ayık bir şekilde karşılarındaydım. Korkacak bir şey yoktu neyseki. Hepsi beni tanıyan insanlardı. Alınmamışlardı. Bir sandalye çektim. Çocuklarla selamlaştık, o da oradaydı. Birbirimizi “hayatımız boyunca el sıkışamayacak kadar iyi” tanıyorduk. Sarılıp öpüştük. Yanak yanağa! Buna alışmam vaktimi alacaktı anlaşılan.. Kadınların sevmediğim yanlarından biri de buydu: Çok profösyöneldiler. O hiç zorluk çekmemişti yanağını benimkine yaslarken.
Birden masadaki muhabbetin yönü bana kaydı. Ama muhabbete dahil olmayan masadaki tek kişiydim.
“Naber ağbi?”
“Nasıl olsun, sarhoş..”
“Çok içiyo..”
“İçmese o kadar yazamaz zaten..”
“Ama çok içiyo..”
“Ya bize ne çok içiyosa?”
“Yeni yazı yazdın mı?”
“Yazmıştır kesin, ama okutmaz şimdi..”
“Nağber abi?”
“Ama hakkaten çok içiyo canım..”
“Yazılar..”
“Nağber...” onun sesi..
“Alko..”
“Yazı..”
“Sonra geçen gece ne yaptı biliyor musu...”
Bir sigara çıkarıp yaktım. En sevmediğim özelliğim buydu. Olaylar benim hakkımda bile olsa ben kesinlikle bunun bir parçası olamıyordum.
Bu böyle bir on dakika kadar daha sürdü. Herkes bir şeyler hakkında behsediyor ve kimse kimsenin ne dediğini duymuyordu.
“Bence Lovecraft en büyük Gothic/korku yazarıdır..”
“Bırak canım, Bush pisliğin teki..”
“Sonra adama dedim ki:”
“Global ısınma yüzünden bir gün tüm dünya yok olacak.”
“Evet ama bunda Hemingway’in katkısı yadsınamaz!”
“Ben şahsen operadan nefret ederim!”
Korkunçtu. Bir cümleler denizindeydim ve yüzmeyi bilmiyordum. Sürekli ona bakıyordum. Daha da güzelleşmişti geçen zamanda. Yazdığım şiirlerden ve hikayelerden haberi bile yoktu. Olsa birşeyler değişir miydi acaba? “Sanmıyorum” diye homurdandım.
Ve kalabalık sanki ömürleri boyunca benim bu sözümü beklemişler gibi bir anda sustu ve bana baktı. Hepsi birden. Bakışlarıyla yargılıyorlardı beni. Bir-ikisi idam etmişlerdi bile çoktan. Sonra “o” döndü ve hepsinin kafalarındaki soruyu sordu:
“Neden konuşmuyorsun? Bir şeye mi sıkıldın?”
“Hayır, sadece eski sevgililerimle buluşmayı sevmem...” Fazla açık konuşmuştum gene. Bakışlardaki giyotinler inmişti: “Ne kadar da dar görüşlü bir adam...” “Çok fazla tabusu var, hiç geniş değil..” diye düşündüklerini anlamam için kafalarının üzerlerinde baloncuklar olmasına gerek yoktu.
“Ama yine de birşeyler konuşabilirsin nezaketen!” “O” söylemişti. Belden aşağı bir darbeydi. Şimdi de hepsinin gözünde kaba olmuştum. Ne kadar haksız olduklarını düşünmek istemiyordum.. Kolundan sertçe kavradım onu. Ayağa kaldırdım. Herkes “bize” bakıyordu. “Biz” olmak için pek de ideal bir davranış değildi galiba. Kaynakwh webhatti.com:
“Bir dakika müsaade edin lütfen.” dedim. Kim demiş? Hiç de kaba biri değildim doğrusu.
Kolundan çekip kafeden çıktım. Apartmanın içindeki merdivenlerdeydik. Onu duvara dayadım.
“Neden eski sevgililerimle buluşmayı sevmem biliyor musun?” dedim.
“Neden?” sesi korkudan mı şehvetten mi titredi bilemiyordum.
“Çünkü oradayken tek düşünebildiğim seni öpmekti!”
Bunları söyler söylemez aşağıya doğru koştum, kapıyı çarptım ve çıktım. Merdivenlere geçtim, oturdum ve bir sigara yaktım. Ve beklemeye başladım. Filmlerdeki gibi. Birazdan kapı açılacak. O koşarak gelecek, bana sarılacak ve sonsuza kadar mutlu olacaktık.
Sanki doğduğumdan beri bu kafenin merdivenlerine oturmuş bekliyordum. Sigaramdan son bir nefes çekip fırlattım. Anlamıştım. Gelmeyecekti. Aptal gibi hissettim birden kendimi. Sahi, neyi bekliyordum ben burada merdivenlere oturmuş? Ne geçmişti aklımdan? Arkamdan koşup bana sarılışı. Dudaklarının baştan çıkartıcı ıslak sıcaklığı..
Paketime baktım: Bitmişti. “Lanet olsun!” diye bağırdım. “Neden bitirdin sigarayı!”
Ve sokaktan geçenler şaşkın şaşkın bana bakarlarken aralarına karıştım...
Herzamanki gibi öğleden sonra baş ağrıları içinde uyanıp telefonumdaki cevapsız çağrılara baktım. Nedense insanlar tam da ben uyurken bana ihtiyaç duyuyorlardı. Ya da ben tam da bana ihtiyaç duydukları anlarda uyuyordum. Ya da ortada insanların gündüz yaşadığı gibi bir gerçek vardı.
Sendeleyerek kalkıp üzerime birşeyler geçirdim. Masama baktım, birkaç şiir, boş şişeler ve boş bir sigara paketi. Boş bir sigara paketi mi! “Lanet olsun!” dedim. “Sabahları kalkar kalkmaz bitane yakmaya bayıldığımı biliyorsun!” diye bağırdım. “Neden bitirdin sigarayı!” Durdum.. Yalnızdım. Alıştığım sabah kavgaları yoktu artık. Kimse de bitirmemişti sigaramı. Sigaramın bitmediğine üzüldüğüm başka bir sabah daha hatırlamıyorum..
“Doğru ya..” dedim yüksek sesle. Elime masadaki şiirleri aldım. “Ben bunları kime yazdım.. Salak kafam..”
Bu sefer herzamankinden çok cevapsız verdı telefonda. Neden acaba? Kimlerin aradığına bakarken sanki bir anda uyandım. Lanet olsun! Bu gün onunla ve üç-beş dostumla buluşacaktım. Saate baktım.. Telefonumda bu kadar cevapsız çağrı oluşunun nedeni ortadaydı işte: Geç kalmıştım. Kaynakwh webhatti.com:
Paketi cebime koyup hemen dışarı attım kendimi. HSangi cafe’de olduklarını biliyordum. Beş dakika içerisinde ayık bir şekilde karşılarındaydım. Korkacak bir şey yoktu neyseki. Hepsi beni tanıyan insanlardı. Alınmamışlardı. Bir sandalye çektim. Çocuklarla selamlaştık, o da oradaydı. Birbirimizi “hayatımız boyunca el sıkışamayacak kadar iyi” tanıyorduk. Sarılıp öpüştük. Yanak yanağa! Buna alışmam vaktimi alacaktı anlaşılan.. Kadınların sevmediğim yanlarından biri de buydu: Çok profösyöneldiler. O hiç zorluk çekmemişti yanağını benimkine yaslarken.
Birden masadaki muhabbetin yönü bana kaydı. Ama muhabbete dahil olmayan masadaki tek kişiydim.
“Naber ağbi?”
“Nasıl olsun, sarhoş..”
“Çok içiyo..”
“İçmese o kadar yazamaz zaten..”
“Ama çok içiyo..”
“Ya bize ne çok içiyosa?”
“Yeni yazı yazdın mı?”
“Yazmıştır kesin, ama okutmaz şimdi..”
“Nağber abi?”
“Ama hakkaten çok içiyo canım..”
“Yazılar..”
“Nağber...” onun sesi..
“Alko..”
“Yazı..”
“Sonra geçen gece ne yaptı biliyor musu...”
Bir sigara çıkarıp yaktım. En sevmediğim özelliğim buydu. Olaylar benim hakkımda bile olsa ben kesinlikle bunun bir parçası olamıyordum.
Bu böyle bir on dakika kadar daha sürdü. Herkes bir şeyler hakkında behsediyor ve kimse kimsenin ne dediğini duymuyordu.
“Bence Lovecraft en büyük Gothic/korku yazarıdır..”
“Bırak canım, Bush pisliğin teki..”
“Sonra adama dedim ki:”
“Global ısınma yüzünden bir gün tüm dünya yok olacak.”
“Evet ama bunda Hemingway’in katkısı yadsınamaz!”
“Ben şahsen operadan nefret ederim!”
Korkunçtu. Bir cümleler denizindeydim ve yüzmeyi bilmiyordum. Sürekli ona bakıyordum. Daha da güzelleşmişti geçen zamanda. Yazdığım şiirlerden ve hikayelerden haberi bile yoktu. Olsa birşeyler değişir miydi acaba? “Sanmıyorum” diye homurdandım.
Ve kalabalık sanki ömürleri boyunca benim bu sözümü beklemişler gibi bir anda sustu ve bana baktı. Hepsi birden. Bakışlarıyla yargılıyorlardı beni. Bir-ikisi idam etmişlerdi bile çoktan. Sonra “o” döndü ve hepsinin kafalarındaki soruyu sordu:
“Neden konuşmuyorsun? Bir şeye mi sıkıldın?”
“Hayır, sadece eski sevgililerimle buluşmayı sevmem...” Fazla açık konuşmuştum gene. Bakışlardaki giyotinler inmişti: “Ne kadar da dar görüşlü bir adam...” “Çok fazla tabusu var, hiç geniş değil..” diye düşündüklerini anlamam için kafalarının üzerlerinde baloncuklar olmasına gerek yoktu.
“Ama yine de birşeyler konuşabilirsin nezaketen!” “O” söylemişti. Belden aşağı bir darbeydi. Şimdi de hepsinin gözünde kaba olmuştum. Ne kadar haksız olduklarını düşünmek istemiyordum.. Kolundan sertçe kavradım onu. Ayağa kaldırdım. Herkes “bize” bakıyordu. “Biz” olmak için pek de ideal bir davranış değildi galiba. Kaynakwh webhatti.com:
“Bir dakika müsaade edin lütfen.” dedim. Kim demiş? Hiç de kaba biri değildim doğrusu.
Kolundan çekip kafeden çıktım. Apartmanın içindeki merdivenlerdeydik. Onu duvara dayadım.
“Neden eski sevgililerimle buluşmayı sevmem biliyor musun?” dedim.
“Neden?” sesi korkudan mı şehvetten mi titredi bilemiyordum.
“Çünkü oradayken tek düşünebildiğim seni öpmekti!”
Bunları söyler söylemez aşağıya doğru koştum, kapıyı çarptım ve çıktım. Merdivenlere geçtim, oturdum ve bir sigara yaktım. Ve beklemeye başladım. Filmlerdeki gibi. Birazdan kapı açılacak. O koşarak gelecek, bana sarılacak ve sonsuza kadar mutlu olacaktık.
Sanki doğduğumdan beri bu kafenin merdivenlerine oturmuş bekliyordum. Sigaramdan son bir nefes çekip fırlattım. Anlamıştım. Gelmeyecekti. Aptal gibi hissettim birden kendimi. Sahi, neyi bekliyordum ben burada merdivenlere oturmuş? Ne geçmişti aklımdan? Arkamdan koşup bana sarılışı. Dudaklarının baştan çıkartıcı ıslak sıcaklığı..
Paketime baktım: Bitmişti. “Lanet olsun!” diye bağırdım. “Neden bitirdin sigarayı!”
Ve sokaktan geçenler şaşkın şaşkın bana bakarlarken aralarına karıştım...