Gereklilikler köreltiyor ruhları.
Kendimizi kaybedip biryer kapmaya çalışırken toplum trenindenboynumuza geçirilen yularlara direnmez oluyoruz.
Dışlanmamakhorgörülmemek ve kabul edilebilmek uğruna kendimizden oluyoruz.
Aslında ne istediğimizi düşünmez olupsürünün gerekliliklerini karakter ediniyoruz.
Aslında bize hiç komik gelmeyen bir şeye kahkahalar atmaya başlayıpkibritçi kızın üşüyen ayaklarından gözlerimizi kaçırıyoruz.
Mantığın imbiğinden geçelim derkenruhumuzu diğer tarafta bırakıyoruz.
Suyu sıkılmış posalar gibi bezginişe yaramaz geziniyoruz.
Rollerimizi ezberleyipsınırlarımızı kalınlaştırıyoruz.Kalıplarımız ı çatlatmamaya çalışırken içimizden hep aynı cümleyi tekrarlıyoruz..;’Sürüden ayrılanı kurt kapar.’
Özgürlüğü hem özlerhem de ondan korkar oluyoruz.
Aykırı olmaklaözgür olmak arasındaki farkı unutuyoruz.
İçimizde bizi gıdıklayan çocuğu susturdukça aslında hayatı küstürdüğümüzü farkedemiyoruz.
Umutları hep yarınların kanatlarında geleceğe uçuruyoruzarkasından yetişip yetişemeyeceğimizi hesap etmeden.
Şanskaderkısmet derken elimizden kaçan fırsatlaraaşklara ve küçük mutluluklara bakakalıyoruz.Yine gelir nasılsa derkengeleceğe pişmanlığın kanadında bir umut daha uçurduğumuzu-kaçırdığımızı-farketmek istemiyoruz.Farkettiğimizde ‘benden geçti artık’ diyerek hayatımızda elimize geçen en büyük fırsatı da kaçırmış oluyoruz;hayatın anlamına bir adım daha yaklaşma ve akışını değiştirebilme fırsatını…
O ana dek uçurduğumuz tüm umutlara arkamızı dönüpölüme çeviriyoruz yüzümüzü..ve varlığından bile emin olmadığımız başka bir dünyaya yollamaya başlıyoruz;işleyemediğimiz günahlarınyaşayamadığımız anların özrünü..
Ve son bir çabayla yaşamayı reddettiğimiz her mutluluk için kendimizi affedebilmeyi umut ediyoruz…
Kendimizi kaybedip biryer kapmaya çalışırken toplum trenindenboynumuza geçirilen yularlara direnmez oluyoruz.
Dışlanmamakhorgörülmemek ve kabul edilebilmek uğruna kendimizden oluyoruz.
Aslında ne istediğimizi düşünmez olupsürünün gerekliliklerini karakter ediniyoruz.
Aslında bize hiç komik gelmeyen bir şeye kahkahalar atmaya başlayıpkibritçi kızın üşüyen ayaklarından gözlerimizi kaçırıyoruz.
Mantığın imbiğinden geçelim derkenruhumuzu diğer tarafta bırakıyoruz.
Suyu sıkılmış posalar gibi bezginişe yaramaz geziniyoruz.
Rollerimizi ezberleyipsınırlarımızı kalınlaştırıyoruz.Kalıplarımız ı çatlatmamaya çalışırken içimizden hep aynı cümleyi tekrarlıyoruz..;’Sürüden ayrılanı kurt kapar.’
Özgürlüğü hem özlerhem de ondan korkar oluyoruz.
Aykırı olmaklaözgür olmak arasındaki farkı unutuyoruz.
İçimizde bizi gıdıklayan çocuğu susturdukça aslında hayatı küstürdüğümüzü farkedemiyoruz.
Umutları hep yarınların kanatlarında geleceğe uçuruyoruzarkasından yetişip yetişemeyeceğimizi hesap etmeden.
Şanskaderkısmet derken elimizden kaçan fırsatlaraaşklara ve küçük mutluluklara bakakalıyoruz.Yine gelir nasılsa derkengeleceğe pişmanlığın kanadında bir umut daha uçurduğumuzu-kaçırdığımızı-farketmek istemiyoruz.Farkettiğimizde ‘benden geçti artık’ diyerek hayatımızda elimize geçen en büyük fırsatı da kaçırmış oluyoruz;hayatın anlamına bir adım daha yaklaşma ve akışını değiştirebilme fırsatını…
O ana dek uçurduğumuz tüm umutlara arkamızı dönüpölüme çeviriyoruz yüzümüzü..ve varlığından bile emin olmadığımız başka bir dünyaya yollamaya başlıyoruz;işleyemediğimiz günahlarınyaşayamadığımız anların özrünü..
Ve son bir çabayla yaşamayı reddettiğimiz her mutluluk için kendimizi affedebilmeyi umut ediyoruz…