BirDevrinSonu
Üye
-
- Katılım
- Ocak 10, 2010
-
- Mesajlar
- 38,599
-
- Tepkime puanı
- 3,179
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Napıcan ?
Geceleri balkonda ışığın etrafını alan pervane böceklerini fark etmiş miydik
hiç?
Ya onların aşk uğruna yaşadıklarını bilir miyiz? Yani pervanenin mum
ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini…
Aşk bir farkına varış, bir idrak
seviyesidir… 'Aşk odu önce ma'şuka, andan âşıka düşer.' derler, malum.
Yani
aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş
yanmalı ki pervane onun
etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra
aşkının farkına varsın… Pervane aşkını ispat edebilmek için
gördüğü anda
ışığı, etrafında dönmeye başlar. Bir cezbedir bu. Bu cezbenin gittikçe daralan
bir çemberi vardır.
Işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından
dönmek ister. Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak
tanıyan pervane,
onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi
daraltıyor.
Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor,
coşkusu artıyor. Coşkusu arttıkça da cesareti artıyor.
Aşk cesaret işidir,
neticede. Ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. İlk lezzettir
işte o acı.
Acı verir, yakar içini. Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider
ki, daha fazla dönmeye başlar.
Acı ve lezzet… Birbirine zıt bu iki duygunun
bir arada olması nasıl mümkün… İşte bu noktada,
azabın ve acının lezzet
olmasındaki sırrı yakalamak gerek.
Azap kelimesi azp kelimesinden
türüyor. Azp lezzet demek. Azabın ne olduğunu buna göre ölçün ve düşünün.
İşte kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar; fakat
öyle bir lezzettir ki o azap…
Bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş
yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar.
Bu sefer daha büyük bir
cesaretle kendini ateşe atarcasına gider ışığı kucaklar.
Ve burada ateş
pervaneyi yakar kavurur. Bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür.
Artık pervane 'hakkal yakin' biliyordur vuslatı. Bu fenadır. Bu canını
verdiği noktadır.
Mumun bundan haberi bile yoktur belki. Olmasına da gerek
yoktur. Bu pervanenin aşkıdır çünkü.
Aşkı uğruna can veren pervanenin aşkı.
Ama öbür taraftan mum da yanar. Onun aşkı da, acısı da kendincedir.
Önce can
ipliğine bir ateş düşer ve yanmaya başlar mum… Sonra içindeki o yangını
söndürmek için gözyaşı döker.
Ateşi su söndürür çünkü. Ama mumun gözyaşları
onun ateşine daha da bir güç verir, elemi arttıkça artar.
Ve erir can ipi,
sevgilinin yolunda yok olana dek…
hiç?
Ya onların aşk uğruna yaşadıklarını bilir miyiz? Yani pervanenin mum
ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini…
Aşk bir farkına varış, bir idrak
seviyesidir… 'Aşk odu önce ma'şuka, andan âşıka düşer.' derler, malum.
Yani
aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş
yanmalı ki pervane onun
etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra
aşkının farkına varsın… Pervane aşkını ispat edebilmek için
gördüğü anda
ışığı, etrafında dönmeye başlar. Bir cezbedir bu. Bu cezbenin gittikçe daralan
bir çemberi vardır.
Işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından
dönmek ister. Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak
tanıyan pervane,
onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi
daraltıyor.
Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor,
coşkusu artıyor. Coşkusu arttıkça da cesareti artıyor.
Aşk cesaret işidir,
neticede. Ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. İlk lezzettir
işte o acı.
Acı verir, yakar içini. Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider
ki, daha fazla dönmeye başlar.
Acı ve lezzet… Birbirine zıt bu iki duygunun
bir arada olması nasıl mümkün… İşte bu noktada,
azabın ve acının lezzet
olmasındaki sırrı yakalamak gerek.
Azap kelimesi azp kelimesinden
türüyor. Azp lezzet demek. Azabın ne olduğunu buna göre ölçün ve düşünün.
İşte kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar; fakat
öyle bir lezzettir ki o azap…
Bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş
yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar.
Bu sefer daha büyük bir
cesaretle kendini ateşe atarcasına gider ışığı kucaklar.
Ve burada ateş
pervaneyi yakar kavurur. Bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür.
Artık pervane 'hakkal yakin' biliyordur vuslatı. Bu fenadır. Bu canını
verdiği noktadır.
Mumun bundan haberi bile yoktur belki. Olmasına da gerek
yoktur. Bu pervanenin aşkıdır çünkü.
Aşkı uğruna can veren pervanenin aşkı.
Ama öbür taraftan mum da yanar. Onun aşkı da, acısı da kendincedir.
Önce can
ipliğine bir ateş düşer ve yanmaya başlar mum… Sonra içindeki o yangını
söndürmek için gözyaşı döker.
Ateşi su söndürür çünkü. Ama mumun gözyaşları
onun ateşine daha da bir güç verir, elemi arttıkça artar.
Ve erir can ipi,
sevgilinin yolunda yok olana dek…