Bilmediğimiz o kadar çok şey var ki!

  • Kullanıcı Friend
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Bunları Biliyor musunuz? Arşiv
Konu sahibi son olarak 2223 gün önce görüldü
Fikir ve yazı hayatım içinde 'çeviri' eleştirileri oldukça geniş bir yer işgal eder. Bu sadece bendenizin değil, Türkiye'nin de kaderi. Çeviriler üzerinden düşünen bir toplumuz; doğu ve batı dillerinden yapılan çeviriler üzerinden... İngilizce düşünüyoruz. Türkçe düşünmüyoruz, Türkçe içinde, Türkçe aracılığıyla düşünmüyoruz. Dileyen üzerine alınabilir: Biz, gerçekte, pek düşünmüyoruz.

Sebep, bugünkü Türkçe'nin, bir şeyin devamı olmaması. Dilimiz gibi, düşüncemiz de bir şeyin devamı değil ne yazık ki. Müziğimiz de, mimarimiz de...

Türk düşünce ve sanatını kanatlandırabilecek bir Türkçe, her şeyden evvel Osmanlıca'nın hayr'ul-halefi olmak zorunda. Eğer bir şeyin devamı olmak istiyorsa... Eğer ne yapıp edip zengin bir mirasın imkânlarından yararlanmak istiyorsa...

Düzeysiz sadeleştirme teşebbüsleri, bu imkânların heder edilmesinden başka bir mânâ ifade etmiyor benim nezdimde. Osmanlıca ilmî ve edebî metinler henüz adam gibi Latin harflerine aktarılmamışken, alelacele kotarılmış sadeleştirmelerle dilimizin kaynaklarını kurutmak, sû-i kasd'dan öte bir mânâ taşımaz.

* * *
Geçen haftalarda bu sütunda böylesi bir suikast timsalini, Mehmed Akif Ersoy'un Safahat'ının başarısız bir sadeleştirmesini gelişigüzel birkaç misâl vermek suretiyle teşhir ve tenkid etmiştim. Hem de "siyasî ve ticarî bilmişliklerin düşünce ve sanata ilişen, ilişmekle kalmayıp düşünce ve sanat üzerinden iktidar devşiren o meşum elini hararetle sıkmam beklenmemeli benden..." diyerek.

Sadeleştirme sahibi Kemal Bek'ten bir cevap geldi.

"Sayın Cündioğlu, yazınızı hangi ruh hâliyle yazdığınızı doğaldır ki bilemiyorum; ama nedeni ne olursa olsun emeğe saygı duymayan, tepeden bakan, benbenci, kibirli bir ruh hâli olduğu kesin!" demişler, sonra da bakınız nasıl da tevazu göstermişler:

1. Birinci maddedeki "ilhâd" sözcüğü ve "heykel-i ikrâr" tamlaması konusundaki eleştiriniz doğrudur; benim metnimde de eleştiriniz doğrultusunda düzetildi.

2. Üçüncü maddedeki, "Bütün kebâire tiryâkî bir kopuk tanırım..." dizesindeki "kebâir" sözcüğünün çevirisine getirdiğiniz eleştiri doğru; benim metnimde düzeltildi.

3. Dördüncü maddedeki "İstemem, dursun o pâyânsız mefâhir bir yana..." dizesindeki "pâyânsız" sözcüğünün çevirisine getirdiğiniz eleştiri doğru; benim metnimde düzeltildi.

4. Yedinci maddedeki, «Bu cebhe fecr-i ezelden örülmüş olsa gerek;» dizesindeki "fecr-i ezel" tamlamasının, "bezm-i ezel" terimi de düşünülecek olursa, ne anlama geldiği kolayca anlaşılıyor. Benim, çevirimde kullandığım "eskiden beri" sözcüklerinin doğru ama yetersiz olduğu da açık. "Bezm-i ezel, hilkatin/yaratılışın başlangıcı demek" şeklindeki eleştiriniz doğru; metnimde düzeltildi.

5. Onuncu maddedeki, "Fakat o lem'â ki yâdımdadır... zevâli adîm..." dizesinde yer alan "adîm" sözcüğünün, dalgınlıkla, bilgisizlikle, ya da ne derseniz deyin, atlanmasından dolayı "ışığın sönmesi" değil "sönmemesi" gerektiği şeklindeki eleştiriniz doğru; benim metnimde düzeltildi.

6. On birinci maddede, "Sevk ediyormuş meğer insanları / Hakk-ı übüvvet de bu cânîliğe" beytinin ikinci dizesindeki "übüvvet" sözcüğünün yanlış çevrildiği konusundaki eleştiriniz doğru; benim metnimde düzeltildi.

7. On üçüncü maddedeki: "Boğulmuş rûh-ı insanî şarâbın mevc-i âlinde / Nümâyan mel'anet sâkisinin çirkin cemâlinde!" beyti için söylediğiniz "Şair, "meyhanecinin çirkin yüzündeki mel'anetin görüldüğü"ne işaret ediyor..." yolundaki eleştiriniz doğru; benim metnimde düzeltildi.

Bu açıklamanın yanısıra, sayın Kemal Bek, eleştirilerim arasında doğru bulmadıkları (gerçekte: anlamadıkları) birkaç hususu da zikrediyorlar. Meselâ:

— ... sizin gibi "zor beğenir"lere beğendiremediğimiz düşünülerek, benim metnimde "Tanrı'nın işi" kaldırılıp yerine özgün metindeki "cilve" sözcüğü kondu ve bir dipnotla da açıklaması yapıldı.

— "Tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana..." dizesindeki "mağribi" sözcüğünü "batı" olarak çevirmemi beğenmemişsiniz; "Batı uygarlığı" falan mı anladınız nedir? Bu sözcük de, yine size anlatamadığımız düşünülüp "günbatımı" olarak değiştirildi.

— ... "sa'y" ve "hayyiz" sözcüklerinin anlamları konusunda, kafası sizin gibi "zaman"a ve "mekân"a takılanlar düşünülerek, benim metnimde bu sözcüklerle "hayyiz" sözcüğü birer dipnotuyla açıkladı. Yoksa "hayyiz" sözcüğünün, bilmediğimiz felsefî anlamları mı var? Varsa, açıklasaydınız keşke.

— ... beytinde yer alan "zemîn"i "yeryüzü", "bu'd-ı mutlak"ı "dünya" diye çevirmeme de kızmışsınız. Ama nedenini açıklamıyorsunuz. "Zaman-zemin meselesi" diyorsunuz. "Bu'd-ı mutlak"ın bir felsefî ya da dinsel bir anlamı mı var?

* * *
PES DOĞRUSU!

Okurlarından hemen özür dilemesi ve derhal bu Safahat neşrini piyasadan toplattırması gereken "Bordo Siyah Klasik Yayınlar / Türk Klasikleri Editörü" sayın KEMAL BEK'e daha fazla yardımcı olamayacağım için üzgünüm. Zira kendileri bu kadarcık tenkidden bile istifadeye salih görünmüyorlar.

"Hayyiz" sözcüğünün, bilmedikleri felsefî anlamları mı varmış?

"Bu'd-ı mutlak"ın bir felsefî ya da dinsel bir anlamı mı varmış?

Bu suallere cevap vermekten teeddüb ediyorum. Çünkü utanıyorum. Kendi adıma da, kendileri adına da. Eğer rivayet doğruysa, bu kitaplardan yüklü bir miktar satın aldığı söylenen TBMM Başkanlığı adına da.

Not: Bilmediğimiz o kadar çok şey var ki! En başta 'edeb'!
 
Geri