R
Restful
Ziyaretçi
Ziyaretçi
bilimsel çalışmalarda ön kabuller, bilimsel araştırmalarda ön kabuller,
1. Nesnellik (Objektiflik) İlkesi: Nesnellik araştırmacının araştırma
sırasında birtakım ön yargılardan, inançlardan, arzu ve çıkarlarından arınmasıdır.
Araştırmacı, kendi zihninde şekillenen iyi-kötü, güzel-çirkin gibi değer
yargılarından arınmış olarak çalışmasına başlamalıdır. Araştırma sonucu elde edilen
bulgular araştırmacının inanç ve değer yargılarına ters düşse bile tarafsız
davranmaktan vazgeçmemesi, geçerli ve güvenli bilgilere ulaşmayı sağlayan en
önemli etkendir.
2. Somutluk ilkesi: Diğer toplumsal bilimler gibi sosyoloji de yer ve
zamanı belirli olaylardan hareket ederek çalışmasını gerçekleştirir. Sosyolog, doğa
ötesi (metafizik) konularla ilgilenmez. Ancak, her somut olayın kendine özgü özellikleri vardır. Örneğin, bir kent ailesi ile köy ailesi aynı değildir. Her birinin
kendine özgü nitelikleri vardır. Bu yüzden araştırma konusu olan her somut olayı
kendi koşulları içinde incelemek gerekir.
3. Nedensellik ilkesi: Bilimsel çalışmada her olayın bir nedeni olduğunu
ve bir olayın nedeninin de daha önceki başka bir olay olduğunu önsel olarak
kabulleniriz. Toplumda, hiçbir grup, kurum ya da ilişki yoktan ortaya çıkmaz.
Doğada olduğu gibi, toplumda da belirli koşullar altında, belirli nedenler belirli
toplumsal sonuçları doğurur. Örneğin, gelişmekte olan toplumlarda artan işsizliğin,
büyük kentlere ya da başka bir ülkeye göçe ve toplumsal sorunlara (alkolizm, suç
işleme vb.) yol açtığı nedensellik ilkesiyle açıklanır.
4. Bilmediğini Var Saymak ilkesi: Araştırmacı üzerinde çalışmaya karar
verdiği konu hakkında daha önce edindiği bilgi birikimini yok saymalı, bunları
bilmiyormuş gibi davranmalı ve çalışmasını bu şekilde gerçekleştirmelidir.
Bu ilke nesnellik ilkesinin uygulanabilmesi açısından da önemlidir. Eski
bilgilerimizi bir tarafa koyarak yeni bir araştırmaya girersek, araştırdığımız konuda
tarafsız ve ön yargısız davranma olasılığı da artacaktır. Örneğin, aileler ya da köyler
üzerinde araştırma yaparken, araştırmacının kendi bildiği birkaç aile ya da köy
modeline ve bu bilgilere dayanarak genellemelerde bulunması yanıltıcı sonuçlara
götürecektir.
5. Konunun Sınırlandırılması ilkesi: Bir konunun çeşitli yönleri vardır.
Tek bir araştırmayla bir konuyu bütünüyle açıklığa kavuşturmak olanaksızdır. Bu
nedenle araştırmacı, incelediği konunun sınırlarını çizmeli, neyi araştıracağını
belirlemelidir. Örneğin, Türkiye’deki eğitim sistemi üzerine yapılacak bir
araştırmada; araştırmacı, öğrenciler üzerine mi yoksa öğretmenler üzerine mi, aynı
zamanda ilköğretim, ortaöğretim ya da açıköğretim üzerine mi araştırma yapıp
yapmayacağını belirlemek zorundadır. Böylelikle konu sınırlandırılmış olur. Aksi
taktirde, birbiriyle ilgili olmayan bir yığın veri toplamak, araştırma konusuna
açıklık getirmek yerine incelenecek olgunun bütün içinde kaybolmasına yol açar.
Bu da hem insan emeğine, hem de para ve israfına neden olur.
6. Toplumsal Olayların Değişebilirliği ilkesi: Değişmenin bir gerçeklik
olduğu gerek doğa bilimlerinde, gerekse de insan bilimlerinde ön kabul olarak
alınır. Değişmenin kaçınılmazlığı toplumsal olaylarda da gözlemlenen bir süreçtir.
Toplumsal gerçekliğin tanımak istediğimiz bir kesitini yalnız şu anki durumuyla
değil, tarihsel değişme süreci içindeki durumuyla da incelemek gerekir.
1. Nesnellik (Objektiflik) İlkesi: Nesnellik araştırmacının araştırma
sırasında birtakım ön yargılardan, inançlardan, arzu ve çıkarlarından arınmasıdır.
Araştırmacı, kendi zihninde şekillenen iyi-kötü, güzel-çirkin gibi değer
yargılarından arınmış olarak çalışmasına başlamalıdır. Araştırma sonucu elde edilen
bulgular araştırmacının inanç ve değer yargılarına ters düşse bile tarafsız
davranmaktan vazgeçmemesi, geçerli ve güvenli bilgilere ulaşmayı sağlayan en
önemli etkendir.
2. Somutluk ilkesi: Diğer toplumsal bilimler gibi sosyoloji de yer ve
zamanı belirli olaylardan hareket ederek çalışmasını gerçekleştirir. Sosyolog, doğa
ötesi (metafizik) konularla ilgilenmez. Ancak, her somut olayın kendine özgü özellikleri vardır. Örneğin, bir kent ailesi ile köy ailesi aynı değildir. Her birinin
kendine özgü nitelikleri vardır. Bu yüzden araştırma konusu olan her somut olayı
kendi koşulları içinde incelemek gerekir.
3. Nedensellik ilkesi: Bilimsel çalışmada her olayın bir nedeni olduğunu
ve bir olayın nedeninin de daha önceki başka bir olay olduğunu önsel olarak
kabulleniriz. Toplumda, hiçbir grup, kurum ya da ilişki yoktan ortaya çıkmaz.
Doğada olduğu gibi, toplumda da belirli koşullar altında, belirli nedenler belirli
toplumsal sonuçları doğurur. Örneğin, gelişmekte olan toplumlarda artan işsizliğin,
büyük kentlere ya da başka bir ülkeye göçe ve toplumsal sorunlara (alkolizm, suç
işleme vb.) yol açtığı nedensellik ilkesiyle açıklanır.
4. Bilmediğini Var Saymak ilkesi: Araştırmacı üzerinde çalışmaya karar
verdiği konu hakkında daha önce edindiği bilgi birikimini yok saymalı, bunları
bilmiyormuş gibi davranmalı ve çalışmasını bu şekilde gerçekleştirmelidir.
Bu ilke nesnellik ilkesinin uygulanabilmesi açısından da önemlidir. Eski
bilgilerimizi bir tarafa koyarak yeni bir araştırmaya girersek, araştırdığımız konuda
tarafsız ve ön yargısız davranma olasılığı da artacaktır. Örneğin, aileler ya da köyler
üzerinde araştırma yaparken, araştırmacının kendi bildiği birkaç aile ya da köy
modeline ve bu bilgilere dayanarak genellemelerde bulunması yanıltıcı sonuçlara
götürecektir.
5. Konunun Sınırlandırılması ilkesi: Bir konunun çeşitli yönleri vardır.
Tek bir araştırmayla bir konuyu bütünüyle açıklığa kavuşturmak olanaksızdır. Bu
nedenle araştırmacı, incelediği konunun sınırlarını çizmeli, neyi araştıracağını
belirlemelidir. Örneğin, Türkiye’deki eğitim sistemi üzerine yapılacak bir
araştırmada; araştırmacı, öğrenciler üzerine mi yoksa öğretmenler üzerine mi, aynı
zamanda ilköğretim, ortaöğretim ya da açıköğretim üzerine mi araştırma yapıp
yapmayacağını belirlemek zorundadır. Böylelikle konu sınırlandırılmış olur. Aksi
taktirde, birbiriyle ilgili olmayan bir yığın veri toplamak, araştırma konusuna
açıklık getirmek yerine incelenecek olgunun bütün içinde kaybolmasına yol açar.
Bu da hem insan emeğine, hem de para ve israfına neden olur.
6. Toplumsal Olayların Değişebilirliği ilkesi: Değişmenin bir gerçeklik
olduğu gerek doğa bilimlerinde, gerekse de insan bilimlerinde ön kabul olarak
alınır. Değişmenin kaçınılmazlığı toplumsal olaylarda da gözlemlenen bir süreçtir.
Toplumsal gerçekliğin tanımak istediğimiz bir kesitini yalnız şu anki durumuyla
değil, tarihsel değişme süreci içindeki durumuyla da incelemek gerekir.