Biyoloji Bilim ve Canlılık

Konu sahibi son olarak 3329 gün önce görüldü
EVRiM TEORiSi ve CANLI HÜCRELERi


Pozitif bilimin bakış açısından canlılık konusuna geçmeden önce materyalizmin ve uzantısı olan evrim teorisinin canlılık üzerindeki varsayımlarından bahsetmek yerinde olacaktır.

= = = =

Yaşam dünyasında iki hücre tipi vardır. Yapıları arasında öylesine büyük, derin ve geniş farklılıklar vardır ki birbirlerinden evrimleşmesi mümkün değildir.

prokaryothcre.png


PROKARYOT HÜCRE

karyothcre.png


ÖKARYOT HÜCRE

= = =


Evrim teorisi bilindiği gibi, canlılığın rastlantılar sonucunda meydana gelen bir hücreyle (kimilerine göre ilkel biomoleküllerle) başladığını iddia eder.

Varsayıma göre rastlantılarla oluşan bu tek hücre (biomolekül) çoğalarak yeni hücreleri oluşturmuş, bu hücreler de birleşerek ilkel canlı türlerini meydana getirmişlerdir.

ilkel türler de zaman içinde diğer türlere doğru evrimleşerek bugünkü modern canlıları oluşturmuşlardır. insan da bu evrim zincirinin en son halkasıdır.

Klasik evrim teorisi evrimleşme için çok uzun bir zaman dilimini öngörür. Canlılardaki değişim yavaş ve kademelidir.

Evrim teorisini savunanların belkide en çok başlarını ağrıtan konuların başında bir canlı hücresini rastlantılarla oluşup oluşamayacağı sorusunun yanıtı gelir.

Kimi evrim savunucuları ilk canlılığın evrim teorisinin konusu oLmadığını iddia ederlerse de bu doğru değildir.

Temelini atmadan bir gökdeleni asla kuramazsınız. Kimi evrim teorisi savuncuları bu gerçeğin farkındadırlar.

Bu nedenle teori savunucuları ilk canlı hücrensin rastlantılarla oluştuğunu kanıtlamak için çok yoğun çabalara girişmişlerdir.

Evrim teorisi savunucularına sorarsanız ilk canlı hücresinin rastlantılarla oluştuğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Tabi ki onların bu sözleri ilk canlılığın rastlantılarla oluştuğu gerçekten bilimsel kanıtlarla gösterilmedikçe her hangi bir önem arz etmez.

Gerçeği arayan bizler için bilimsel veriler önemlidir.

= = =

Bir canlı hücresinin rastlantılarla oluşup oluşamayacağı konusunda doğru bir sonuca ulaşmak istiyorsak her şeyden önce bir canlı hücresinin ne ve nasıl olduğunu bilmemiz gerekir.

Eğer bir canlı hücresini tam bilmeden onun rastlantılarla oluşup oluşamayacağı konusunda fikir ya da varsayımlar ortaya koymaya kalkışırsak bu beyanımız cahilliğin getirdiği bir ezberden ya da peşin fikirlilikten öteye gitmez.

Hücre ya da göze, bir organizmanın en küçük yapısal ve işlevsel birimidir. Çoğunlukla bir zar içerisindeki sitoplazma ve nükleusdan meydana gelir ve ancak mikroskop yardımı ile görülebilir.

Hücre, bilim dünyasının ortak kanaatiyle, insanoğlunun bugüne kadar karşılaştığı en kompleks yapı unvanını korumaktadır.

Halen keşfedilmemiş pek çok sırrı içinde barındırmayı sürdürür. Bu nedenlerle evrim teorisinin en büyük açmazlarından birini oluşturur.

Hücreler yapıları itibariyle iki çeşide ayrılır.

a)-Prokaryot hücreler:Bakteriler ve mavi-yeşil alglerdeki hücre tipleri bu gruba girer.

Prokaryot hücrelerin çekirdek zarı ile çevrili çekirdekleri yoktur. Sitoplazmalarında mitokondri gibi zarlı organellerde bulunmaz.

Kalıtım maddesi olan DNA sitoplazma içerisine dağılmış durumdadır. Ribozomları vardır. Bu hücrelerin hayati faaliyetleri sitoplazmada ve hücre zarında gerçekleşir.

prokaryodhcre1.png


Prokaryot hücrelerin kendilerine özel mükemmel bir yapıları vardır.

b)-Ökaryot hücreler: Organel zarı bulunduran organizmaları, dolayısıyla çekirdek materyali hücrenin sitoplazmasına dağılmamış olduğundan da gerçek çekirdeğe sahip mükemmel bir yapıya sahiptir ve çok hücreliliğin temelidir.

Kalıtsal materyal, hücre içerisinde belirli bir zarla çevrilmiş çekirdeğin içinde bulunur.

Kromozomlar DNA'dan ve proteinden oluşmuş olup, mitozla bölünürler.

Ökaryotlar, sitoplazmalarında karmaşık organeller bulundururlar. Ökaryotik hücreler, Prokaryotlara göre çok gelişmişlerdir denilirse de her iki hücre tipi kendlerine özel ve mükemmeldir.

karyodhcre1.jpg


Ökaryot hücreler yapılarının kompleksiği nedeniyle rastlantısal oluşumlara izin vermez.

Prokaryot ve ökaryot hücreler arasında tek bir benzeşimin dahi olmaması ökaryotların prokaryotlardan evrimleştiği varsayımını tamamen hükümsüz kılar.

Diğer ifade ile tek hücreli canlılar ile çok hücreli canlılar arasındaki EVRiMSEL BAĞ KOPUKTUR.

Gelişen bilim mükemmel ve şaşılası yapılarında gizli sırları bir bir açığa çıkardıkça bir canlı hücresi rastlantılarla oluşmasının imkansızlığı tekrar tekrar ortaya konulmaktadır.

Evrim teorisi savunucularının bu büyük gerçek karşısında yapabildikleri tek şey canlılığı basite indirgemeye çalışarak canlılığın ilkel biomoleküllerin zamanla evrilmesiyle ortaya çıktığını ortaya atmalarıdır.

Fakat bu varsayım ortaya atılırken (her zaman olduğu gibi) büyük bir bilimsel gerçek unutulmuş ya da görmezlikten gelinmiştir.

O da canlılığın beslenme, üreme, savunma gibi tüm özellikleri eksiksiz sahip olmaları gerektiğidir.

Bu özelliklerde ayrı ayrı basite indirgenemez kompleks sistemlerdir. Diğer ifade ile canlılık ilk anlardan itibaren tam oluşmak zorundadır.

Gerçekten de hücrenin yaşamını sürdürebilmesi için, çeşitli işlevlere sahip bütün temel parçalarının bir arada bulunması gereklidir.

Diğer ifade ile bir hücre basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünselliğindedir. Böylesine kompleks bir sisteme sahip bir oluşumun rastlantılarla oluştuğu iddiası hayli ilginçtir.

ingiliz matematikçi ve astronom Sir Fred Hoyle, (kendisinin bir materyalist olduğunu hatırlayalım) 12 Kasım 1981'de Nature dergisine verdiği bir demecinde rastlantılar sonucu canlı bir hücrenin meydana gelmesiyle, bir hurda yığınına isabet eden kasırganın savurduğu parçaların rastlantılarla bir Boeing 747'nin oluşturması arasında bir farkın olmadığını belirtir. Bize göre bir hücrenin oluşumu verilen örnekten binlerce kat daha zordur.

Yine Hoyle, bu bilimsel gerçeğin ortaya koyduğu sonucu şöyle izah eder:

-Aslında, yaşamın akıl sahibi bir varlık tarafından meydana getirildiği o kadar açıktır ki, insan bu açık gerçeğin neden yaygın olarak kabul edilmediğini merak etmektedir. Kabul edilmemesinin nedeni, bilimsel değil, psikolojiktir.
 
Canlılığın Temel Maddesi: Aminoasitler


Evrim teorisi savunucularının ilk canlılığın nasıl ortaya çıktığını kanıtlama çabalarına geçmeden önce canlılığın temel taşı olan aminoasitlerden söz edeceğiz.

Bunun nedeni evrim teorisi savunucularının; aminoasitlerin rastlantılarla oluşabileceği konusundaki iddiaları ve bu yönden bazı çalışmalar yapmalarıdır. Aminoasitler hakkında yeterli bilgiye sahip okuyucular bu iddiaların gerçekliği ya da gerçeksizliği hakkında doğru bir yargıya kolaylıkla ulaşabilirler.

Aminoasitler, yapılarında amino (NH2 ve karboksilik asit) COOH gruplarını içeren moleküllerdir ve canlılarda çok değişik fonksiyonlara sahiptirler. Bir bakıma canlılığın temel taşlarıdırlar.

Doğada bulunan 300 aminoasidin yalnızca 20'si proteinlerde yani canlılıkta bulunur.

adszdkq.png


Bir aminoasit çeşidi olan Glisinin kimyasal formülü

Kimyada bir aminoasit; hem amin, hem de karboksil fonksiyonel gruplar içeren bir moleküldür.

Aminoasitlerin kovalent bağlarla uç uca eklenmesiyle oluşturdukları kısa polimer zincirler peptid, uzun polimer zincirler ise polipeptid veya protein olarak adlandırılırlar.

Hücre içerisinde ribozomlar, mRNA moleküllerini kalıp olarak kullanıp aminoasitleri uç uca ekleyerek proteinleri sentezlerler. Bu işleme translasyon (çeviri) denir. (mRNA bölümüne bakınız)

Bahsedilen aminoasitlerin hepsinin aynı anda herhangi bir proteinin yapıtaşında bulunması gerekmez. Ayrıca hepsi eşit miktarlarda da değildir. Proteinlerde bunlardan çok daha farklı aminoasitler de bulunabilir.

Farklı aminoasitler, 20 temel aminoasitle oluşturulmuş polipeptidlerin (proteinlerin) daha sonra farklılaşmaları ile oluşur.

adszdpn.png


Resim aminoasitlerin oluşturduğu bir polipeptid (protein) zincirini göstermektedir.

Bu tür aminoasit farklılaşmaları, proteinin özelliklerini ve işlevlerini oldukça fazla değiştirir.

Örneğin çözünürlüklerini arttırabilir veya azaltabilir ya da diğer molekülerle etkileşmelerini düzenleyebilir.

Aminoasitlerin konumuzla ilgili en belirgin özelliğinin oksijenle kolayca birleşmesi, okside olmasıdır.

Bu nedenle aminoasitler oksijenin bulunduğu ortamlarda bulunmazlar.

Evrim teorisi savunucularının ilkel dünyada (tersini gösteren onlarca kanıtın bulunmasına rağmen) oksijenin bulunmadığını savunmaları bu nedenledir.


Aşağıdaki bölümlerde aminoasitlerin rastlantılarla oluşabileceğinin kanıtlanması konusunda yapılan çalışmalardan bahsedeceğiz.
 
Canlılığın Rastlantılarla Oluştuğunu Kanıtlama Çabaları -2

Canlılığın rastlantılarla oluştuğu konusundaki evrim teorisi varsayımını bilimsel yollarla kanıtlamaya çalışanların önde gelenlerinden birisi Alexander Oparin’dir.

Alexander Ivanovich Oparin evrim teorisi taraftarı ünlü bir Rus bilim adamıdır. 18 Ocak 1894 Uglich’te doğdu. 21 Nisan 1980 tarihinde Moskova’da vefat etti.

Bu ünlü Rus biyokimyacısının çalışmaları bitki ham maddelerinin biyokimyasal yapıları ve bitki hücrelerindeki enzim reaksiyonları konusundadır.

Yaptığı deneylerle gönülden inandığı ve bağlı olduğu evrim teorisinin en çetin çıkmazlarından biri olan ilk canlı hücresinin nasıl oluştuğu sorusuna yanıtlar aramıştır.

Rus Alexander Oparin ve ingiliz J. B. S. Haldane evrim teorisinin paralelindeki abiyogenez taraftarı bilim adamlarının önde gelenlerindendir.



Alexander ivanovic Oparin J.B.S. Haldane

Bu iki bilim adamı, kimyasal evrim olarak bilinen teoriyi ortaya attılar.

Bu teoride yaşamın hammaddesi olan moleküllerin dış şartların etkisiyle kendi kendilerine evrimleşip canlı bir hücre yapabileceklerini iddiasında bulundular. Fakat bu iddiayı destek olacak hiç bir bilimsel kanıt yoktu. Bu konuda bilimsel bir kanıta şiddetle ihtiyaç duyulmaktaydı.

Bu aralarda Stanley Miller adlı genç bir kimyacı Miller deneyi adıyla meşhur olan deneyini yaptı.

Bu deney hem bilimselliğe hem de var oluş da herhangi bir iradeyi ret eden, var oluşu sadece rastlantılara bırakan abiyogenez esaslarına uymuyordu ama sonuçları Alexander Oparin ile J. B. S. Haldane’yi destekler görünüyordu. Bu nedenle bu deneyin hem bilimselliğe, hem de canlılığın rastlantılarla oluştuğunu savunan abiyogenez esaslarına uymayışı göz ardı edildi. (Miller - Urey deneyi bölümüne bakınız)

Miller deneyi Alexander Oparin ile J. B. S. Haldane’nin ilk canlıların oluşumu konusundaki varsayımlarını destekleyip güçlendiren bir deney olarak kabul gördü. Tabi ki bu da Charles Darwin tarafından ortaya atılan evrim teo-risi öngörülerinin muteber iki bilim adamınca desteklenmesi anlamına geliyordu.

Bu ki bilim adamı bütün güçleriyle canlı hücresinin rastlantılarla meydana gelebileceğini ispat etmeye çalıştılar. Ancak bu çalışmalar başarısızlıkla sonuçlanacak ve sonunda Oparin şu itirafı yapmak zorunda kalacaktır:

-Maalesef hücrenin kökeni, evrim teorisinin tümünü içine alan en karanlık noktayı oluşturmaktadır.
 
Geri