huri
Bronz Üye
-
- Katılım
- Nisan 13, 2019
-
- Mesajlar
- 4,690
-
- Tepkime puanı
- 2,174
-
- Puanları
- 348
Kapaklarını sevdiğimiz kitaplar, metroda yanımızdaki okurken gözümüzün kaydığı satırlar ve sevdiğimiz birisinden duyduğumuzda okumak için sabırsızlandığımız kitaplar… Hepsi bibliyoterapiye dahil midir? Okumak bizi iyileştirecekse yazarları kim iyileştirmeli diye düşünüyorum.Yazmanın da terapi yerine geçtiğini duymuştum bir yerlerden.
Kitapların dünyasına yaptığımız yolculukları düşünmeye başlayalım. Önce kitapların oluşma sürecini sanki ilk defa öğreniyormuşuz gibi hatırlamamız iyi olabilir. Zihnimizde beliren düşünceler olgunlaşınca onları harflerle kelimelere dönüştürürüz. Kelimeler sözcükler halinde ağzımızdan dökülür, uzun bir konuşma halini alır. Konuşmaya dökülmeden önce bir kağıdın üzerine serilir, bu elektronik olarak yapılabileceği gibi konuşulduktan sonra da olabilir. İçimizi dolduran düşünceler böylelikle kamusal bir nitelik kazanmaya hazırdır. Yeterince kelime bir araya geldiğinde yayın dünyası bunların diğer insanlar tarafından okunmaya değeri olup olmadığına karar verir. Bu süreci yazarın kendisi de üstlenebilir ama genelde yayıncı katmanı sürecin yürütücüsüdür. Diğer insanlar kafalarındaki düşüncelerin cevaplarının ötekilerin beyinlerinde olup olmadığını anlamak, sorularına daha önce verilmiş cevapları görmek veya aynı soruları soran insanlarla karşılaşmak için kitapları okurlar. Kültürler arasındaki geçişkenlik hemen hemen böyle bir süreçle sonuçlanır. Karşımıza kocaman bir yazı dünyası çıkar. Bu sürecin içinde kuşkusuz kurmaca bir oyuna dönüşür.
ALINTI
Kitapların dünyasına yaptığımız yolculukları düşünmeye başlayalım. Önce kitapların oluşma sürecini sanki ilk defa öğreniyormuşuz gibi hatırlamamız iyi olabilir. Zihnimizde beliren düşünceler olgunlaşınca onları harflerle kelimelere dönüştürürüz. Kelimeler sözcükler halinde ağzımızdan dökülür, uzun bir konuşma halini alır. Konuşmaya dökülmeden önce bir kağıdın üzerine serilir, bu elektronik olarak yapılabileceği gibi konuşulduktan sonra da olabilir. İçimizi dolduran düşünceler böylelikle kamusal bir nitelik kazanmaya hazırdır. Yeterince kelime bir araya geldiğinde yayın dünyası bunların diğer insanlar tarafından okunmaya değeri olup olmadığına karar verir. Bu süreci yazarın kendisi de üstlenebilir ama genelde yayıncı katmanı sürecin yürütücüsüdür. Diğer insanlar kafalarındaki düşüncelerin cevaplarının ötekilerin beyinlerinde olup olmadığını anlamak, sorularına daha önce verilmiş cevapları görmek veya aynı soruları soran insanlarla karşılaşmak için kitapları okurlar. Kültürler arasındaki geçişkenlik hemen hemen böyle bir süreçle sonuçlanır. Karşımıza kocaman bir yazı dünyası çıkar. Bu sürecin içinde kuşkusuz kurmaca bir oyuna dönüşür.
ALINTI