-
- Katılım
- Haziran 12, 2021
-
- Mesajlar
- 767
-
- Tepkime puanı
- 560
-
- Puanları
- 323
Filmlerden kişisel gelişim seminerlerine kadar pek çok yerde karşımıza çıkan popüler bir iddia var. İnsanların beyinlerinin yalnızca yüzde 10'unu kullandığı ve kalan kısmı aktif hale getirebilmeleri halinde olağanüstü yeteneklere sahip olabilecekleri söyleniyor.
Özellikle Hollywood yapımlarının sıkça işlediği bu fikir oldukça etkileyici görünse de, modern bilim bu görüşü desteklemiyor. Peki gerçekten beynimizin ne kadarını kullanıyoruz?
Uzun yıllar boyunca insanların beyin kapasitesinin büyük bölümünün atıl durumda olduğu öne sürüldü. Ancak günümüzde yapılan kapsamlı araştırmalar, bu düşüncenin bilimsel temelden yoksun olduğunu ortaya koyuyor. Modern sinirbilim, sağlıklı bir bireyin gün içerisinde beyninin tüm bölgelerinden yararlandığını gösteriyor. İşte yıllardır dilden dile dolaşan bu efsanenin nasıl çürütüldüğünün hikâyesi...
BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR NE GÖSTERİYOR?
"Beynin yalnızca yüzde 10'unu kullanıyoruz" görüşünün kökeni, 19. yüzyılın sonlarında yapılan sınırlı araştırmaların yanlış yorumlanmasına dayanıyor. O dönemde beyin işleyişi hakkında yeterli bilgi bulunmadığından, bazı varsayımlar zamanla gerçekmiş gibi kabul edildi.
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte durum değişti. Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI) ve Pozitron Emisyon Tomografisi (PET) gibi ileri görüntüleme yöntemleri sayesinde beynin farklı görevler sırasında nasıl çalıştığı ayrıntılı biçimde gözlemlenebiliyor. Araştırmalar; konuşurken, yürürken, problem çözerken, müzik dinlerken ve hatta uyurken bile beynin çok sayıda bölgesinin aktif olduğunu gösteriyor. Uyku sırasında da beyin dinlenmiyor; anıların düzenlenmesi, hücresel onarım süreçleri ve yaşamsal fonksiyonların kontrolü için yoğun şekilde çalışmayı sürdürüyor.
Evrimsel açıdan bakıldığında da yüzde 10 iddiası mantıklı görünmüyor. İnsan beyni vücut ağırlığının yaklaşık yüzde 2'sini oluşturmasına rağmen, toplam enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 20'sini kullanıyor. Eğer beynin büyük bölümü işlevsiz olsaydı, bu kadar yüksek enerji harcayan ancak kullanılmayan bir organın milyonlarca yıllık evrim sürecinde korunması beklenmezdi. Doğal seçilim, verimsiz yapıları zaman içinde ortadan kaldırma eğilimindedir.
Sinirbilim alanındaki çalışmalar ayrıca beynin her bölgesinin belirli görevlerden sorumlu olduğunu ortaya koyuyor. Görme, işitme, hareket kontrolü, planlama, hafıza ve duygular gibi işlevlerin her biri farklı beyin ağları tarafından yürütülüyor. Yapılan incelemelerde tamamen işlevsiz olduğu belirlenen herhangi bir beyin bölgesine rastlanmış değil.
KÜÇÜK HASARLAR NEDEN BÜYÜK SONUÇLAR DOĞURUYOR?
Bu efsaneyi çürüten en güçlü kanıtlardan biri de klinik nörolojiden geliyor. Eğer beynin yüzde 90'ı kullanılmıyor olsaydı, bu bölgelerde meydana gelen hasarların ciddi sonuçlar doğurmaması gerekirdi.
Oysa felç, travma veya tümör gibi nedenlerle oluşan çok küçük beyin hasarları bile konuşma bozukluklarından hafıza kaybına, hareket kontrolü sorunlarından duygu durum değişikliklerine kadar ciddi problemlere yol açabiliyor. Tıp dünyasında, zarar gördüğünde hiçbir etki yaratmayan geniş ve kullanılmayan bir beyin bölgesi bulunduğuna dair bir kanıt bulunmuyor.
BEYNİN TAMAMINI KULLANMAK NE DEMEK?
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, beynin tüm bölgelerinin aynı anda en yüksek seviyede çalışmadığıdır. Aslında bütün nöronların aynı anda maksimum düzeyde aktif hale gelmesi, üstün zekâya değil, epileptik nöbet gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.
Beyin, bir senfoni orkestrasına benzer şekilde çalışır. Bir görev sırasında bazı bölümler ön plana çıkarken diğerleri daha düşük yoğunlukta faaliyet gösterir. Örneğin kitap okurken görme, dikkat ve dil merkezleri daha aktif olurken, farklı işlevlerden sorumlu alanlar arka planda çalışır. Ancak günün tamamı değerlendirildiğinde, beynin hemen her bölgesi farklı zamanlarda görev üstlenir.
Kısacası, bilimsel veriler insanların beyinlerinin yalnızca yüzde 10'unu kullandığı yönündeki inanışın bir efsane olduğunu ortaya koyuyor. İnsan beyni, sürekli değişen görev dağılımıyla çalışan son derece karmaşık bir sistemdir ve sağlıklı bireylerde bu sistemin tüm parçaları belirli işlevler üstlenir.
Yenicag