Beylik Laflara Gerek Yok!

N
  • Kullanıcı Nefertiti
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Genel Kültür
Bazen susması gerekiyor insanoğlunun. Konuşmadan, nefes alması. Bazen bildiklerini bile unutması hatta. Öznelerin, yüklemlerin yer değiştirmesi gerekiyor. Sesime ses değdiğinde çığlık oluyor bu aralar, yüzüme yüz değdiğinde gözlerimin feri kayboluyor. Hazin bir yaprak gibi titriyor, içim, dışım. Farkına vardıkça yokluğunun, farkına vardıkça yoksulluğunun gözlerimin önünde ki ‘’Ege’’ huysuzlaşıyor. Her adım, her köşe başı şimdi daha çok hatırlatıyor seni bana. Sen uzaklaştıkça benden, eşraf daha çok sorar oldu şimdi seni bana. Kimisini geçiştiriyorum havaları bahane ederek, kimisine de dert yanıyorum. Sen diye dokunuyorlar, ben onlara sensizlikten ağlanıyorum.

Benim senden, senin benden gidişinin üzerinden ne kadar zaman geçti bilmiyorum, saymıyorum. ‘’Hiç ayrılamam derken’ in’’ arkasından gelen şarkı sözü, gözlerimi buğulandırmakla kalmıyor artık, gözyaşlarımı yüzüme değdiriyor. Değdirdikçe sana birikiyorum için, için. Biriktikçe huysuzlaşıyorum, lanet, huysuz bir kadın oluyorum. Her kadını kendime, her adamı sana bağlıyorum, sonlarını düşünüyorum kendi kendime. Bana ne ise!


Aslında kimse bilmez beni, nasıl sevinip, neleri sevdiğimi. Üzüldüğümde, gözümden başka bir yerden belli etmediğimi. Ama söylemeden edemeyeceğim…


Sevgilim; Uyuduğun, uyandığın gecelere ihanet ediyor olmuyor musun şimdi? Beni, sana hatırlatan kimse yok mu çevrende? Adımı söylediğinde aynalara, o aynalara hala nasıl bakmaktasın ince ince. Evinde ellerimin değdiği her yere nasıl dokunmaktasın. Ansızın telefonların çalmadan, seni benim kadar soran olmadan nasıl dayanmaktasın. Yapma bu kadar da olamazsın!


Kırasıya, çıldırasıya çalan kapı zilin, hala aynı tokmakla mı vurulmakta? Anahtarın hala o saksının dibinde mi yoksa?


Bir fırtınaydık sevgilim, savrulup gitmek üzereyiz. Savrulurken de, bizi kökünden sökmekteyiz. Ağaçlar gibiyiz, hem de bin yıllık eski çınarlar gibi. Büyüdükçe, köküne zarar veren cinslerdeniz. Dallarımıza konan kuşları misafir ederken, bizi kendileri için gagaladıklarını görmeyecek, göremeyecek kadar birbirimize adiyiz, adil değiliz. Zoru gördüğünde hemen alev alev yakarak, yıkarak, gidenlerdeniz. Can acısından, birbirimizi kestiğimizi görememekteyiz. Özlemden örselenirken bedenlerimiz, ****** bedenlere el sürmekteyiz. Pişmanlığın eşiğinde kıvranırken de kor gibi isimlerimizi lanetlemekteyiz.


Farkında değil misin sevgilim yüzün kızarmakta hala.


Avuçlarımızda camdan onlarca kalp, kanatmakta parmaklarımızı, ellerimizi. Ellerinde ki kan, benim sensiz, senden ayrı kalan günlerim kanı sevgilim. Birbirimizi katlediyoruz, hunharca birbirimizi öldürüyoruz sevgilim!


Farkında değil misin?


Boş vermişlik yakışmaz sana, tanırım seni ben. Seni biri yaptı böyle umarsız, ilgisiz, alakasız. Hala mı farkında değilsin sevgilim?
‘’Kilometrelere eklenen, derin, düz, dümdüz, hudutsuz’’bir bağ bu sevgilim.


Eksik cümleler ve eskilerden kalma bir mazi önümüzde. Soğuk ama hala ılık. Eski alışkanlıklarımız hala iliklerimizde. Depremler olsa da üst üste, kahırdan ölünmeyen geceler var hala evlerimizde sevgilim. Kor gibi yandığımız gecelerde, benden arta kalanlar hala içinde bir yerlerde. Gülüşlerin eksik sen fark etmesen de, en sevdiğin yemeği yerken yanındaki tabak, yatağın yanında ki bedene rağmen, onların hepsi gelip geçici bir siluet sevgilim!


Masallarımız vardı Ege’nin kış gecelerin de, Kos’a karşı anlattığımız. Aynı inandırıcılıkta kalmalıydı masal olduğunu bile bile. Büyüsü bozulmamalıydı, yalan da olsa renkleri hep sana, bana, bize yansımalıydı. Bir şey oldu, bir yerler de. Benden habersiz büyüdün mü, küstüm mü sana ya da sana ait olan bir şeylere, inanmaz oldum şimdi masallara. Masal anlatmadım bir daha, anlatılacak masalım kalmadı sevgilim.


Bir dua gibi pencereme vuran sıcak yaz akşamlarının hafif rüzgâr esintisi şimdi boynumdan süzülüyorum bir diğer akşama. Damarlarımda tanıdık, bildik bir acı. Bu yokluk bizi yaktı sevgilim!


Gözyaşlarım gücünü kaybetmeye başladı sevgilim!


Şimdi bize el olan ne kadar insan varsa tanıdık, tanımadık, onlar hayıflanarak ağlayacak bizim yerimize. Yalan değil bu yaşadığımız her ise, bırakırsam seni gelişi güzeline o zaman bu gelişi güzel gelen şey beni öldürecek. Fotoğraflarımız hala taze sevgilim. Bu gidişin hayırlı bile olsa sonu benim adıma, sadakat değil, ihanettir sevgilim!


Uykuya, derine, en derine dalmadan önce çocukluğum, çocukluğun kadar mahzunlaştığımı bir sen görebilirsin sevgilim!
Katran karası geceler sürmekte şimdi sensiz yaşadığım yerküre, sana bana ait ne varsa hepsini kendine çevirmekte. Bu gidiş hayırlısı bile olsa bizim adımıza, ihanetim tam ortasındayız sevgilim el’e, âlem’ e çepeçevre!


Ellerim bile şimdi bana el, gözlerimden gözyaşıyla birlikte ismin süzülmekte, kirpiklerimden ok gibi fırlayan bakışlarım ihanetten kalbime işlemekte.

Riyasız, çıkarsız, karşılıksız, sınırsız, nihayetsiz. İçimdeki, içindeki gizli hançerler parlamadan zamanın kuytusunda doğru dürüst bir yanılsama sadece bu.


Beylik laflarının ardından gelen hüsran en büyük acıdır sana, öyle çok büyük laflar etmeyeceksin, O kadar çok sahiplenmeyeceksin der ya şair, her kadehin sonu var çünkü bir yerlerde, sabah olunca. Söylenmeyenler, sallanır, savrulur dudaklarda. Şimdilerde gem vuramamak büyük harflere ustaca. Az yol almışken, çok yolumuz varmış gibi daha ağlayınca gördüm ansızın, bu gece evdeki bütün aynalarda. Biri olmayınca, olamayınca, yol ayrımda bir tarafa susma hakkı düşmekte şu sıralarda.


Sesim var ellerinin arasında, büyük beylik laflar etmiştim hatırlarsan zamanın da. Ne üstüme vazife, ne varmış ne yokmuş aslında. Yalanlarımızla, yangınlarımızla gelen her gün ardına yazıyorum bu satırları sana.


Ve son kez söylüyorum sevgilim, çamaşırları fazla bekletme makinede, sonra o çok sevdiğin vernel kokusunu gelmez burnuna, unuttuğun çiçek adlarına her gün yenilerini ekle. Açan çiçekleri ben artık söylemeyeceğim çünkü sana.


Ben olmayacağım, olamayacağım seninle. Belki bir gün, yine bir yerde. İlk başladığımız gün gibi şölenle. Bir parmağının uçunda kimyamı değiştirmenle başlayan serüvene, benden ziya de bir gök kubbe, bir de ‘’Ege’’ şahit oldular sessizce. Belki de izlediğimiz filmlerin en son sahnesinde, yüzüm aşina gelirse, sesim kulaklarına ses ederse… Bekleme, dönmeyeceğim… Ve her şeye rağmen yine de yalanınla, yangınınla gel yine belki de affedeceğim…

Burcu Altın​
 
Geri