Hezarpare
Üye
-
- Katılım
- Ekim 14, 2013
-
- Mesajlar
- 1,402
-
- Tepkime puanı
- 36
-
- Puanları
- 304
-
- Yaş
- 41
-
- Konum
- Kırşehir
Panoptikon Dünyası: Beyinlere İnşaa Edilen Hapishaneler
Bu içerikte Michael Foucault'un Hapishanenin doğuşu adlı eserinde de bahsettiği panoptikondan bahsedilmektedir.
Her güne ayrı bir telaş ile başlamak zorunda olduğumuz hayatlarımızda farkında olmasak da her an gözetleniyor ve denetleniyoruz. Kendimizi her ne kadar özgür bir dünyanın özgür bireyleri zannetsek de çok önemli bir ayrıntıyı maalesef hepimiz unutuyoruz ve bunu asla sorgulamıyoruz. Özgürlüğümüz! Öncelikle bilmemiz gerekir ki; kendini özgür zannetmeyen bir insan asla köle olamaz! İnsanları köleleştirmek onları hapishanelere atmakla mümkün değildir, bir bedeni her ne kadar kalın duvarların ardına esir etsenizde eğer beyinleri denetleyemiyorsanız asla hüküm sahibi olmuş sayılmazsınız. Şüphesiz üst otorite bireylerin beyinlerini ele geçirmek için değişik metodlar uyguluyor. İşte bu içeriğimizde bu yöntemlerden birisi olan Panaptikon'u biraz anlamaya çalışalım...
1. Panoptikon: Bütünü Gözetlemek
Panoptikon, İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham'ın 1785 yılında tasarlamış olduğu hapishane inşa modelidir. Kelime Pan ve Optikon kelimelerinin birleşiminden meydana gelir. Pan bütünü demekken Optikon ise gözetlemek anlamına gelmektedir.
2. Ne zaman gözetleneceğini bilememek!
Panoptikon, İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham'ın 1785 yılında tasarlamış olduğu hapishane inşa modelidir. Bu hapishanenin temel mantığı ise mahkumların ne zaman gözetleneceklerini bilememeleridir! Şöyle ki bir kaç katlık tek odalı hücreler ve halkanın ortasında kurulmuş bir nöbet kulesi. Hücreler mahkumların saklanmasına imkan vermiyor ve mahkumlar nöbet kulesinin içindeki nöbetçiyi göremiyorlar. Bu sebeple gözetlenip gözetlenmediklerini bilemeyen mahkumlar her zaman kurallara riayet etmek zorunda bırakılıyorlar. Nöbetçi onları gözetlemese bile bunu bilmedikleri için mahkumlar kurallara uymak zorunda kalıyor. Bentham'ın yaklaşımına göre, gözlemlenen her yanlış davranışının ceza getireceğini bilen, ama davranışlarının aslında ne zaman gözlemlendiğini bilmeyen mahkumun, aklını başına toplayarak her zaman izleniyormuşçasına davranmaktan başka seçeneği olamaz.
3. Michael Foucault: Hapishanenin Doğuşu
Michael Foucault Hapishanin Doğuşu adlı eserinde Bentham'ın tasarladığı gözetim ve denetim mekanizmasını, modern zamanlardaki iktidarın işleyiş biçimini gözler önüne seren bir metafor olarak lanse eder. Sürekli gözetim ve denetim altında tutulmakta olduğunu bilen mahkûm şahsiyet zaman içerisinde kendisini kuledeki gardiyanın gözüyle görmeye ve o gözün beklentileri doğrultusunda hareket etmeye başlar. O kadar ki artık kulede bir gardiyan olup olmadığı bile önemsizleşir, zira zaten artık mahkûm hapishanenin gözünü, otoritenin bakış açısını içselleştirmiş ve otomatikman mahkûmluk rolünü benimsemiştir. Dolayısıyla çoğu zaman kulede bir gardiyan tutmaya bile gerek yoktur artık, ne de olsa zaten mahkûmlar sürekli kulede bir gardiyan varmış gibi hareket etmeyi alışkanlık haline getirmişlerdir.
4. Gözün İktidarı
Foucault yazısında 20.yüzyılın kapitalist toplum sistemlerinde,artık iktidarın değişikliği gösterdiğinden söz eder. Artık tek kişilik ve yüzünü sürekli gördüğümüz bir kral iktidarı yerine,bilinmeyen stratejilerin uygulandığı göstere göstere cezalar yerine, insanların iktidarın yaptığı gözlem empozisyonu nedeniyle kendi kendini kontrol ettiği görünmez bir iktidar vardır.İktidar biçim değiştirmiştir.İktidar artık tamamen farklı bir otorite yöntemi kullanmaktadır. İktidar artık bir kişinin iktidarı değil ‘’Gözün İktidarı’’dır.
5. Dev Kule İktidarı
Foucault'a göre iktidar artık bilinen değil bilinmeyen, görünen değil görünmeyendir. Artık ne bir kral vardır ne de bir sultan. İnsanların iktidarın yapmış olduğu gözlem baskısı sebebiyle kendi kendini kontrol ettiği bir iktidar vardır. Foucault 21. yüzyılın dünyasının dev bir panoptikon olduğundan bahsediyor. Yani hapishanenin ortasında ki o dev kule artık tek iktidardır! Dev kule insanların asla göremediği fakat sürekli bizi izlediğine inandığımız güçtür.
6. Okullara inşaa edilen hapishaneler.
İlk başta hapishanelerde doğan bu gözetleme ve denetleme mekanizması zamanla bütün topluma sıçramıştır. Bütün kurumlara dev panoptikonlar inşaa edilmiştir. Bu sistem okullarda, hastanelerde, kışlalarda hayata geçirilir. Bir işçi fabrikada çalışırken sürekli gözetlenmez fakat eğer işten kaytarırken yakalanırsa işine son verileceğini bilir. İşçiler arasında ki bireyselleşme arttırılır ve güven duygusu azaltılır. Böylece her işçi diğerini patronlarına şikayet edebilir; bu konuda şikayet mekanizmaları geliştirilir. Bir müşteri davranışlarından hoşlanmadığı bir kasiyeri patronuna şikayet edebilir. İnsanlar iktidarın tanımına göre normal veya anormal olarak nitelendirilirler. Sistemi sorgulayan insanlar iktidarın tanımı gereği anormal olarak nitelendirilir ve toplumdan dışlanırlar. Yani normalin tanımı iktidar tarafından yapılır ve bu tanıma uymayanlar toplumdan dışlanır.
7. Süperpanoptikon
İlerleyen teknoloji ile beraber panoptikon daha da güç kazanma imkanı bulmuştur. Artık hapishaneler her yerdedir. Her gün saatlerimizi geçirdiğimiz internet, yanımızdan ayırmaya kıyamadağımız akıllı telefonlarımız aslında birer mini hapishanedir. Bu araçlar sayesinde insanların bütün hareketleri ve düşünceleri tespit edilebilmektedir. Şüphesiz buna bütünüyle kötü diyemeyiz, sonuçta terör örgütlerinin faaliyetleri veya azılı katiller daha kolay tespit edilebilmektedir. Fakat şunu sorgulamamız gerekir ki güvenliğimizi sağlamaya çalışırken acaba gerçekten kendimizi modern köleler haline mi getirmişizdir? Acaba küresel şirketler kendilerine daha fazla ayrıcalık elde etmek için terör örgütlerini kullanarak insanları korku ve paniğe itme böylece daha fazla hareket kabiliyeti elde etme amacı gütmektemidirler?
. kaynak .
Bu içerikte Michael Foucault'un Hapishanenin doğuşu adlı eserinde de bahsettiği panoptikondan bahsedilmektedir.
Her güne ayrı bir telaş ile başlamak zorunda olduğumuz hayatlarımızda farkında olmasak da her an gözetleniyor ve denetleniyoruz. Kendimizi her ne kadar özgür bir dünyanın özgür bireyleri zannetsek de çok önemli bir ayrıntıyı maalesef hepimiz unutuyoruz ve bunu asla sorgulamıyoruz. Özgürlüğümüz! Öncelikle bilmemiz gerekir ki; kendini özgür zannetmeyen bir insan asla köle olamaz! İnsanları köleleştirmek onları hapishanelere atmakla mümkün değildir, bir bedeni her ne kadar kalın duvarların ardına esir etsenizde eğer beyinleri denetleyemiyorsanız asla hüküm sahibi olmuş sayılmazsınız. Şüphesiz üst otorite bireylerin beyinlerini ele geçirmek için değişik metodlar uyguluyor. İşte bu içeriğimizde bu yöntemlerden birisi olan Panaptikon'u biraz anlamaya çalışalım...
1. Panoptikon: Bütünü Gözetlemek
Panoptikon, İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham'ın 1785 yılında tasarlamış olduğu hapishane inşa modelidir. Kelime Pan ve Optikon kelimelerinin birleşiminden meydana gelir. Pan bütünü demekken Optikon ise gözetlemek anlamına gelmektedir.
2. Ne zaman gözetleneceğini bilememek!
Panoptikon, İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham'ın 1785 yılında tasarlamış olduğu hapishane inşa modelidir. Bu hapishanenin temel mantığı ise mahkumların ne zaman gözetleneceklerini bilememeleridir! Şöyle ki bir kaç katlık tek odalı hücreler ve halkanın ortasında kurulmuş bir nöbet kulesi. Hücreler mahkumların saklanmasına imkan vermiyor ve mahkumlar nöbet kulesinin içindeki nöbetçiyi göremiyorlar. Bu sebeple gözetlenip gözetlenmediklerini bilemeyen mahkumlar her zaman kurallara riayet etmek zorunda bırakılıyorlar. Nöbetçi onları gözetlemese bile bunu bilmedikleri için mahkumlar kurallara uymak zorunda kalıyor. Bentham'ın yaklaşımına göre, gözlemlenen her yanlış davranışının ceza getireceğini bilen, ama davranışlarının aslında ne zaman gözlemlendiğini bilmeyen mahkumun, aklını başına toplayarak her zaman izleniyormuşçasına davranmaktan başka seçeneği olamaz.
3. Michael Foucault: Hapishanenin Doğuşu
Michael Foucault Hapishanin Doğuşu adlı eserinde Bentham'ın tasarladığı gözetim ve denetim mekanizmasını, modern zamanlardaki iktidarın işleyiş biçimini gözler önüne seren bir metafor olarak lanse eder. Sürekli gözetim ve denetim altında tutulmakta olduğunu bilen mahkûm şahsiyet zaman içerisinde kendisini kuledeki gardiyanın gözüyle görmeye ve o gözün beklentileri doğrultusunda hareket etmeye başlar. O kadar ki artık kulede bir gardiyan olup olmadığı bile önemsizleşir, zira zaten artık mahkûm hapishanenin gözünü, otoritenin bakış açısını içselleştirmiş ve otomatikman mahkûmluk rolünü benimsemiştir. Dolayısıyla çoğu zaman kulede bir gardiyan tutmaya bile gerek yoktur artık, ne de olsa zaten mahkûmlar sürekli kulede bir gardiyan varmış gibi hareket etmeyi alışkanlık haline getirmişlerdir.
4. Gözün İktidarı
Foucault yazısında 20.yüzyılın kapitalist toplum sistemlerinde,artık iktidarın değişikliği gösterdiğinden söz eder. Artık tek kişilik ve yüzünü sürekli gördüğümüz bir kral iktidarı yerine,bilinmeyen stratejilerin uygulandığı göstere göstere cezalar yerine, insanların iktidarın yaptığı gözlem empozisyonu nedeniyle kendi kendini kontrol ettiği görünmez bir iktidar vardır.İktidar biçim değiştirmiştir.İktidar artık tamamen farklı bir otorite yöntemi kullanmaktadır. İktidar artık bir kişinin iktidarı değil ‘’Gözün İktidarı’’dır.
5. Dev Kule İktidarı
Foucault'a göre iktidar artık bilinen değil bilinmeyen, görünen değil görünmeyendir. Artık ne bir kral vardır ne de bir sultan. İnsanların iktidarın yapmış olduğu gözlem baskısı sebebiyle kendi kendini kontrol ettiği bir iktidar vardır. Foucault 21. yüzyılın dünyasının dev bir panoptikon olduğundan bahsediyor. Yani hapishanenin ortasında ki o dev kule artık tek iktidardır! Dev kule insanların asla göremediği fakat sürekli bizi izlediğine inandığımız güçtür.
6. Okullara inşaa edilen hapishaneler.
İlk başta hapishanelerde doğan bu gözetleme ve denetleme mekanizması zamanla bütün topluma sıçramıştır. Bütün kurumlara dev panoptikonlar inşaa edilmiştir. Bu sistem okullarda, hastanelerde, kışlalarda hayata geçirilir. Bir işçi fabrikada çalışırken sürekli gözetlenmez fakat eğer işten kaytarırken yakalanırsa işine son verileceğini bilir. İşçiler arasında ki bireyselleşme arttırılır ve güven duygusu azaltılır. Böylece her işçi diğerini patronlarına şikayet edebilir; bu konuda şikayet mekanizmaları geliştirilir. Bir müşteri davranışlarından hoşlanmadığı bir kasiyeri patronuna şikayet edebilir. İnsanlar iktidarın tanımına göre normal veya anormal olarak nitelendirilirler. Sistemi sorgulayan insanlar iktidarın tanımı gereği anormal olarak nitelendirilir ve toplumdan dışlanırlar. Yani normalin tanımı iktidar tarafından yapılır ve bu tanıma uymayanlar toplumdan dışlanır.
7. Süperpanoptikon
İlerleyen teknoloji ile beraber panoptikon daha da güç kazanma imkanı bulmuştur. Artık hapishaneler her yerdedir. Her gün saatlerimizi geçirdiğimiz internet, yanımızdan ayırmaya kıyamadağımız akıllı telefonlarımız aslında birer mini hapishanedir. Bu araçlar sayesinde insanların bütün hareketleri ve düşünceleri tespit edilebilmektedir. Şüphesiz buna bütünüyle kötü diyemeyiz, sonuçta terör örgütlerinin faaliyetleri veya azılı katiller daha kolay tespit edilebilmektedir. Fakat şunu sorgulamamız gerekir ki güvenliğimizi sağlamaya çalışırken acaba gerçekten kendimizi modern köleler haline mi getirmişizdir? Acaba küresel şirketler kendilerine daha fazla ayrıcalık elde etmek için terör örgütlerini kullanarak insanları korku ve paniğe itme böylece daha fazla hareket kabiliyeti elde etme amacı gütmektemidirler?
. kaynak .