Beyinde neden hassasiyet gelişiyor ?
Anne-babadan alınan genetik özellikler beyinlerimizdeki hassasiyet derecesini belirler. Doğum esnasında olan zorluklar, doğum sonrası uzamış sarılık, anne sütü almamak, beyni etkileyen çocukluk dönemi ateşli hastalıklar, kafa darbeleri, beyne kan akışını durduran hastalıklar ve büyük ameliyatlar beyin hassasiyetlerini ortaya çıkartır ya da artırırlar.
Beyin hassasiyetinin ne zararı var ?
Adı üstünde aslında. Beyni normalden daha hassas hale getiriyor. En büyük hassasiyet arttırıcı neden ise; stres ve üzüntüler.
Başında sinirsel sözü olan tüm şikayetlerin nedeni beyin hassasiyetidir. Sinirsel tansiyon, sinirsel başağrısı, sinirsel mide ağrısı vb…
Bir örnek: aynı yaş, kilo ve boyda 3 erkek. Her üçününde eşit özellikle beyin hassasiyeti var. Biri mutlu, diğeri normal, sonuncusu ise stresli. Her üçüde yerden ağır bir eşya kaldırıyor. Mutlu olanda bir sorun yok. Normal olanın hafifçe beli ağrıyor, bir süre sonra geçiyor. Stresli olanın beli ağrıyor ve tutuluyor. 5 gün istirahatle geçiyor. İşte stresin etkisi budur. Beyin hassasiyeti stresle artar. Vucuttaki tüm kasları beyin çalıştırır. Bel çevresindeki kaslar beyin hassasiyeti ve stres ile beyin tarafından iyi kontrolü bozulur. Bu nedenle ağır eşya kaldırırken bel kasları her zamanki gibi kasılır ama beyin kötü yönetim gösterdiğinden kasılma şiddeti artmış ve gevşeme sorunu olmuştur.
İyi çalışan, hassasiyeti olmayan beyin stres altında şikayet çıkarmaz. Hassasiyeti olan beyin stres altında çalışması bozulur ve sonucunda vucudu, davranış ve düşünceleri iyi kontrol edemez. Migren ve diğer başağrıları, depresyon, kulak çınlaması, sinirlilik hali, takıntı hastalığı, kişilik bozuklukları, madde ve alkol bağımlılığı, ellerde titremeler, başdönmesi, boyun, sırt ve bel ağrıları, yaygın vucut ağrıları, uzun süreli kabızlık, mide ağrıları ve hazım sorunları, nedeni bulunamayan görme, işitme vb..ile ilgili şikayetler, sinirsel olarak nitelenen şikayetlerin nedeni beyinde yer alan hassasiyetlerdir.
Beyin dilini iyi okumak hekimlerin görevidir. Hastalar öncelikle kişi olarak değerlendirilmeli, kol, bacak, kalp, mide olarak görülmemelidirler. Tıp fakültesi 1. sınıf deontoloji dersinin ilk konusu “hastalık yoktur, hasta vardır” sözü hekimler tarafından unutulmamalıdır. Her hastanın şikayeti kendine özgüdür ve sadece o hasta ile ilgilidir. Tıpta genelleme yapmak ve peşin hükümlü olmaktan kaçınılmalıdır. Beyin dilini okumadan, bedenimizin patronu beynin ne dediğini gözardı ederek doğrudan şikayet ile ilgilenmek herzaman doğru teşhis ve tedavi getirmeyecektir.
Anne-babadan alınan genetik özellikler beyinlerimizdeki hassasiyet derecesini belirler. Doğum esnasında olan zorluklar, doğum sonrası uzamış sarılık, anne sütü almamak, beyni etkileyen çocukluk dönemi ateşli hastalıklar, kafa darbeleri, beyne kan akışını durduran hastalıklar ve büyük ameliyatlar beyin hassasiyetlerini ortaya çıkartır ya da artırırlar.
Beyin hassasiyetinin ne zararı var ?
Adı üstünde aslında. Beyni normalden daha hassas hale getiriyor. En büyük hassasiyet arttırıcı neden ise; stres ve üzüntüler.
Başında sinirsel sözü olan tüm şikayetlerin nedeni beyin hassasiyetidir. Sinirsel tansiyon, sinirsel başağrısı, sinirsel mide ağrısı vb…
Bir örnek: aynı yaş, kilo ve boyda 3 erkek. Her üçününde eşit özellikle beyin hassasiyeti var. Biri mutlu, diğeri normal, sonuncusu ise stresli. Her üçüde yerden ağır bir eşya kaldırıyor. Mutlu olanda bir sorun yok. Normal olanın hafifçe beli ağrıyor, bir süre sonra geçiyor. Stresli olanın beli ağrıyor ve tutuluyor. 5 gün istirahatle geçiyor. İşte stresin etkisi budur. Beyin hassasiyeti stresle artar. Vucuttaki tüm kasları beyin çalıştırır. Bel çevresindeki kaslar beyin hassasiyeti ve stres ile beyin tarafından iyi kontrolü bozulur. Bu nedenle ağır eşya kaldırırken bel kasları her zamanki gibi kasılır ama beyin kötü yönetim gösterdiğinden kasılma şiddeti artmış ve gevşeme sorunu olmuştur.
İyi çalışan, hassasiyeti olmayan beyin stres altında şikayet çıkarmaz. Hassasiyeti olan beyin stres altında çalışması bozulur ve sonucunda vucudu, davranış ve düşünceleri iyi kontrol edemez. Migren ve diğer başağrıları, depresyon, kulak çınlaması, sinirlilik hali, takıntı hastalığı, kişilik bozuklukları, madde ve alkol bağımlılığı, ellerde titremeler, başdönmesi, boyun, sırt ve bel ağrıları, yaygın vucut ağrıları, uzun süreli kabızlık, mide ağrıları ve hazım sorunları, nedeni bulunamayan görme, işitme vb..ile ilgili şikayetler, sinirsel olarak nitelenen şikayetlerin nedeni beyinde yer alan hassasiyetlerdir.
Beyin dilini iyi okumak hekimlerin görevidir. Hastalar öncelikle kişi olarak değerlendirilmeli, kol, bacak, kalp, mide olarak görülmemelidirler. Tıp fakültesi 1. sınıf deontoloji dersinin ilk konusu “hastalık yoktur, hasta vardır” sözü hekimler tarafından unutulmamalıdır. Her hastanın şikayeti kendine özgüdür ve sadece o hasta ile ilgilidir. Tıpta genelleme yapmak ve peşin hükümlü olmaktan kaçınılmalıdır. Beyin dilini okumadan, bedenimizin patronu beynin ne dediğini gözardı ederek doğrudan şikayet ile ilgilenmek herzaman doğru teşhis ve tedavi getirmeyecektir.