ZiFiR
Platin Üye
-
- Katılım
- Şubat 28, 2013
-
- Mesajlar
- 16,572
-
- Tepkime puanı
- 374
-
- Puanları
- 323
-
- Konum
- Mars/Merkaz Mah.
‘Beyaz Yalaka’ kitabının yazarı Sarp Mogan, 15 yıl kurumsal şirketlerde çeşitli pozisyonlarda çalışıp ‘beyaz yakalı’ bir hayatın getirdiklerini yaşayan biriydi. Yüksek maaşlı bir işi, arabası, iyi bir semtte evi, bir spor salonuna kaydı ve daha birçok havalı özelliği bulunan Mogan’ın hayatı bir gün “Boğazım ağrıyor” diyerek doktora gitmesiyle değişti. Lenflerinde ve tiroidinde kanserli bölgeler olduğunu öğrendiğinde hayatı bir daha asla eskisi gibi olmadı…
Tedavisinin bir parçası olarak kurşunla kaplı 10 metrekarelik bir odada 15 gün geçirmek zorunda kalan Mogan, ‘Beyaz Yalaka’ kitabını burada kaleme aldı. Yıllarca çeşitli şirketlerde orta düzey yöneticilik, kısa bir süre de aile şirketinde genel müdürlük yapan Mogan, yedi sene önce de danışmanlık alanına geçmiş. Bu sayede onlarca şirkete girip çıkmış ve geniş bir gözlem alanına sahip olmuş. Kitabında beyaz yakalı dünyasında yükselmenin hilelerini deşifre ederken, bunun bir kişisel gelişim kitabı olmadığının altını çiziyor: “Dünyada o kadar ilginç şeyler oluyor ki her şey bir anda tersine dönebiliyor, bunu insanlarla paylaşmak istedim.”
‘Bu kitap benim isyanım’
Kitabında yükselmek için gerekli olan imajı, kullanılması gereken plaza dilini, kimlerle arkadaşlık edilmesi gerektiğini, hangi semtlerde oturulmasının daha doğru olduğu gibi beyaz yakalı dünyasına ait kilit noktaları deşifre eden Mogan, kitabı yayımlanana kadar hem kendi hayatında hem de toplumsal olarak birçok değişim olduğunu anlatıyor: “O bir yıl içerisinde hastalığım nüksetti ve yeniden ameliyat olma durumum oluştu ama daha önemlisi ‘beyaz yalaka’ dediğim kişiler Gezi sürecinde sokağa çıkıp direndi.” Mogan gördükleri karşısında acaba kitapta onlara fazla mı yüklendim diye kendiyle çelişkiye bile düşmüş: “Danışmanlık yaptığım şirketlerde ‘Fight Clup’ görüntüleri vardı. Birçok kişinin gözleri kıpkırmızı, laptop çantasının yanında maskesi asılı duruyordu. Belki de bu insanların deşarj olmaya ihtiyaçları vardı. Çocukken tüm oyuncakları sokak çocuklarına verilip eline test kitabı tutuşturulan bir kitleden bahsediyoruz.”
Kendisini de bu kitleden farklı bir yere koymayan Mogan çocukluğundan itibaren motivasyonunun hep bir sonrakine ulaşmak olduğunu anlatıyor: “Hayatımda önce iyi bir fen lisesine girmeye güdülendim, ardından iyi bir üniversite… Puanı en yüksek bölüm endüstri mühendisliğiydi ve ona girdim. Ardından en iyi şirkete girmeye çalıştım. Girdikten sonra da bir üst pozisyonumdakinin yerini almaya çalıştım. Domino taşı gibi, biri diğerini düşürüyordu. Taa ki bu hastalık bir önümdeki taşı kaldırana ve ben boşluğa düşene kadar. Benim bu otomatik düzeni fark etmem için yukarıdakinin müdahalesi gerekiyormuş.”
‘Patronlar var ve biz varız’
Mogan, beyaz yakalılardaki bencillik kültüründen de şikâyetçi ama bunun sadece plazadakilere değil tüm topluma ait bir problem olduğunu düşünüyor. “İnsanlar ne olduklarının farkında değil. Patronlar var, işçiler var arada da biz varız gibi düşünüyorlar. Aslında patronlar var ve biz, hepimiz varız. Yasalar önünde zaten böyle bir fark yok” diyen Mogan kamuda ve özel sektörde binlerce asgari ücretle çalışan taşeron olduğunu ancak plazalarda oturanların bu durumu umursamadığını anlatıyor. “Plazadakiler de bir şeyin taşeronluğunu yapıyor ve ses çıkarmayarak kendi haklarını yitiriyor. Ben 90’larda mühendis olarak işe başladığımda işçilerin Doğan, Şahin gibi markalarda arabaları vardı ve onlarla işe gelirlerdi. Şu an böyle bir durum söz konusu değil. Çalışanların artık kendilerinin ne olduğunu görmesi gerekiyor.”
İnsanların gerçek bir özgürlüğe sahip olmadıklarını söyleyen Mogan, bugün beyaz yakalılar arasında depresyon oranının çok yüksek olduğunu ekliyor. Okullarda çoktan seçmeli modelle büyümüş insanların kendilerine verilen üç-beş seçenek içerisinde bir seçim yapmayı kendilerine verilmiş özgürlük zannetiklerini anlatıyor: “Vizyonda dört-beş film var ama insanların konuştuğu filme gitmek istiyorsunuz. Çünkü ertesi gün siz de o muhabbete dahil olmalısınız. Hayatta yüzlerce seçenek var ama bunu görebilen yok. Bu seçeneksizlik hissi insanları depresyona sürüklüyor.”
Mogan’a bu sorgulama sürecinden sonra yaşamında neleri değiştirdiğini sorduğumda şöyle diyor: “Şu anki işim danışmanlık olduğu için gerçekten mutlu olduğum işlere gidiyorum. Artık ayda on günden fazla çalışmıyorum. Böylece kendime ve gerçekten mutlu olabileceğim aktiviteleri yapmaya daha çok vaktim kalıyor. Bir de daha çok toprakla ilişki kurmaya çalışıyorum. Yıllarca evden arabaya, arabadan plazaya, oradan belki bir AVM’ye giderken hiç üşümediğimi, hiç terlemediğimi fark ettim. Bu da beni mutsuzlaştırmış, doğal olana daha çok yaklaşmak gerekiyor.”