"Jonathan Caroll bir sihirbazdır
Size gözlerini verir ve dünyayı bir daha asla aynı şekilde göremezsiniz
" Neil Gaiman
"Jonathan Carroll
Jim Carrey kadar komik olmadığı zamanlar Hitchcock kadar korkutucudur
" Stephen King
"Jonathan Carroll'ı okumak
bölümleri Dostoyevski ya da Italo Calvino tarafından yazılmış X-Files'ı ya da Alacakaranlık Kuşağı'nı izlemek gibidir
" Pat Conroy
Başarılı bir reklamcı ve kadın avcısı olan başkahramanımız Vincent Ettrich kansere yenildikten sonra
uğruna karısı ve çocuklarını terk ettiği tek aşkı Isabelle Neukor tarafından
doğmamış oğulları Anjo'nun ruhu yardımıyla
yeniden hayata döndürüldüğünü öğrenir
Anjo'ya aktarmak üzere
ölüm tecrübesi sırasında öğrendiklerini hatırlama çabasıyla olayların içinde sürüklenirken onu yeniden Araf'a çekmeye çalışan
insan bedenine bürünmüş kaosla başa çıkmak zorunda kalır
Isabelle
Anjo ve koruyucu meleği Coco Hallis'in yardımlarıyla her seferinde ondan kaçmayı başarır
Ta ki
Jonathan Carroll 'mozaik
Tanrı
ölüm
Araf
kaos
aşk' çerçevesinde yarattığı eserinde her zaman aklımızı karıştıran sorulara alışılmış kalıpların dışında cevaplar veriyor
Ve bu da Beyaz Elmalar'ı yalnızca metafiziksel olaylar üzerine kurgulanmış bir roman olmaktan çıkarıp her bir sayfada bir yerlere not alma isteği uyandıran bambaşka bir eser haline getiriyor
Öykü dalında (Dünya Fantazya Ödülü) Öykü dalında (Bram Stoker Ödülü)
Kahkahalar Ülkesi ile (İmgelem Büyük Ödülü) Roman dalında (İngiliz Fantazya Ödülü) Öykü dalında (Pushcart Ödülü)
Beyaz Elmalar ya da Ölü olmadığınıza emin misiniz?
Her ne kadar uzun yıllardır küçümsenegelse de
nihayet edebiyatın klasik edebiyat dışındaki diğer alt türleri kendilerini ispatladılar
Yayımlanan kitapların edebi niteliğine - değerine bakmadan sadece ait oldukları tür nedeniyle eleştirilmesi doğrusu büyük haksızlık
Yiğidi öldürüp hakkını yemeyeceksek
kabul etmemiz gerekir ki
bütün klişeleri ve alışkanlıkları bir yana bırakıp
yeni bir dünya yaratmaya kalkışmak başlı başına bir cesaret örneği
Bugünlerde yayımlanan Beyaz Elmalar'sa türünü pek açık etmiyor
ama yazarı Jonathan Carrol
aşka
hayata ve ölüme dair bu romanda bize etkileyici
lezzetli bir edebi şölen sunuyor
Türkçe okurunun Kahkalar Ülkesi adlı romanıyla (İthaki -2006) tanıdığı
1988'de ve 1995'te öykü dalında Dünya Fantazya ve Bram Stoker Ödülleri'ni almış olan Carrol'ın
son romanı Beyaz Elmalar'da da iddialı olduğunu söylemek mümkün
Bu iddianın sırrıysa romanın bilimkurgudan polisiyeye uzanan olaylar örgüsünün güzel bir anlatımla birleştiğinde ortaya "türler üstü" bir kitap çıkarmış olması
ki
bu türlerde yazılmış kimi kitapları her zaman kolaylıkla okuyamayan klasik edebiyat tutkunu ben bile
ilk kez farklı türden bir kitabı bu kadar sevdim
İnsanın en büyük travması olan ölüm ve ölümsüzlük
öte-dünya
ölümden sonra hayat gibi olguları bir aşkın üzerinden anlatırken
aşk odaklı bir bilimkurgu-polisiyeye imza atmış Carrol
Hastalığı nedeniyle ölen
ama bunun farkında olmayan
"insanları ketçap
peçete ve sıradan otomobiller" kullanmaya teşvik eden
yine de ne iş yaptığı sorulduğunda reklamcılık yerine -içinde yaratıcı geçen her iş kadınları etkilediği için- "yaratıcı danışman" diye cevap veren
Vincent Ettrich'in kafası
yeni tanıştığı
-herkesin karşısına başka bir şekilde çıkan- kadının anlattıklarıyla allak bullak olur
Çünkü kadın
romanın ana eksenini de oluşturan bir mozaikten söz etmektedir
Herkesin hayatıyla
daha doğrusu ölerek eklendiği
Bütün yaşamlar Mozaiğe eklenir
İki tür mozaik vardır kitaba göre
ilki insanın kendisinin yarattığı- yaşadığı hayattır
Bitince
bu yaşam daha büyük bir mozaiğin parçası haline gelir
Bu büyük mozaikse ölüm'dür
Buna göre
insanın yaşamı sona erdiğinde öleceğini sanması bir yanılgıdan başka bir şey değildir
çünkü yaşamı sona eren insan önce Araf'a gider
orda ölümün ne olduğunu ve ona nasıl uyum sağlayacağını öğrenmelidir
Daha sonra mozaiğe eklenecektir
Yani herkes kendi çinisini - yaşamını mozaiğe ekler ve tüm parçalar bir araya geldiğinde tekrar ayrılıp etrafa dağılır
Tekrar tekrar yaşanacak
hiç sonu gelmeyen bir süreçtir bu
belli bir mesafe katettikten sonra geri dönülür
dönüş yolundaysa tümüyle farklı bir görünüm kazanılır
Bu yüzden de yeniden bir araya gelindiğinde öncekinden tamamıyla farklı bir mozaik oluşturulur
"Bir yaşam yaratırsın ve sonra o son bulur
Ama yarattığın o varlığa ne olacaktır? Gözler sonsuza dek kapanınca o da yitip gidecek midir? Bu hiç mantıklı değil
Koca bir yaşamın birikimi olan onca enerji
tecrübe ve hayal gücü boşa mı gidecektir? Kalbin durmasıyla beraber yetmiş yıllık gelişim ortadan kaybolabilir mi?"
Romanın alt-metnini insanın ölümü anlama çabası ve hatta ona meydan okuyuşu ve ölümle hiçbir şeyin aslında bitmediği
ve hiçbir hayatın boşuna yaşanmadığı
her hayatın biricik ve değerli olduğunun vurgulanması olarak okumak da mümkün
Çünkü yaşamın anlamı
ölüm ve sonrası her zaman merak konusu olageldi insan için
Aşk ve Anjo
Aynı zamanda tutkulu bir aşkın da kahramanı olan Vincent'ın hayatı da
cevapların onu çok zorladığı sorularla doludur
Ne mozaikten
ne araftan haberi vardır
ölmüştür
ama öldüğünü karnında onun çocuğunu taşıyan sevgilisi dışında kimse hatırlamamaktadır
Çünkü sevgilisi İsabelle Neukor
adı Anjo olan ve değişik şekillere bürünüp annesiyle konuşabilen bebekleri sayesinde onu Araf'tan geri getirmiştir
Bu bebek
üstün bir beyin'dir ve bizzat mozaik tarafından
babasını ve annesini
bilinç kazanan
mozaiğin değişmesini istemeyen kargaşa'ya karşı korumakla yükümlüdür
Vincent Ettrich
bütün bu süreçte bolca şaşkınlık ve hayal kırıklığı yaşayacak
kimleri gerçekten tanıdığına
kimlerin başka şekillere bürünmüş ölmüş bedenler olduğuna dair ciddi tereddütler hissedecektir
Bu nedenle evindeki giysi dolabının en gizli köşesine
tanıdığı
onun için önemli insanlarla ilgili notlar bırakır; sevgilisiyle tanıştığı yer
en sevdiği üç yemek
çünkü Vincent Ettrich
sürekli bir unutma hali içindedir
"Ruhun yeniden hayat bulmasına ilişkin okuduğu bir makaleyi hatırladı
Bu makalede konunun uzmanı bir kişiye
ölümden sonra tekrar hayata dönülebiliyorsa neden önceki yaşama dair hiçbir şey hatırlanamadığı soruluyordu
Uzmanın verdiği yanıt öylesine yerli yerine oturuyordu ki
Ettrich gülmekten alamamıştı kendini: 'Daha iki gün önce öğle yemeğinde ne yediğimi hatırlamazken Antik Mısır'da yaşamanın neye benzediğini hatırlamamı nasıl beklersiniz?'
Bunları düşünerek gülümseyen Ettrich gözlerini masanın üzerinde gezdirdi
Avusturya'da yaşayan Isabelle'den almış olduğu eski bir mektubu görüp tam ona uzanıyordu ki
telesekreterin mesaj ışığının yandığını fark etti
O dışarıdayken birisi aramıştı besbelli
onu asıl sersemleten
konuşmaya en çok ihtiyaç duyduğu kişinin onu aramasından çok
verişen numaranın kendininkiyle aynı oluşuydu
böyle devam ederse keçileri kaçıracağına emindi
Başka bir uğraş bulmak üzere etrafına bakındı ve İsabelle'in mektubunu alıp okudu
'Sana her yazışımda
söylemem gereken çok acil bir şeyler oluyor Vincent
Büyük önem taşıyan şeyler
Ufak bir ayrıntı
bir bakış
bir ses
bir inanç
bir anı
bir düş
şehir mezarlığında üzerinde ismi yazılı olmayan siyah çelikten bir mezar taşı
o gün yanında özürlü oğluyla yemek yerken seninle birlikte izlediğimiz adam
bir öpücüğün bıraktığı koku
yanaklarıma süzülen gözyaşları
seninle acilen paylaşmam gereken şeyle oluyor hep
Çünkü sen benim için önemlisin
beni anlıyorsun
çünkü yaşamıma anlam kazandırdın ve daha pek çok neden
"
Bütün bu olaylar örgüsü
mozaik
kargaşa
anne karnındaki konuşan bebek
henüz ölmekte olan birinden çoktan ölmüş bir başkasına geçen 'numen' adlı maddeyle tekrar kavuşulan kalp atışları ve yaşamsal olgular; hayal gücünün sınırsızlığının ve ihtişamının nasıl büyüleyici olabildiğinde bir kere daha hemfikir kılıyor bizi
Ve bu romanla Carrol
bildiklerimizin sınırlarını zorlayarak
bizi hayata ve kendimize dair her şey üzerine bir kere daha
bir kere daha düşünmeye davet ediyor
Cevaplara boş verip
soruları çoğaltmak için